banner279

Son dönemde gazetecilik ve gazetecilerin sorunları gündemde fazla yer işgal etmeye başladı. Çünkü yüzlerce gazeteci işsiz, çok sayıda gazete kapısına kilit vurma noktasında. Hem kişisel hem de kurumsal olarak medya sektörü çaresizlik içinde kıvranıp duruyor. Ve basın sektörüne yıllarını vermiş emekçiler hep birbirine şu soruyu soruyor, “Ne olacak bu gazetecilerin hali?”. Bunu genci de soruyor, yaşlısı da..

Kısacası “nereye gidiyoruz? demeye getiriyorlar.

Ben de onlara şunu soruyorum, “Nerden geldik ki nereye gidelim. Geldiğimiz yer neresiydi, hangi noktadaydık da bu noktaya geldik?”

Evet, bu konuya kafa yoranlar önce bu sorunun cevabını aramalı. Hiçbir şey yoktan var olmaz, bir şeyin sonucu varsa nedeni de vardır.

Gazetelerin ve gazetecilerin içinde bulunduğu ya da bu noktaya getirilmesinin nedeni olarak en başta siyasi iktidar suçlanıyor. Elbetteki siyasi iktidarın bu konuda sorumluluğu ve etkisi oldu. Her iktidar gibi mevcut iktidar da yanlışlarının görülmemesini istedi, eleştirilmek, tenkit edilmek istemedi. Yani destek bekledi. Sonuçta gelinen nokta ortada “havuz medyası” denen bir şey ortaya çıktı, gazetecilik can çekişiyor..

Peki, bu güne gelene kadar, o kendilerine duayen yakıştırması yapılanlar, şanlı büyük Türk gazetecileri, köşe sahipleri, binlerce dolar maaşı alıp da, alt kadrolarda çalışanlar için, hele hele “taşra muhabiri” denilerek, ikinci sınıf gazeteci muamelesi yapılan Anadolu’daki basın emekçileri için ne yaptılar? Sahip çıktılar mı, onların hakkını savunmak için patronun karşısında durdular mı, sosyal haklarını, almaları için destek verdiler mi?

Hep kendileri okunsun, hep kendileri alkışlansın, hep kendileri el üstünde tutulsun istediler, bunun için çalıştılar, bunun için koltukları işgal ettiler.

“Gelecekte benim yerime alacak genç bir gazeteci arkadaşıma el vereyim, destek vereyim, onu yetiştireyim” diyerek, bu yolda çaba harcayan kaç gazeteci var..?

Şimdi gazetelerden emekçi kardeşlerimiz kovulunca hep birlikte ağlaşıyoruz..!

Oysaki bugüne kadar yüzlerce gazeteci kapının önüne koyuldu. Binlerce emekçi basın mensubu sömürüldü, sigortaları yapılmadı, kadroları verilmedi, fazla mesai ücretleri ödenmedi, yıllar süren tazminat davaları sonucu ellerine avukat parası kadar tazminat geçmeyen oldu.

Bu ‘böyük! gazeteciler’ onlar için ne yaptı? Ben söyleyeyim; hep tepeden baktılar, hep küçümsediler, hep hor gördüler. Timsah gözyaşları döküp, sahip çıkıyor görünüp, sonra da sırtlarını döndüler.

Gazeteci haklıyı savunandır, gazeteci, adaletten, haktan, hukuktan yanadır, gazeteci aydın insandır, gazeteci bilgili, görgülü, duyarlı, duygusal, okuyan, yazan kişidir.. Peki tüm bu özellikleri kendilerinde barındıran, barındırması gereken bir mesleğin mensupları ne oluyor da bu duruma düşüyor, düşünmek gerekir.

Öyle başkasını suçlamak kolaydır. Adama “sen ne yaptın peki?” diye sormazlar mı.

Ben şahsen bu mesleğe 37 yılını vermiş emekçi bir gazeteci olarak, gazeteciliğin düştüğü bu çıkmaz ve var olmakla yok olmak arasında kalmışlığa neden olarak, daha çok kraldan çok kralcı, kendinden başkasını düşünmeyen, hak ve haklıdan yana görünüp, cebine çalışan, hiçbir bir zaman meslektaş olarak kabul edemeyeceğim, etmediğim o kişileri görüyorum. Ve onlara gerçekten çok kızıyorum..!

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner285

banner284

banner272