Bu Ülkenin En Büyük Yorgunluğu

Abone Ol

Bir ülke düşünün…

İnsanların artık birbirini sadece fikirleriyle değil, varlığıyla bile yargıladığı bir ülke.

“İyi” ya da “kötü” olmak üzerinden değil; aynı düşünmemek üzerinden ayrışılan bir düzen düşünün. İnsanların birbirini anlamaya çalışmadığı, aksine birbirine zarar vermek için mücadele ettiği bir atmosfer…

En acısı da ne biliyor musunuz?

Bunun artık kimseye garip gelmemesi.

Bugün ülkede konuşulan her şeyin merkezinde siyaset var. Yediden yetmişe herkesin dilinde aynı cümleler, aynı tartışmalar, aynı öfke… Bir kahvede, bir otobüste, aile sofralarında, arkadaş buluşmalarında… İnsanlar artık hayatı değil, gerginliği konuşuyor.

Ve biz, her gün aynı şeyleri yazıyoruz.

Ekonomiyi konuşmaktan yorulduk. Çünkü her yeni gün bir öncekinden daha ağır geliyor. Geçim derdi artık bir gündem maddesi değil, hayatın kendisi oldu. İnsanlar geleceği planlamayı bıraktı; günü kurtarmaya çalışıyor.

Ama mesele sadece ekonomi de değil.

Asıl yorgunluk, insanların birbirine olan tahammülünü kaybetmesinde başladı. Bir koltuk uğruna kırılan dostluklar, aynı düşünceyi paylaşan insanların birbirine ettiği sertlik, farklı düşünenin kolayca “öteki” ilan edilmesi…

Bir dönem “demokrasinin sınırlı olduğu yıllar” diye anlatılan geçmişe bakıyoruz bugün. O yıllarda bile insanların birbirini bu kadar keskin çizgilerle ayırmadığını fark ediyoruz. Şimdi ise herkes birbirinden şüphe ediyor. Herkes biraz korkuyor. Herkes biraz susuyor.

Bugün siyasi olarak en çok düşündüğümüz şeylerden biri de şu: Bir koltuk uğruna insanlar neleri göze alabiliyor?

Siyasetin hizmetten çok güç savaşına dönüştüğü bir dönemi yaşıyoruz. Oysa siyaset, bir makamı koruma yarışı değil; halka karşı sorumluluk taşıma meselesidir. Fakat bugün bakıyoruz, insanlar aynı idealler uğruna bir araya geldikleri yol arkadaşlarını bile kolayca kırabiliyor, birbirini değersizleştirebiliyor.

Ve insan ister istemez Cumhuriyet’in ilk yıllarını düşünüyor…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük mücadelelerle kurduğu Cumhuriyet’in temelinde; ayrıştırmak değil birleştirmek, korkutmak değil umut vermek vardı. Bugün ise özellikle Cumhuriyet’in en köklü siyasi geleneklerinden biri üzerinde yaşanan tartışmalar, kırgınlıklar ve güç mücadeleleri toplumun büyük bir kısmında derin bir üzüntü yaratıyor.

Çünkü insanlar artık sadece siyasi tartışmaları değil, o tartışmaların toplumda bıraktığı kırılmayı da hissediyor.

Bir partinin yıpranması yalnızca o partinin meselesi değildir bazen. O partinin temsil ettiği tarih, hafıza ve milyonlarca insanın duygusal bağı da bu tartışmaların içinde zarar görüyor. Belki de insanları en çok yoran şey tam olarak bu…

Kurtuluş mücadelesi veren bir ülkenin çocukları olarak bugün birbirimizi anlamakta bu kadar zorlanıyor olmamız gerçekten çok acı.

Ve insan ister istemez bu ülkenin kuruluşunu, verilen mücadeleyi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün bu ülke için yaptıklarını düşünüyor. Yoklukların içinden bir millet çıkarıp bağımsız bir cumhuriyet kuran insanların hayal ettiği ülke gerçekten bu muydu? Bugün yaşananları görseydi, insanların birbirine bu kadar öfkeyle yaklaştığını, düşünceler yüzünden ayrıştığını görseydi sizce bizi kınamaz mıydı?

Çünkü bir ülkeyi ayakta tutan sadece sınırlar değildir. Birlik duygusudur, ortak vicdandır, birbirine duyulan saygıdır. Bunlar kaybolmaya başladığında geriye sadece aynı toprakta yaşayan ama birbirinden uzaklaşmış insanlar kalır.

Belki de en ağır olan bu.

İnsanların düşündükleri için kendini suçlu hissetmeye başlaması…

Fikrini söylerken cümlesini tartması…

Yanlış anlaşılmaktan değil, doğrudan hedef olmaktan çekinmesi…

Bir gazeteci olarak en çok zorlandığım şeylerden biri de bu sanırım. Ne yazacağımızı değil, nasıl yazarsak sorun olmayacağını düşünmeye başlamamız. Oysa yazmak; korkmadan düşünceyi ifade edebilmek değil miydi?

Bugün birlikte mücadele ettiğimiz insanların aylarca özgürlüğünden uzak kalmasını konuşuyoruz. Yarın ne olacağını bilmeden yaşamayı konuşuyoruz. Ve bütün bunların içinde insan ister istemez şunu soruyor:

Biz gerçekten nasıl bir gelecek bırakıyoruz?

Yıllar sonra bugünün çocukları bize dönüp teşekkür edebilecek mi?

Yoksa bizim gibi onlar da kendi dönemlerinin yükünü taşımaktan yorulacak mı?

İnsan bazen umut etmek istiyor. Çünkü başka türlü yaşamak çok zor. Bu ülke çok güzel şeyler de gördü. Dayanışmayı, yeniden ayağa kalkmayı, küllerinden doğmayı da gördü. Belki yine görür.

Ama önce birbirimizi yeniden insan olarak hatırlamamız gerekiyor.

Aynı düşünmek zorunda değiliz. Aynı hayatları yaşamıyoruz, aynı hikâyelerden gelmiyoruz. Fakat birbirimizi düşman gibi görmekten vazgeçmediğimiz sürece hiçbir ekonomik tablo da, hiçbir siyasi değişim de bu ülkenin ruhunu iyileştirmeye yetmeyecek.

Sanırım artık en çok ihtiyacımız olan şey; biraz vicdan, biraz empati ve biraz da sakinlik.

Çünkü bu ülkenin en büyük problemi sadece ekonomi değil.

Bu ülkenin en büyük yorgunluğu, insanın insana yabancılaşması.

Sanırım artık en çok ihtiyacımız olan şey; biraz vicdan, biraz empati ve biraz da sakinlik.

Çünkü bu ülkenin en büyük problemi sadece ekonomi değil.

Bu ülkenin en büyük yorgunluğu, insanın insana yabancılaşması.

Ve insan bazen son olarak sadece şunu sormak istiyor:

Bizi bize yabancılaştıranlar, gerçekten bu kötülüğü görüyor mu dersiniz?

{ "vars": { "account": "G-LFQRKY8JGD" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }