banner279
banner246
09 Kasım 2019 Cumartesi 10:19
Mehmet Berke Merter ; Sosyal demokratlar yükselen faşizmi göğüslemeye hazır mı?
banner290

Almanya’da aşırı sağ parti AFD’nin yükselişi tesadüf değil

Almanya’da neofaşizme kimlerin nasıl destek verdiğini yazarken haksızlık da yapmak istemem. Almanya savaşı kazanan güçlerin de yönlendirmesiyle tarihe ve insanlığa karşı işlediği suçlarla yüzleşip hesaplaştı. Bugünün Almanya’sında çok güçlü bir demokrasi ve hukuk devleti hakimiyeti var. Güçler ayrılığı ve basın özgürlüğü de harikulade bir seviyede. Alman televizyon ve gazetelerinde hükümeti eleştiren ve hiciv eden birçok program ve haber görebilirsiniz. Ayrıca Almanya neofaşizmin yükselişini durdurmak isteyen güçlü bir sivil topluma sahiptir. Ama bütün bunlara rağmen günümüz Almanya’sında; yeniden yükselişe geçmiş, aşırı sağ popülist AFD adında bir parti mevcut. AFD DGB(Alman Sendikalar Birliği) tarafından aşırı neoliberal popülist bir parti olarak tarif edilmektedir. Bu partinin yükselişi tesadüf değildir ve bu yükselişin sadece mülteci akınıyla açıklanamayacağını birazdan anlatımlarımda göreceksiniz.

‘AFD, sermayenin desteğini arkasına alarak güçlendi’

İlk önce bu partiyi kimlerin kurup bu partiye kimlerin destek verdiğini görelim. Almanya’da; sağ popülist AFD’yi kuran, neoliberal ekonomi profesörü, BerndLucke. Lucke’ye de en büyük desteği veren Hans-Olaf Henkel, kendisi BDI’nin, yani Almanya’nın TÜSİAD’ının Başkanıydı. Partinin dokuz milletvekili de; Airbus, BMW, Continental, Daimler, DB, Alman Telekom, Ericsson, FraportRolls-Royce, Shell, Siemens ve Bayer gibi dev şirketlerin üst düzey çalışanlarıydı. 7 milletvekili de Allianz, Deutsche Bank, Ernst&Young, GoldmanSachs, Hamburg Sparkasse Bankası, Berlin Eyalet Bankası, UniCredit Bankası ve Zürich Sigortası gibi büyük finans kuruluşlarında ve büyük danışmanlık şirketlerinde çalışmaktadır. Ayrıca çok sayıda AFD milletvekilinin de ekonomik lobi gruplarıyla bağlantılı olduğu bilinmektedir. Yani görüldüğü gibi AFD, sermayenin yoğun bir desteğine sahip. Örneğin Almanya’nin en zengin kişilerden 5 milyar Euro servetin sahibi AugustvonFinck partinin önemli destekçilerinden. Finck’in babası da Adolf Hitler ve Nazi’lerin en önemli finansörlerindendi.

Almanya'da 2. Dünya Savaşı sonrasından; büyük şirketlerin böyle aşırı sağ bir partiye, böyle bir desteği düşünülemezdi. Peki bunu mümkün kılacak ne değişti? Bunun cevabı neoliberal sistemin çatırdamasında saklı. AFD’nin; siyasi başlangıç dönemindeki para kaynakları konusunda çok şey yazıldı. Ama en dikkat çeken eleştiri noktalarından biri de İsviçre'de kayıtlı olan Goal AG adında bir şirketten aldıkları yardımlar. Bu şirket, bütün Avrupa’da popülist sağa bazen para, bazen de halkla ilişkiler yoluyla destek veren esrarengiz bir kuruluş.

‘Neoliberal sistem çatırdayınca Almanya’da halk aşırı sağı tercih etti’

Lucke başkanlığında parti gerici bir çizgiyle Almanya’nın; emperyalist imparatorluk günlerindeki eski başbakanı OttovonBismarck’in görüşlerini savunmaktaydı. Bu tutum AFD’nin eski Alman aristokrasinin önemli desteğini de sağladı. Bu grubun önemli bir temsilcisi olan Oldenburg, Büyük Dükalığı'na bağlı olan, eski Oldenburg Kraliyet Evi'ne ait BeatriksvonStorch’dur. Kendisi aşırı uç muhafazakâr fikirleriyle, partide milletvekili olarak yer almaktadır. Storch’un dedesi Hitler’in Maliye Bakanı LutzGrafvonSchwerin’di. Partinin daha da sağa kayışı, Lucke’den sonra milliyetçi Başkanı Alexander Gauland ile gerçekleşti. Parti radikal neoliberal bir hedefle; gelir ve veraset vergisini kaldıracak projelere sahip olmasına rağmen  kamuoyunda daha çok yabancı düşmanlığı ve milliyetçi çizgisiyle öne çıkmaktadır. Bu tutum da halk tarafından gitgide destek görmektedir. 2007/2008 finans krizi ve Almanya’ya yoğun göç sebebiyle birçok insan sisteme karşı öfke duymakta. Bu duydukları öfkeye, AFD ile tercüman bulduklarına inanıyorlar. En büyük çelişki neoliberal düzenin yarattığı problemleri, aşırı sağ neoliberal AFD ile aşabileceklerine inanmaları. Tabi bu arada AFD de, gerçekten sistemin düşmanı çünkü özgürlükçü demokrasi düzenini yok etmek istemekte.

