banner279
banner246
11 Mart 2020 Çarşamba 10:59
Mehmet Berke Merter: Corona, Dünya Ekonomisi ve Depresyon
banner290

Dünya’da korona virüs (COVID-19) salgını gitgide yayılıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, salgının artık ülkesinde durdurulamayacağını açıkladı. Dünya Sağlık Örgütü, bütün dünyaya pandemi planlarını başlatmaları konusunda çağrıda bulundu. Doğal olarak artık daha karamsar senaryolar konuşulmaya başlandı. Salgının yol açacağı büyük insani felaketi daha önceki yazılarımızda anlatmaya çalışmış ve bu felaketin önüne geçmeye yönelik uyarılarımızı ve alınması gereken tedbirleri elimizden geldiğince siz okuyucularımızla paylaşmıştık. Bu yazımızda ise salgınla beraber ortaya çıkabilecek özellikle ekonomik olarak yaşayabileceğimiz bazı sorunları dünyadaki gelişmeleri dikkate alarak sizlerle paylaşmak istiyorum. Maalesef tüm yaşananlar gözler önüne serildiğinde bir ekonomik krizin bizi beklediğini söyleyebiliriz. ABD Ekonomi Danışma Kurulu eski Başkanı Profesör AustanGoolsbee yaşanacak ekonomik krizin tarihte görülmemiş bir büyüklükte olacağı yönünde görüş bildirdi. 2007 dünya ekonomik krizini öngören Alman Profesör MaxOtte’de dünyanın tarihi derinlikte olan bir kriz yaşayacağına inanıyor. Türkiye’de de Sabancı Üniversitesi’nin Finans Kürsüsü Başkanı Profesör Özgür Demirtaş’ın da dünya ekonomisi için oldukça karamsar tahminleri var.

‘Sağlıklı olmayan dünya ekonomisi daha kötüye gidecek’

Korona virüsü salgını kendi başına ekonomiyi felaket derecesinde zorlayabilecek boyutta yayılıyor ki dünya ekonomisi oldukça sağlıklı olsaydı bile bu salgın bizi krize sokmaya yetebilecekti. Ama ne yazık ki dünya ekonomisi sağlıklı değil ve uzun zamandan beri çok ciddi sorunlar yaşamaktadır. Çoğu kişiye öyle görünmemiş olabilir. Gerçek şu ki dünya ekonomisi uzun yıllardan beri ancak karşılıksız para basılarak, faizleri yani paranın maliyeti tarihte görülmemiş seviyelere indirilerek, ayakta tutuluyor. Adeta yalancı bir bahar yaşadık. Altınlı yıllar olarak tabir edilen 1920’li yılların kriz öncüsü gibi. Bu durumu daha iyi anlayabilmek için gelin beraber rakamlara bakalım. Yalnız rakamlara bakmadan önemli solcu düşünür Profesör Noam Chomsky’nin “Sade vatandaşların çoğu gerçekte neler olduğunu anlamıyor ve anlamadığını dahi anlamıyor” dediğini hatırlatmak isterim. Bu maalesef dünya kamuoyunun bakışını da özetliyor. William Shakespeare, boşuna  “Bu çağımızın salgını: Deliler körlere liderlik ediyor” dememişti. Evet, maalesef bu sözler dünya siyasetini özetliyor.

‘Casino Kapitalizmi bizi tehdit ediyor’

Dünyanın borcu son 20 yılda üçe katlandı. Küresel tarih içinde hiçbir zaman bu kadar büyük bir borç yoktu. 2008 krizinden sonra başta ABD, Avrupa ve Çin krize karşı akıl almaz bir borçlanmaya gittiler. Bu şekilde finans ve ekonomi sistemini çöküşten kurtarmaya çalıştılar. Toplam borç 250 trilyon dolar oldu. Devletlerin, özel sektörün ve hane halklarının borçları Dünyanın Gayri Safi Hasılası’nın %318’ine kadar yükseldi. 2000 yılında dünya gayri safi hasılası 45 trilyon dolardı, borcu da 87 trilyon dolardı. 2010’da dünyanın gayri safi hasılası 65 trilyon dolardı, borcu da 200 trilyon dolardı. Bu şu demekti; Dünya hasılasını 20 trilyon arttırabilmek için 113 trilyon borç yaratıldı. Yani 1 dolar büyüme için dünya 5,65 dolar borç yaptı. 2010 ve 2019 arasında da dünya ekonomisini 20 trilyon dolar büyütebilmek için 50 trilyon daha borç arttırıldı. Böyle bir düzenin sürdürülebilir olduğunu bana kimse anlatamaz. Attila Yeşilada’nın bir kitap başlığından esinlenerek buna hormonlu büyüme yılları diyelim.

