banner279
banner246
29 Ocak 2020 Çarşamba 14:10
YA İSTANBUL’DA OLSAYDI?

Türkiye coğrafi konumu itibariyle depremi gündeminden hiçbir zaman çıkartamıyor. Geçtiğimiz aylarda 5,7 şiddetinde İstanbul’un sallanması ve son olarak Elazığ’da 38 kişinin hayatını kaybetmesine, bin 607 kişinin yaralanmasına ve binaların yıkılmasına neden olan Elazığ depremi, herkesin aklına  beklenen büyük Marmara depremini getiriyor.

PROF. DR. ŞENGÖR: “BÜYÜK İSTANBUL DEPREMİ  7,6 BÜYÜKLÜĞÜNDE OLACAK”

İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü'nden Jeoloji Profesörü Prof. Dr. Celal Şengörkatıldığı bir televizyon programında Silivri ile Küçükçekmece arasındaki alanda fay hattının hareket etmemesini "tehlikeli bir durum" olarak nitelendiriyor.

Şengör, "Silivri ile Küçükçekmece arasındaki alanda mikrodeprem bile yok. Çok az var. Bu fayın kilitlendiğini gösteriyor. Deprem olmaması demek mutlaka kilitlendiği anlamına gelmez. Fakat deniz altında yapılan çalışmalar gösterdi ki; hareket etmiyor bu fay. Bu çok tehlikeli. Büyük İstanbul depremi maksimum 7,6 büyüklüğünde olacak. Büyüklüğünü tahmin edebiliyoruz ama sınır vererek" diyor.

İTÜ Jeoloji Bölümü Başkanı Prof. Ziyadin Çakır ise yaşanan 5,8 büyüklüğündeki depremi "1999'dan beri beklenen İstanbul depremini etkileyen ve öne çeken en büyük deprem" olarak görüyor.

Jeofizik Yüksek Mühendisi Prof. Dr. Övgün Ahmet Ercan, yaptığı açıklamalarda, Silivri açıklarında yaşanan depremlerin yerkabuğunu kırmak için yeterli bir güç birikimi sağlamadığını ancak bunun "Ben seni uyarıyorum, daha büyük bir deprem yapacağım" demek anlamına geldiğini söylüyor.

“50 BİN YAPI YIKILIR, 3 MİLYON İNSAN EVSİZ KALIR”

İstanbul’un depreme kesinlikle hazır olmadığını söyleyen bir diğer isimse TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Sekreteri Oktay Kargül. “1999 Gölcük depreminden sonra geçen 20 yıl içerisinde yapılan bazı çalışmaların tozlu raflara kaldırıldığını söyleyen Kargül,  JICA planı olarak bilinen  "Afet Önleme-Azaltma Temel Planı" ve 2000 yılında Başbakanlık Genelgesi ile 20 bilim insanı ve araştırmacı ile oluşturulan “Ulusal Deprem Konseyi” gibi çalışmaların önemli olduğunu  ancak bunların sadece tozlu raflarda kaldığını belirtiyor.  Kargül,  JICA planınını  dönemin İBB yönetiminin fiili olarak uygulamadığını ve Ulusal Deprem Konseyi’nin  ise 2007 yılında lağvedildiğini ” söylüyor.

Deprem ile birlikte, beklenen tsunaminin ve çarpık kentleşmenin, yıkımın şiddetini katbekat arttıracacağını söyleyen Kargül, “İstanbul’da yaklaşık 1 milyon yapı var. İstanbul’un engebeli arazi yapısı ve artan kentleşmeye bağlı olarak yükselen betonlaşma faaliyetleri nedeniyle kent taşkın riski altındadır. Tsunamiden en fazla etkilenmesi beklenen bölgeler Kasımpaşa, Alibeyköy, Küçükköy, Maltepe, Kartal, Bağcılar, Esenler, Bayrampaşa, Zeytinburnu, Sarıyer, Tarabya, Beşiktaş ve Bahçelievler’dir. Birinci ve ikinci köprü arasında gelişen bölgelerde bulunan yerleşimler yapı stokları açısından riskli alanlardır. ‘En iyi’ ihtimalle 50 bin yapı yıkılacak, 135 bin bina kullanılamaz hale gelecektir. Bunun nüfus karşılığı ise yaklaşık 3 milyondur. ‘En iyimser’ tabloda minimum 3 milyon insan evsiz kalacaktır” diyor.

"TOPLANMA ALANLARI KRİTERLERE UYGUN DEĞİL"

Basına açıklamalarda bulunan TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Nusret Suna, deprem toplanma alanlarının, deprem ulaşım güzergâhlarıylabağlantılıolmasını ve kolayulaşılabiliryerlerdebulunması gerektiğini söylüyor. Suna, "Okul vecamibahçelerinin, parkların, boşarazilerin, hattadolgu alanlarının, toplanmaalanıolarakbelirlenmesinindoğruolmadığını vedepremtoplanmaalanlarınınmümkünolduğuncamahallebazındabelirlenmesigerektiğini dile getiriyor.

