Atatürk, Kürt Sorununa Nasıl Bakıyordu?

Birçok konuda olduğu gibi bu konudaki yasakçılık da gerçeklerin saptırılmasına yarıyor. Atatürk, 1923 yılı 16/17 Ocak günü İzmit’te İstanbul’dan gelen gazetecilerle konuşurken Ahmet Emin (Yalman)’ın bir sorusu üzerine Kürt sorunu konusundaki görüşlerini şöyle açıklar.

Atatürk, Kürt Sorununa Nasıl Bakıyordu?
Bugünkü dile çevirerek aktaralım:

Türk ve Kürt...

“Kürt sorunu, bizim, yani Türklerin çıkarları için kesinlikle söz konusu olmaz. Çünkü, bizim ulusal sınırlarımız içinde Kürt unsurları öylesine yerleşmişlerdir ki pek sınırlı yerlerde yoğun olarak yaşarlar. Bu yoğunluklarını da kaybede ede ve Türklerin içine gire gire öyle bir sınır oluşmuştur ki, Kürtlük adına bir sınır çizmek istesek, Türkiye’yi mahvetmek gerekir. Örneğin, Erzurum’a giden, Erzincan’a, Sivas’a giden, Harput’a kadar giden bir sınır aramak gerekir. Ve hatta Konya çöllerindeki Kürtleri de göz önünde tutmak gerekir.”

Atatürk, bu gerçekçi gözlemi yaptıktan sonra şu çözümü de öngörüyor:

“Bu nedenle başlı başına bir Kürtlük düşünmekten çok, anayasamız gereğince zaten bir çeşit yerel özerklik oluşacaktır. O halde hangi bölgenin halkı Kürt ise onlar kendi kendilerini özerk olarak yöneteceklerdir.”

Atatürk’ün bu sözlerini 1921 Anayasası’nın getirdiği sisteme bakarak değerlendirmek gerekir.

1921 Anayasası’nın 21. maddesi, illerin “manevi kişiliğe ve özerkliğe” sahip olduklarını belirtiyordu. Bu “yerel özerklik” bugünkü bir çeşit belediye yönetimi gibiydi. İç ve dış siyaset, adliye ve askerlik ve ekonomik ilişkiler ile ilgili yetkiler tümüyle hükümetin elindeydi. Özerklik, “vilayet şûraları” eliyle illerin günlük işlerinin yönetimini kapsamaktaydı.

Atatürk’ün bu sözlerinden “Kürtler ayrı devlet kursunlar” gibi bir anlam çıkmıyordu. 1921 Anayasası da böyle bir sistem öngörmemişti. Atatürk, Kürtler için “bir nevi mahalli muhtariyet”ten söz ederken, “üniter devlet” dışında bir çözüm de öngörmüş değildi.

Öngörülen; Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları il ve ilçelerde yerel yöneticilerini seçme haklarıydı.

Atatürk, daha sonra görüşlerini şöyle açıklamıştı:

“Bundan başka Türkiye’nin halkı söz konusu olurken onları da beraber ifade etmek gerekir. İfade olunmadıkları zaman bundan kendileri için sorun çıkarabilirler. Şimdi TBMM hem Kürtlerin hem Türklerin yetkili temsilcilerinden oluşmuştur. Ve bu iki unsur, bütün çıkarlarını ve yazgılarını birleştirmiştir. Yani onlar bilirler ki bu ortak bir şeydir. Ayrı bir sınır çizmek doğru olmaz.”

Bugün Türkiye’de Kürt kökenli milletvekilleri var, Kürt kökenli bakanlar var, belediye başkanları var, genel müdürler var, generaller, öğretim üyeleri ve işadamları var.
Kürtler ve Türkler, Türkiye içinde öylesine birbirlerine karışmışlardır ki Türkler ile Kürtler arasında bir sınır çizmek, o gün olduğu gibi bugün de olanaksızdır.
Bugün İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyük kentlerde yaşayan Kürt kökenli yurttaş sayısı, Diyarbakır, Malatya, Tunceli’de yaşayan Kürt kökenli yurttaşlarımızdan daha çoktur.

Bu açıdan Atatürk’ün 1923 yılındaki görüşleri bugün de geçerliğini koruyor.

Öyleyse sorun nedir?

Sorun, Kürt sorunu konusunda izlenen emperyalist siyasetlerdir.
Atatürk’ün 1923 yılındaki bu basın toplantısının üzerinden iki yıl geçmeden Doğu’da Şeyh Sait İsyanı patlak vermiştir.

O günler, genç Cumhuriyet için çok önemli günlerdi. Lozan Antlaşması, Musul petrolleri konusunu çözüme bağlamamıştı.

Sorun, İngiltere ve Türkiye arasında çözülecekti.

Bu isyan “padişahlık, hilafet, şeriat ve Abdülhamid oğullarından birinin saltanatını sağlamak” gibi din sömürüsü ile perdelenmişti. (TBMM tutanakları, I; 64, 25.2.1341, C:2, S:309).

İsyanın sonunda Musul petrolleri Türkiye’nin elinden kaçtı. Şeyh Sait İsyanı’nın Türkiye’ye faturası Musul petrolleriydi!

Bugün Kürt sorunu, azınlık şovenizmi, ayrımcılık ve terör ile değil; demokrasinin yerleştirilmesi ve insan haklarının, Edirne’den Ardahan’a kadar, her yerde uygulanması ile çözülür.

ABD ve öteki Batılı ülkeler, niçin birdenbire bu kadar Kürt yanlısı oldular?
Bu soruya yanıt aramak zorundayız.

ABD için sorun, İran, Irak ve Türkiye’nin birer bölümünü kapsayacak bir Kürt devleti üzerinde şimdiden egemen olmak ve olası petrol yataklarını bu Kürt devleti aracılığı ile elinde tutmaktır.

Kürtler üzerindeki “Amerikan mandacılığı” hazırlığına kimse “sosyalizm”, “Marksistlik” ya da “devrimcilik” etiketi yapıştırmamalıdır.

ABD emperyalizmi, gerçekten “emperyalizm” ise Kürt sorununun bu kadar canlı tutulmasında bu emperyalist siyasetin güttüğü amaç niçin göz ardı ediliyor?
 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner258

banner257

banner241

banner245

banner183