İşin garibi dünyada büyük şirketler bu sıfıra yakın faizle aldıkları kredilerle Ar-Ge ve yatırıma yönelmek yerine kendi şirket hisse senetlerini geri satın almaya yöneldiler. Bu dünyada hormonlu bir hisse senedi furyasını yarattı. ABD’de de sadece 2018 yılında şirketler kendi hisse senetlerinden 1 trilyon dolarlık alım yaptılar. Bu süreç 2019 yılında daha da hızlandı ve örneğin Allianz Sigorta, 7,5 milyar Euro’ya kendi hisse senetlerinden satın aldı. Merkez bankalarının bankası olan Uluslararası Ödemeler Bankası, sadece düşük faizli krediyle suni olarak ayakta durabilen şirket oranını Euro bölgesi için %15 olarak tahmin etmiş. Uluslararası danışmanlık şirketi McKinsey’e göre dünyada bankaların yarısından fazlası kriz olmadan bile zayıf durumda.

‘5000 yıllık dünya faiz tarihinde ilk defa faiz oranları eksiye geçti’

Ama tuhaflıklar burada bitmiyor. Siz birine 100 TL borç verip daha sonra bunun sadece 95 TL’sını geri almak üzere anlaşır mısınız? Bu kulağa ne kadar saçma gelse de şu anda dünyada yaşanan aynen bu. Devletler negatif faizle borçlanmaya başladı. Yani borç veren borç alana borç aldığı için bir ücret ödemekte. Bütün bunlar yetmezmiş gibi neoliberal anlayış dünyayı bir kumarhaneye çevirdi. Örneğin sadece Alman Deutsche Bank adındaki finans kuruluşunun spekülatif türevleri 43,459 trilyon Euro büyüklüğünde. Bu hacim bakımından Almanya’nın ekonomi büyüklüğünün 13 katı ve bankanın sermayesinin 679 kattı ebadında. Yanı anlayacağınız batıdaki finans kuruluşları hepimizin yani bütün dünyanın refahını tehlikeye atacak kadar büyüklükte bahis oynuyorlar. Bu aynı zamanda tarihin en büyük soygunu ve saadet zinciridir.

‘Sağlık ve ekonomi sistemimiz bir felakete hazır mı’

Daha fazla rakam vererek canınızı sıkmak istemiyorum. Durumu kavramak için de bu kadarı sanırım fazlasıyla yeterli. Ekonomiden hiç anlamıyorsanız bile verdiğim rakamlar ve örneklerden bu durumun vahametini anlamışsınızdır. Evet, neoliberalizmin dünyayı getirdiği nokta maalesef budur. Solun ekonomiyi yönetemediği mitine herkesi bir şekilde inandırmışlar. Ama görünen o ki sağcılar dünya ekonomisini çöküşe doğru getirdiler. Bu yüzden yazının girişinde yer vermiş olduğum Shakspeare ve Chomsky’nin sözleri kıymetli okuyucularımıza ağır gelmiş olabilir ama maalesef gelmiş olduğumuz durum bu. Yani bu ekonomi modeli uzun vadede hiçbir şekilde sürdürülebilir değil. Düşünebiliyor musunuz bütün bu para sadece rantçı dolar milyarderlerini daha zengin etti ve başka hiçbir işe yaramadı. Tabi Koç ve Eczacıbaşı gibi ülkelerine faydalı olan ve istihdam yaratan sanayicileri kastetmedim. Merkez bankaları tarafından basılan trilyonlarca paranın sosyal devlet, kültür ve eğitim için harcandığını şöyle bir an düşünün ve bugün nasıl bir dünyada yaşıyor olurduk hayal edin? Ama konumuz bu değil tabi.  Ben burada sadece siyah bir kuğu gibi hızla bir ülkeden diğer ülkeye sıçrayan salgının dünyayı görülmemiş krizli yıllara sürükleyebileceğini anımsatmak istedim. 1930’lu yıllarda yaşanan depresyonun daha yoğunu yaşanabilir. Dünya şu anda 1929’dan çok daha bütünleşmiş ve ekonomik hacim de çok daha büyük bir noktada. Yüksekten düşmek canımızı daha çok acıtabilir. Dünyada artık bütün üretimler birbirine zincirle bağlı ve böyle bir krizde kopmalar yaşanacaktır. Bu kaçınılmaz. Eğer en karanlık senaryo gerçekleşirse hiçbir ülke böyle bir felaketi göğüslemeye hazır değil. Ne sağlık sistemlerimiz, ne de ekonomilerimiz buna dayanabilir.

