"Arar buluruz izini, bilirsin zır deliyiz biz / hem yazında, hem kışında nerede olsan seninleyiz" diyerek hepimizin gözleri uykusuzluktan ve sinirden kan çanağına döndü birkaç gün önce... Sebebi malum; 2026 Dünya Kupası maçlarıydı.
Gecenin bir yarısı ya da sabahın köründe, sırf "Bizim Çocukları" izlemek için alarmlar kurduk. Uykulu gözlerle televizyon karşısına geçtik. Büyük bir heyecanla ekran başına kurulduk. Ama o bekleyiş, dakikalar geçtikçe yerini ne yazık ki hayal kırıklığına bıraktı.
Hani turnuva başlamadan önce "Arda Güler Ballon d’Or alacak, bu sene o sene!" diye kendimizi inandırmıştık ya... Aksine Paraguay maçında adamlar 10 kişi kalmışken bile gol atamayıp turnuvaya veda ettik. Karşı kaleye tam 33 şut çekip tek bir gol bile bulamadan elenmeyi başardı bizim çocuklar. Biz o milli duygularla uykumuzdan ailece feragat etmiş, birbirimizle iddialaşırken takımın bu hali hepimizi canından bezdirdi.
Yeşil Sahadan Telefon Ekranına Kaçış
İşte tam o anlarda, sahada gol olmayacağını anlayınca sinirden hemen telefonlarımıza sarıldık. Kendimizi sosyal medya videolarının kollarına bıraktık. Koskoca milli takımın Dünya Kupası yürüyüşü bile dikkatimizi ekranda tutmaya yetmedi. On saniyede bir başka yere savrulduk.
Kendinizi suçlamayı bırakın. İradeniz zayıf falan değil. Tıpkı o milyarlık futbol şöleninde bile yaşadığımız o ani kopuş gibi, odamızda otururken de küresel bir sistem tarafından dikkatimiz çoktan çalınıyor. Modern dünya bizi çoktan kuşattı. Artık derin düşünemiyoruz. Sadece 3 saniyelik videolarla uyarılmayı bekleyen mekanik kitlelere dönüştük.
Akvaryum Balığından Daha Sabırsız Bir Nesil
Bilimsel araştırmalara göre, modern insanın bir ekranda veya masaüstü görevde ortalama odaklanma süresi son 20 yılda 2.5 dakikadan 40 saniyeye geriledi. Hatta sosyal medya kullanırken bu sürenin 19 saniyeye, bazı anketlere göre ise 8 saniyeye kadar düştüğü gözlemlendi. Akvaryum balıklarının odaklanma süresi 9 saniyeyken, modern insanınki artık 8 saniyenin altında. Bir balık kadar bile tek bir noktada kalamaz olduk.
Kaydır ve Unut
Farkında olmadığımız şey şu: Sosyal medyadaki o dikey videolar beynimize sürekli dopamin salgılatıyor. Sistem bize her saniye aynı şeyi fısıldıyor: "Bir sonraki videoda daha eğlenceli bir şey var."
Bu bitmek bilmeyen merak tuzağı yüzünden sonunda "anda kalamama" hastalığına yakalandık. Sürekli bir sonraki ekranı arıyoruz. Sorun şu ki, artık bilgi üretmiyoruz. Sadece veri tüketiyoruz. Hafızamız her kaydırmada sıfırlanıyor. Kaydırıyoruz ve saniyeler içinde unutuyoruz.
Kalın Kitapların Cenaze Töreni
Hızlı tüketim sadece eşyayı vurmadı. Zihinsel kapasitemizi de kuşa döndürdü.
Eskiden saatlerce bir konuyu tartışır, sayfalarca makale okuyabilirdik. Şimdi bir yazı biraz uzunsa hemen sıkılıyoruz. "Çok uzundu, okumadım" deyip geçiyoruz.
Bu durum derinliği öldürdü. Her şeyi yüzeysel olarak biliyoruz ama hiçbir şeyi gerçekten anlamıyoruz. Tehlikeli bir "her şeyi bilenler" kuşağı oluştu.
Ürün Biziz: Dijital Dünyanın Gerçek Bedeli
Sistem bizim dikkatimizi sattı. Bu sayede milyarlarca dolar kazandı. Bedava sandığımız o platformlarda ürün aslında bizdik. Daha doğrusu, bizim odaklanma kabiliyetimizdi.
Şimdi size küçük bir test. Bu yazıyı buraya kadar ekranı kapatmadan okuyabildiniz mi? Yoksa gözünüz telefonunuzun yanıp sönen bildirimlerine mi takıldı? Cevabınız evet ise, sisteme karşı hala küçük bir direnç gösterebiliyorsunuz demektir.
Sahi, siz bu satırları okurken telefonunuza kaç bildirim geldi?