banner279

Son zamanlarda kendimi televizyonlarda yayınlanan eski şarkı türkü programlarını izlemeye verdim. Youtube’den bulup izliyorum, dinliyorum, kendimce eğlenmeye çalışıyorum. Yoksa kafayı sıyıracağım.

Eskiden televizyon gerçekten de eğlence aracımızmış, kıymetini bilememişiz. Hemen hemen her gece bir eğlence programı mutlaka olurdu. Sanatçılar çıkar, konserler verilir, şovlar yapılırdı. Çoluk çocuk cümbür cemeat televizyonun karşısına geçer ha çıktı ha çıkacak diye ünlü sanatçıların programlarını beklerdik. Hatta oyun havaları çalmaya başladığında bazıları çıkar ortada oynar, etrafındakiler de alkış tutardı.

Şimdi o programları arşivden çıkarıp izlerken gerçekten de neler kaybettiğimizi çok iyi anlıyorum. Belki son on onbeş yıl içinde doğanlar, seksenli, doksanlı yılların havasını solumadıkları için neden bahsettiğimi pek anlayamazlar. Biz birbirine düşman gibi bakan siyasetçilerin konuşmalarıyla bile eğlenirdik.

Hele televizyonda bir açık oturum programına çıkıp tartışmaya başlamasınlar, boks maçı seyreder gibi seyreder, bazen de kahkahalarla gülerdik.

Mizah dergilerindeki karikatürler, gazetelerdeki eleştiri dolu haberler, hicivler, çizgiler eğlence kaynağımızdı.

Bazen ekonomi bozulurdu, döviz fırlardı, benzine mazota zam yapılırdı, yoksulluk yine vardı, işsizler çoktu, sokaklarda kavda dövüş de olur, insanlar cinayere kurban da giderdi ama şimdiki kadar mutsuz değildik. En azından iş bulursak çalışır, çalışırsak kazanır, geçinip gideriz diye düşünür, avunurduk. Hayallerimiz vardı, hayallerimizi gerçekleştirme adına ümidimiz vardı.

Ne oldu birden bire tam olarak bilmiyorum ama şimdi geçmişle, geçmişte yayınlanan televizyon programlarıyla avunur olduk. Sanki keyfimiz kaçmış gibi, sanki ümidimiz bitmiş gibi, sanki üzerimize kara bir bulut çökmüş gibiyiz. Biz bir şeylerimizi kaybettik ama tam olarak neyi kaybettiğimizi de bilemiyoruz.

Eskiden durduk yere “kalkın biraz gezelim” derdik, aklımıza gelir, çat kapı komşuya ya da yakın bir arkadaşa geçer, saatlerce çene çalar, havadan sudan konuşurduk. Televizyonda bir dizi filmin yeni bölümünün yayınlanmasını heyecan içinde beklerdik. Uzaktaki bir yakınımızın sesini duyabilmek için saatlerce telefon sırasına girerdik. Otobüslerde saatlerce şehirlerarası yolculuk yapmak bizi yormazdı. Yolculuklarda arkadaşlar edinir, maceralar yaşar, anılar biriktirirdik.

Herşey hızlandı, zamanı ise tutmak zaten imkansızdı şimdi imkansızın da imkansızı. Televizyon dizilerinin biri bitiyor biri başlıyor, kanaldan kanala atla zıpla, ne istersen seyret, istersen kendi filmini çek oynat.

Cep telefonunla dünyayı dolaş, Meksika’daki sevgilini ara, Hindistan’daki arkadaşının hatırını sor, askerdeki oğluna “nöbet nasıl gidiyor” de.. Hayatın akışı değişti, insanların bakışı değişti, toplumun gidişi değişti ve dünya değişti.

Ve biz hergeçen gün bir önceki günü  arar olduk. Ne kaybettiğimizi tam olarak bilmiyorum ama hepimizin içinde, yüreğinde, beyninde bir şeyler eksildi ve yerini de hiçbir şey dolduramıyor. Giden gitti, ah vah etmenin faydası yok. Bundan sonrasına bakmak, eldekinin kıymetini bilmek, hepten kaybetmemek gerek.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner265

banner183