banner279

Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç, birbirinden herhangi bir şekilde hesabı ya da alacağı olan ya da devletle bir hesabı olan vatandaşların kendi aralarında hesaplaşmaları daha doğrusu alacak-verecek hesabını kapatıp, helaleşmeleri için özel masalar oluşturup, yüzyıllar öncesinden gelen ancak unutulmaya yüztutmuş bir geleneği yeniden başlatacaklarını söylemişti.

Geçtiğimiz yılın Temmuz ayında yazılı ve görsel basında bu yönde açıklamalarda bulunan Şükrü Genç, “Türkiye’nin içinde bulunduğu şu sıkışık dönemi en az hasarla atlatmanın yolu kendi kültürümüze, özümüze, folklorumuza dönmektir. Helalleşme masaları kurmamız gerekiyor. Musalla taşına gitmeden önce helalleşmenin şimdiden ortamını yaratmamız lazım. Ben bu sözü duyunca çok duygulandım. Çok geç kalma durumunda bu işlerin çözümsüzlüğü de çok net bir şekilde çıkacaktır. Bizim temelimizde geleneklerimiz var. Bu konuda akademisyenlerden, toplumun her kesiminden insanları bir araya toplayacağız. Musallada herkes 'helal ediyorum' diyor ama o anlık bir söz. Neyi kandırıyoruz biz? Biz gerekirse bu masayı Mardin’de, Diyarbakır’da da kuracağız. Türkiye’nin içinde bulunduğu problemleri hemen çözebilecek, olaylara objektif bakabilen insanlar burada olacak” demişti.

Ben de başkanın konuyla ilgili açıklamasını haber olarak yayınlayıp, toplumun bilgi sahibi olmasını sağlarken içimden “helal olsun Başkana, ne kadar düşünceli biri. İnsanlar arasındaki barışa katkıda bulunmak, birbirlerine karşı vicdanlarını rahatlatmak ve toplumun sorunlarını çözmek için ne kadar anlamlı ve doğru bir adım atıyor” diye geçirmiştim. Hatta bu düşüncemi kendileriyle de paylaşmıştım.

Ancak aradan uzun bir süre geçtiği halde bu konuyla ilgili ne bir girişim ne de yeni bir açıklama duydum. Yapılsaydı mutlaka bilgi sahibi olurdum. Çünkü bunu halka anlatmak ve duyurmak en başta gazeteci olarak benim görevim ama olmadı.

Neden böyle oldu bilemiyorum. Acaba Sarıyer’de, İstanbul’da ya da Türkiye’de kimsenin kimseden alacağı mı yok, ya da insanların birbiriyle ya da devlet kurumlarıyla bir sorunu mu yok. Anlamadım.  Ama bildiğim kadarıyla Sarıyer ve onun gibi İstanbul'un birçok ilçesinde yaşayan insanların çok çeşitli sorunları var.

Devletle olanlar bir yana, kişilerin birbirleriyle, kurum ve kuruluşlarla da “arazi”, “tapu”, “mülkiyet” gibi birçok meselede önemli sorunları var. Anlaşıp, hallolması gereken konular bunlar. Mutlaka da çözülmesi, aradaki anlaşmazlığın giderilmesi, alacaklının alacağını alması, borçlunun borcunu ödemesi gerekir. Yoksa borcu olan öteki dünyaya kul hakkıyla gitmiş olur ki bunun hesabını vermenin zor olduğu da herkesce malum.

Aslında atalarımız ne kadar iyi yürekli ve hak yemeyen insanlarmış. Bunun için de böyle güzel gelenekleri, yaşama geçirip, uygulamışlar. Şimdileri ise bazı kötü niyetli insanlar birbirlerini çarpmak, devleti dolandırmak için fırsat kolluyor. Bunların sayısı da güç geçtikçe artıyor.

Ama Başkan Şükrü Genç’ten bu geleneği yaşama geçirmesi için beklenti içinde olanlar oldukça fazla. Zor bir mesele ama olmayacak bir şey değil. İyi aracılık etmek, tatlı dille, gönül bolluğu ile meseleleri çözmek gerek. Ama kimsenin alacağını, hakkını kimsede bırakmamak lazım. Herkesin vicdanı da yüreği de rahat olacak. İnsanların, “hakkımı yediler, böyle helalleşmek mi olur” dememesi lazım.

Ben bundan yanayım. Ne kimsenin hakkı bende kalsın ne de bir başkası benim hakkımın üstüne yatsın. Şahsen benim birine bir lira borcum olsa o gece uyuyamam. Biri de benim hakkımı yese, alacağımın üstüne yatsa çok üzülürüm.

Üzüntümün birinci nedeni, beni çarpmaya, dolandırmaya kalkan biriyle iş yapmış olmam, ikincisi enayi yerine konulmuş olmam. Yoksa para önemli değil. Kaybetsem, çaldırsam belki içimde bir umut olur, bulunur belki derim. Ama bunun bile bile yapılması, iyi sözlerle borçlanıp, sonra  birden ters dönerek kişinin alacaklısını tanımamazlıktan gelmesi doğru değil. İnsanlar birbirlerine bu yüzden hasım oluyor, aralar bu yüzden açılıyor..

İşte bu nedenledir ki Başkan Şükrü Genç’in ortaya attığı fikir çok önemliydi ama bir türlü yaşama geçmedi. Ama ben hala ümitliyim. “Belki” diyorum..!

Düşünsenize, örnek veriyorum; biri benden beş yıl önce on ton domates alıyor. Kilosu bir lira. Ne eder, on bin lira. Malı teslim edince bin dolar veriyor. Doların kuru o zaman iki lira. Yani iki bin lira ödüyor. Sekiz bin lira alacağım kalıyor. Aradan geçen sürede dolar devamlı yükseliyor, beş, altı, yedi lirayı buluyor. Şimdi beş lira diyelim. Benim alacağım kaç liraya çıkmış olur? Beşle sekizi çarpalım etti mi kırk bin lira. Ama adam vermiyor. Haa bir de diyor ki “bu parayı vermem için önce kazanmam lazım”.

“Ne yaptın arkadaş o kadar domatesi, yedin mi? Mutlaka satmış veya bir yerlere vermişsindir” desen ne fayda..

Eeee..! O zaman ver borcunu? Vermiyor.. Gel de böylesiyle helalleş.

Yani Başkana ve bu konuda görev üstlenecek kişi ve kuruluşlara büyük görev düşüyor. Helalleşmek, helalleştirmek gerek..!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner265

banner183