“Afet ve Acil Durum Toplanma Alanı” tabelalarının olduğu yerler için deprem toplanma alanı kriterlerine uygunluktan bahsedilemeyeceğini belirten Suna, "Yaşlılarınveengellilerinulaşımınauygunolması, bunedenle de mümkünolduğuncadüzveengebesizarazideyeralmasıönemli. Ayrıca ikincil (yangın, doğalgazpatlaması, selvb.) tehlikelerden de uzakolmasıgözetilmeli" şeklinde konuştu. Dünyada en çokdepreminyaşandığıülkelerdenbiriolanJaponya’nın depremtoplanmaalanıolarakkentparkları, spor salonları ve kamubinalarını kullandığını söyleyen Suna, "Bu alanlarda su temini, ısınma, elektrik, iletişim, sağlık, altyapı vb. hususlar hazır bulundurulmaktadır. Biz ise şu anda kağıt üzerinde bile bunlarıplanlamışdeğiliz" diyor.

DEPREME KARŞI CİDDİ ARAŞTIRMALAR YOK

Üç ay önce Elazığ’ı depreme karşı uyaran Prof. Dr. Naci Görür’e göre; Erzincan ile Karlıova arası, İstanbul, Biga Yarımadası, Maraş Türkoğlu ve Amanoslar tetikte.

  • Maraş Türkoğlu’nda meydana gelebilir: Daha önce uyarmıştım, “Elazığ Sivrice’de olabilir demiştim”, orada oldu. Şimdi Doğu Anadolu Fayı üzerinde, mesela Kahramanmaraş’ın güneydoğusu, Türkoğlu civarı orada en son deprem 1513’te olmuş. Sene 2020’ye geldi, daha deprem yok. Zamanında depremin büyüklüğü 7.4, yani orada da olabilir.
  • Amanoslardan endişe ediyoruz: Amanoslar ve Hatay civarında, 1823’te deprem olmuş. O tarihten beri bir şey yok. Şimdi oradan endişe ediyoruz.
  • Karlıova ve Palu arasından kuşkuluyuz: Keza Karlıova ile Elazığ Palu arası ve Bingöl kesiminden kuşkumuz olabilir.
  • İstanbul için ‘deprem geliyorum’ diyor: İstanbul zaten bas bas bağırıyor, bekliyoruz diye… İstanbul derken, Marmara’yı kast ediyorum.
  • Biga Yarımadası’nda küçük depremler: Bursa taraflarının bulunduğu yerlerde, büyük ölçüde 99 depremleri ile enerji boşaldı, stres azaldı. Fakat Biga Yarımadası üzerinde, bu kuzey Anadolu Fayı’nın güney koluna bağlı olarak bazı küçük depremler olabilir. İzmir bölgesi de olabilir. Dolayısıyla bunlar kuşkulandığımız hususlar ama her tarafı, tekerrür periyodu bilinmiyor. Uzun süreli ve ciddi araştırmalar da yok, bizim bilmediğimiz, söylemediğimiz yerlerde de deprem olabilir.

DEPREMDEN ÖNCE HAREKETE GEÇİLMELİ

Prof. Dr. Naci Görür, alınması gereken önlemlere değindi. Faylar üzerinde ciddi araştırılmalar yapılması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Görür, şöyle konuştu: “Devlet bir şeyler yapıyor. Deprem olduğu dönem devlet diyor ki, ‘Gideriz her türlü destek veririz, göçükten kurtarırız, bina yaparız’, bu afet yönetimidir. Bunun zaten yapılması gerek. İnsanlar depremde yerin altında kalmış, kim yardım etmez ki? Devlet bütün planlarını bunun üzerine yapmaz, ‘Hele bir afet olsun, Allah büyüktür’ gibi bir yaklaşım doğru değil.”

Prof. Dr. Görür, “Devletin MTA’sı var, organları var” diyor ve ekliyor: “AFAD’ın yer bilimi araştırması yok. AFAD, sismik ağı yönetiyor. Şimdi belli üniversitelere proje ve görev vererek bütün faylarda çok ciddi araştırmalar yapıp, her ayın özelliğini, niteliğini ve deprem tekerrür periyodunun araştırılması gerekiyor. Bu desteklemesi gerekir. TÜBİTAK ile DPT ile yapabilir, yasa çıkartır, destekler. Bütün bunları faylar boyunca yapar. Sonra oradaki yerleşim alanları, o evler incelenir. Deprem güvenliğine bakılır, öyle durumda yerleşim yerleri dayanır mı ona bakılır. Sonuçta peyderpey fayın özelliklerini bulup tehlikenin boyutunu ortaya koyarız yani tehlike analizini yaparız. Bu tehlikeye karşı güvenli yaşam alanlarını oluşturup risk analizi de yaparız. Bu işi bitiririz. Burada çoluğumuz çocuğumuz yaşayacak. Önemli olan bölgelerde önceden çalışmalar yapıp durumun, afet olursa vereceği zararı tespit edersin şimdiden afet gelmeden başlarsın çalışmalara. Biz buna risk yönetimi diyoruz.”