‘Daha fazla para basmak bizi artık kurtaramayacak’

OECD’nin Ekonomi Şefi Dr. William White 2008 krizini 2003 yılında öngörmüştü. Bay White daha Corona salgını başlamadan bir dahaki kriz ne zaman sorusuna: “Zannettiğinizden daha erken” diye cevap vermişti. Game of Thrones dizisindeki meşhur “Winter is coming” sözünü hatırlayın. Evet kış geliyor ve biz hiçbir şekilde buna hazır değiliz. Dünya adeta kış fırtınasını mayolar giyerek ve güneş kremi sürerek atlatmak istiyor. Ama ne yazık ki daha fazla para basmak ne bu virüsü ne de dünya ekonomisini iyileştirmeyecek.

‘Tüm sağlık kuruluşlarında korona testi yapılabilmelidir’

Çin’in Wuhan şehrinde ortaya çıkan ve dünyaya hızla yayılan korona virüsü ile ilgili ilk günden itibaren gelişmeleri yakından takip ederek siz okuyucularımızla bu bilgileri ve gelişmeleri paylaşmaya çalıştım. Ülke kapılarımızın Sağlık Bakanlığı’nın aldığı tedbirlerle hastalığın çıktığı ülkelere kapatılması ardından en önemli adım İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu tarafından atıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi muazzam bir çalışmayla tehlikeyi bertaraf etmeye yönelik metrobüs duraklarına el dezenfaktan cihazları taktığını ve toplu taşıma araçlarının sık sık dezenfekte edildiğini duyurdu. Ayrıca Corona virüsüne karşı mücadele timi tanıtıldı. İBB Sağlık Daire Başkanı da kademeli bir eylem planlarının olduğunu duyurdu.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ülkemizde ilk korona virüs vakası olduğunu tüm kamuoyuyla paylaştı. Tam da şimdi uyarı niteliğinde bir eleştiride bulunmak isterim.  Edindiğimiz bilgilere göre bugüne kadar 2000 kişiye test yapılmış. 83. 000.000 nüfuslu bir ulus için 2000 küsur test sayısı çok fazla bir anlam ifade etmiyor. Güney Kore günde 18.000 test yapıyormuş. Bir ülke ne kadar çok korona virüsü testi yaparsa ancak o kadar hastalıklı sayısını bilebilir. Test etmek toplumun bu konuda röntgeni çekmek anlamına gelir. Az test yaparsanız doğal olarak hasta görünmez. Ama bu bir başarı değildir. Dolayısıyla acilen test kabiliyetimizi arttırmamız gerekir. Özel hastanelerde de test yapılmasına izin verilmelidir. Sayın Bakan Koca, virüsü taşıyanlar içimizde olabilir diyor peki bizler bunu nasıl bileceğiz? Artık bu konuda da gerekli girişimleri başlatarak test isteyen üşütme belirtisi gösteren her vatandaşa tüm sağlık kuruluşlarında (özel ve tüm devlet hastanelerinde) test yapılabilmelidir. Salgın bir hastalıkla mücadelede test kabiliyeti alınması gereken önlemler konusunda bir ülkeye hız kazandırır. Hastalığın yayılmasını önlemede test kabiliyeti en başta gelen çalışmadır

Son Güncelleme: 11.03.2020 11:48
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner285

banner284

banner272