banner279

Öğretmenler Günü’nde ayak ayak üstüne atarak oturan gazeteciye, “sen öğretmen misin birader?” diyerek, kendi saygı anlayışına göre saygılı oturmaya davet eden Konya Valisi Cüneyit Orhan Toprak’ın tavrı ve sonraki gelişmeler kafama takıldı.

Vali, rahatsız olduğu bir durum varsa, emrindeki memurlardan birini çağırıp, o kişinin uyarılmasını isteyebilirdi.

Ayrıca her kim olursa olsun, öyle bir yerde bir mülki amirin bir davetliye “birader” diye hitap etmesi yakışık almaz. Ayak ayak üstüne atarak oturan kişi kadın olsaydı, “sen öğretmen misin bacım” mı diyecekti?

Hani nerede “beyefendi”, “hanımefendi” gibi hitap şekilleri?

Neyse bunlar o valinin sorunu..

Ama “sen öğretmen misin birader?” sözü, dillerde mizah konusu oldu. Bundan sonra kim kimi ayak ayak üstüne atarak otururken görse “sen öğretmen misin birader?” diyerek, takılacağından hiç kuşkum yok.

Bana göre asıl mesele gazetecinin, vali “sen öğretmen misin birader?” diye sorduktan sonraki davranışları.

Muhabir olduğunu söylediği halde, oturduğu yerden valinin azarını yiyor, üstüne bir de ertesi gün gidip özür diliyor.

Neden özür diliyorsun kardeşim? Sen bir kabalık yapmamışsın, saygısızlık etmemişsin. Öğretmenler Günü düzenlenen toplantıyı izlemek için gidip, görevini yapıyorsun. Ve burada, yüzlerce kişinin önünde haksız yere azarlandıktan sonra bir de gidip özür diliyorsun.

Bir defa muhabir o ortamda valiye sesini duyuramayıp, gazeteci olduğunu anlatamadıysa, sessiz sedasız yerinde oturup, valinin azar mı, sitem mi, yoksa fırça mı belli olmayan sözlerini dinlemek yerine, ayağa kalkıp şunu demeliydi;

“Hayır efendim, ben öğretmen değilim. Bu toplantıyı izlemekle görevlendirilmiş bir gazeteciyim. Oturma şeklim veya burada bulunmam sizi rahatsız ediyorsa, isterseniz salondan ayrılabilirim..”

Çünkü gazetecilik bunu gerektirir. Bir gazeteci işini yaparken, haber takip ederken yalnızca birey olarak orada bulunmaz, orada hem çalıştığı gazetesini hem de gazetecilik mesleğini temsil eder. Bunun için de davranış ve konuşmasıyla toplum üzerinde bir etki bırakır. Ya saygınlık kazanır ya da olumsuz bir imaj yaratır. Bu tamamen kendine bağlıdır ve her gazetecinin bunu bilmesi ve buna göre davranması gerekir.

Hiç kimsenin kimseyi rencide etmeye hakkı yoktur, hele hele toplum önünde hiç yoktur. İster öğretmen isterse gazeteci olsun, yanlış bir davranışta bulunsa bile, uyarmanın yolu yordamı vardır.

Ve yıllarını gazetecilik mesleğine vermiş, her yerde ve her zaman makama saygı gösterip, makam sahibinden de saygı görmeyi bekleyen bir gazeteci olarak, yaşanan bu durumdan dolayı genç meslektaşım adına üzüntü duydum.

Ve bir defa daha gördüm ve inandım ki bizim mesleğimizde tecrübe çok çok önemli. Çünkü tecrübeli bir gazeteci o sözlerin altında kalmazdı. Nezaketsizlik de etmezdi ama o fırçayı yemez, mesleğinin hakkını verirdi. Tecrübe dedim ya..! Bu da bir tecrübe, hem de herkes için..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner285

banner284

banner272