“DEPREM SONRASI YAKLAŞIK 1900 BÜYÜK YANGIN MEYDANA GELECEKTİR”

Gazetemize açıklamalarda bulunan Yangın konusunda Türkiye’nin en tanınmış uzmanlarından TÜYAK Kurucu Üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, ülkemizdeki fabrikaların yüzde 98’inin deprem bölgesinde yer aldığını, beklenen depremin neden olacağı fabrika yangınlarının deprem kadar risk oluşturduğunu belirtti. Deprem ve yangın ilişkisine  değinen Prof. Dr. Abdurrahman Kılıç, deprem sonrası meydana gelebilecek yangınların etkisinin en az deprem kadar yıkıcı olduğunu işaret ederek şunları söyledi; “Son yıllarda, özellikle gelişmiş ülkelerde meydana gelen depremlerde zararın büyük olmasının temel nedeni deprem sonrası ortaya çıkan yangınlar. Deprem sırasında sızan gazlar nedeniyle yaşanan patlamalar, depo ve boru hatlarındaki kırılmalar, doğal gaz tesisatları, ocak, mum, şömine gibi açık alevler, elektrik tesisatındaki kısa devre ve su ısıtıcısı gibi cihazların devrilmesi gibi pek çok etmen, yangına neden olarak depremin zarar vermediği binaları bir anda yok edecek güce sahip.”

Kılıç, sözlerine şöyle devam etti; “Yapılan çalışmalara göre, deprem sonrasında meydana gelen yangınlar daha çok sanayi tesislerinde, rafinerilerde, ticari binalarda ve ahşap yapılarda meydana geliyor. Ülkemizdeki büyük sanayi merkezlerinin yüzde 98’i birinci ve ikinci derece deprem bölgesinde yer alıyor. Sanayinin yüzde 60’ı da Marmara bölgesinde yer alıyor. Özellikle İstanbul gibi metropollerde depremin yaratacağı kaosun yanı sıra, deprem sonrası yaşanacak fabrika yangınlarının yaratacağı yıkım büyük olur. Tahminlerimize göre, beklenen İstanbul depremi kış aylarında akşam saatlerinde olduğu takdirde yaklaşık 1900 büyük yangın meydana gelecektir. Bu yangınların yüzde 20’sinin ise atölye, fabrika ve endüstriyel tesislerde yaşanacağı tahmin ediliyor.”

 “DEPREM SONRASI EN BÜYÜK RİSK SALGIN HASTALIKLAR”

Deprem sonrası insanların plansız ve kalabalık sığınaklara yerleştirilmesi, güvenilir yiyecek ve içeceğe ulaşımın sınırlı olmasının enfeksiyöz salgın hastalıklara yol açtığını söyleyen İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi TıbbiMikrobiyoloji Ana Bilim Dalı ÖğretimÜyesi Prof. Dr. Bekir Sami Kocazeybek, “Depremin ardından salgınlara yol açabilen faktörler; su dezenfeksiyon altyapısının bozulması, gıdaların uygun koşullarda muhafaza edilememesi, çocuklarda aşılama gibi halk sağlığı hizmetlerinin durması, şehir tesislerinde sanitasyon önlemlerinin durması, kemirgen ve sivrisinek gibi taşıyıcıların kontrolünün durmasıdır” diyor. İçme sularının yabancı maddelerle teması, su şişelerinin ve pişirme kaplarının ortak kullanılmasının salgınlara zemin hazırladığını belirten Kocazeybek, “Örneğin; 17 Ağustos 1999 Marmara depremi sonrasında yapılan bilimsel araştırmalarda bir ay boyunca ishal salgını için bin 468 kişinin hastalık örnekleri incelenmiş ve etkenin Shigella (basilli dizanteri) olduğu bulunmuştur” diyerek uyarılarda bulunuyor.

15 yaşından küçük çocukların aşılanma oranlarına bağlı olarak, doğal afet sonrası bir araya gelen kalabalıklarda kızamık salgınlarının görülmesinin olası olduğunu belirten Kocazeybek, “Çadır kentler gibi insanların toplu yaşadıkları yerlerde ortaya çıkan menenjit riski unutulmamalıdır. Vektör kaynaklı hastalıklardan sıtma da, sivrisiniklerin habitatlarının değişmesi sonucu ortaya çıkabilmektedir. Tetanoz ve viral hepatit salgınları da deprem sonrası sık rastlanan olgulardandır” diyor.
 

GAMZE ÜNLÜ / SENAY GÜNCAVAR BADUR
 

Son Güncelleme: 29.01.2020 14:42
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner285

banner284

banner272