banner271

Türk medyası ve Kent Yaşam..!

Bugünleri basın tarihine not düşmek gerekir. Gelecekte eğer kısmet olursa gazeteci olmak isteyen gençler okusun, Türk medyasının olması gereken yerden ne kadar uzaklaştığını görsün diye.

Çarpık bir eğitim sisteminin yaptığı üniversite sınavındaki çarpık bir tercih nedeniyle gazetecilik eğitimi alıp, sonradan çok severek yaptığım bu mesleğin düştüğü durum beni fazlasıyla üzüyor.

Aslında ülkemizdeki basın kuruluşlarının yapısı ve yönetimindeki yanlışlıklar nedeniyle gazeteciler yıllardan beri mağrur madurları oynamakta. Bir zamanlar dördüncü güç olarak bilinen bu mesleği yaptığımız için onur ve gurur duyup, göğsümüzü gere gere yürüsek de, emeğimizin karşılığı olan ücreti alamadığımız için içimiz hep buruk, yüzümüz asıktı.

Şimdi ise gazeteciler hem işsiz, hem parasız hem de çok daha buruklar. Çünkü artık gurur duyduğumuz mesleğimizi, olması gerektiği gibi tarafsız, objektif, hiç bir kişinin ve kuruluşun güdümünde olmadan yapabilmek neredeyse imkansız. Yalnızca bir kaç basın kuruluşu dışında tüm medya tek ses, tek görüntü halinde toplumun karşısına çıkıyor. İnsanlar artık ne gazete okumak ne de televizyon izlemek istiyor. Çünkü gazeteciye de gazetelere de inanç, güven kalmamış durumda.

Ve böyle bir ortamın oluşmasına neden olanlar ise tek tek sıvışıyor, ya da bugüne kadar biriktirdiklerini yemek için bol güneşli sahillerde tatillere çıkıyor. Olan yine haber peşinde koşan emekçi, mazlum ve buruk muhabirlere, kameramanlara, sunucu, spiker, editör ve işin mutfağında çalışanlara oluyor.

Üç beş kuruşluk tazminatlarla kapı önüne koyulan bu insanlar eş dost ilişkisiyle bir belediyede ya da özel bir kuruluşta iş bulabilirse geçimini sağlamak için çalışıyor. Bulamazsa da hayata küsüp, lanet olsun böyle işe deyip alıp başını gidiyor..

İşte geldiğimiz nokta bu..!

Topluma gerçekleri anlatıp, beyinleri aydınlatıp, doğru yolu göstermesi gereken medya ne yazıkki kendi yolunu kaybetmiş durumda. Kendi ışığını kendi elleriyle söndürmüş, mum gibi olup, kendi dibini bile aydınlatamaz olmuştur.

Tek tesellimiz ise bitme noktasına gelen ulusal medyanın yanısıra bir de yerel basın dediğimiz il ve ilçelerde çıkarılan, küçük tirajlı, lokal gazeteler ve televizyonlar olması. Bunlar pek fazla önemsenmediği için fazla karışan görüşen yok. Belki birgün onların da sesi çıkmaz olacak. Kepenklerini indirmek zorunda kalacaklar. Çünkü yerel basın ulusal gibi değil, iki parmağınla boğazını sıksan canı çıkacak kadar güçsüz ve imkansızlıklar içinde kıvranmaktalar. Aldıkları üç beş kuruşluk ilan reklam parasıyla ancak basım masraflarını karşılayıp, ayakta kalma mücadelesi vermekteler.

İşte Kent Yaşam Gazetesi de ülkemizdeki binlerce yerel gazeteden biri olarak, bu ortamda elinden tutan olmadan, sırtını bir ağaya beye dayamadan, onuruyla, gururuyla, muhanete avuç açıp, boyun eğmeden yoluna devam edenler arasında varlığını sürdürüyor.

Ne mutlu bize ve bizim gibi davranan meslektaşlarımıza ki hala insanların karşısına geçtiğimizde “gazeteciyim” diyebiliyoruz.

1000. sayısına erişme mutluluğunu yaşayan gazetemiz Kent Yaşam’ın onurlu duruşundan sapmadan, gazeteciliği bundan sonra da aynı çizgide, yalnızca halk adına yapması dilek ve temennisiyle tüm arkadaşlarımı kutluyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner265

banner183