‘Alman istihbarat teşkilatı Amerikalılar ve eski Nazilerle kuruldu’

AFD’nin bu yükselişine Springer gibi Almanya’nın en büyük medya grubu da polarize söylemleriyle katkı sağlıyor. Bu desteğe devlet televizyonu ARD ve ZDF de zaman zaman katılmakta. Bundan dolayı iki kanal “altın patates” isimli negatiflik ödülüne layık görüldü. Ödülün verilme gerekçesi, siyasi programlar yoluyla önyargılı ve sansasyonel polarize eden yayınlar sunmaları.

Buna karşın Alman iç istihbarat örgütünün, yani Anayasa Koruma Teşkilatı’nın da AFD’ye destek verdiği konusunda eleştiriler yükselmeye başladı. En büyük eleştiri de iç istihbaratın sağ gözünden kör olduğu ve sadece solu gördüğü noktasında yapılmaktaydı. Alman İç İstihbarat Teşkilatı’nın, eski Başkanı HansGeorgMaassen’da, görev süresince aşırı sağ uçlarla yeterince mücadele etmeme konusunda defalarca suçlanmıştı. Kendisini tenkit edenler arasında; iktidar partisi merkez sağ CDU’nun Başkanı, AKK ve Der Spiegel gibi saygın basın organları bulunmaktaydı. Der Spiegel de, Maassen’in aktif olarak AFD’yi desteklediğini yazmıştı. Bu yoğun eleştirilerin sonucu olarak Maassen; erken emekli edilmişti. Maassen emekli edildikten sonra aşırı sağcıların savunmalarını yapan bir hukuk bürosunda çalışmaya başladı. Ayrıca yoğun bir şekilde milliyetçi ve muhafazakarları birleştirmek için faliyetlerde bulunmakta. Almanya’da, istihbarat teşkilatının 2. Dünya Savaşından sonra Amerikalılar tarafından, eski Nazilerle kurulduğunu da düşündürücü bir not olarak buraya ekleyelim.

‘ Neoliberal düzenin elitleri yeni dünya düzeni için hazırlıklara başladı’

Yazımın başlangıç kısmında; neoliberalizm taşıyıcılarının, olası bir sistem krizi için popülist sağ parti AFD ile bir B planı hazırladıklarına işaret etmiştim. Almanya örneğinde görüldüğü gibi birçok ülkede de böylesi bir hazırlığın olduğunu tahmin etmek mümkün. Bu bağlamda sağ popülistlerin yükselişi tesadüf değildir. Neoliberal düzenin elitleri, finans kriziyle yaşanacak sistem çöküşünden sonra oluşturulacak yeni dünya düzeni için hazırlıklarına çoktan başlanmış görünmekte.

‘Sosyal demokratlar bir çözüm üretemezse, dünya ikinci bir faşizm dalgası yaşar’

Peki biz sosyal demokratlar olarak bu çöküşe hazır mıyız? Bu gelişmeler dünyada demokrasiyi, özgürlükleri ve ekonomik gelişimi yok edebilir. Bu endişe verici gidişat, siyaseten ve ideolojik olarak nasıl göğüslenebilir? Bunları düşünmezsek, doğru reçeteleri ve doğru cevapları üretmezsek sanırım dünya, ikinci bir faşizm dalgasını yaşamaya mahkûmdur. Tarih tekerrürden ibarettir derler. Geçmişte faşizmin nasıl yükseldiğine bakmamız, bugünün gidişatını daha iyi anlamamıza yardımcı olacaktır. Almanya’da geçmişin gölgesi, gitgide görülmeye başlandı. Unutmayalım ki; Naziler, 1929 Büyük Buhrandan sonra Almanya’da sermaye ve derin devlet tarafından yoğun destek gördü. Sermaye ve yerleşik elitler; güçlü sosyal demokrat parti ve yükselen komünist partiden korktukları için faşistleri desteklediler. Bu da milyonların hayatına mal oldu. Dileyelim ki aynı şey dünyada tekrarlanmasın.

İLGİLİ HABER İÇİN TIKLAYIN

Son Güncelleme: 12.11.2019 14:47
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner285

banner284

banner272