İstanbul'un kaderi TDH'nın elinde

Abone Ol


Bu yazımda ne hükümetin ve iktidar partisinin içine düştüğü kokuşmuşluktan, ne MHP'nin mehter takımı havasından, ne BDP'nin yeni versiyonundan, ne de vatandaşın memnun/perişen halinden söz etmeyeceğim. Yazımın odak noktası CHP İstanbul ve Türkiye Değişim Hareketi olacak...

Kısa adı TDH olan Türkiye Değişim Hareketi'nin özü, ilkeleri, hedefleri, örgütlenme biçimi, finansmanı başından beri merak konusu.

Şişli'nin, sadece İstanbul'un bir ilçesinin belediye başkanı olan Mustafa Sarıgül'ün gücü nereden geliyor? Ülke içinde ve yer yer yurt dışında önemli bir fenomen olarak, siyasetin önemli bir aktörü olarak kabul edilmesinin temelinde ne var?

Kimi çevre ve kişilerce iddia edildiği gibi 'uluslar arası bir proje' midir Sarıgül? Türkiye'nin geleceğini dizayn etme anlamında üzerinde düşünülmekte midir?..
Bu ve benzeri soruları da şimdilik kenara koyacağım.

Hatta, Türkiye Değişim Hareketi'nin tartışılmaz ve adeta kutsallık mertebesinde ilgi gören lideri Mustafa Sarıgül'ün, Halkın Yükselişi Partisi ile olan organik bağını da yazının konusuna dahil etmeyeceğim.

'Evim' dediği, 'ocağım' dediği, Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Bülent Ecevit'in isimleriyle andığı ve uzun pazarlıklardan sonra, göz yaşlarıyla, gövde gösterisiyle katıldığı eski/yeni partisi Cumhuriyet Halk Partisi ile olan biraz garip ilişkisine ise hiç mi hiç değinmeyeceğim...

Ama, bir konuyu es geçmem, görmezden gelmem, öyle bir şey yokmuş gibi davranmam önce kendime, sonra CHP'ye ve giderek Türkiye'ye karşı saygısızlık etmem anlamına gelir gibi düşünüyorum. Nedir konu? Türkiye Değişim Hareketi ile bağlantılı izlenen yol...

Öncelikle şunu vurgulamak lazım; Kemal Kılıçdaroğlu'nun genel başkan olduğu günden bu yana sergilediği olağanüstü gayrete, çalışmaya karşın CHP örgütü istisnalarının dışında hala çok hantal bir görüntü veriyor. Kimi yerlerde varlığı/yokluğu belli değil adeta. TDH ise tam tersine; son derece çalışkan, özverili ve adeta uyumadan yaşayan bir lider ve ona ayak uydurmak için inanılmaz çaba gösteren örgüt yapısına sahip. Örgütlülük, üye sayısı ve güvenilirlik açısından elbette CHP tartışılmaz bir üstünlüğe sahip, bunu hiç kimse tartışmaz. Gel gör ki ölü toprağı kalkmadı gitti üstünden...

TDH, liderinden aldığı güç ve biraz da şımarıklıkla yer yer ölçüsüz, gereksiz ve hem kendisine, hem CHP'ye, hem de Mustafa Sarıgül'e zarar verici davranışlardan kaçınmıyor. Liderleri CHP adına seçim yarışına girmemiş gibi hareket ediyorlar. CHP örgütleri ve tabanı ile bütünleşmek yerine 'öncülük etme', 'idare etme', 'hizaya getirme', 'haddini bildirme' ve hatta 'küçük görme' gibi garip tutumlar sergilenebiliyor..

Bunlar doğru şeyler değil, şık değil, hak değil!..

Eğer iddia edildiği gibi asıl hedef Atatürk'ün partisinede birleşmek, bütünleşmekse bu tür davranışlar başından sonuna kadar yanlıştır.

Eğer amaç İstanbul'u ve giderek Türkiye'yi almaksa bunlar yanlıştır.

Eğer amaç İsatnbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı ile birlikte birkaç ilçe belediyesini de alıp kendi yolunu çizmekse bütün bunlar gene yanlış...

CHP örgütleri hantaldır, doğru; CHP tabanını harekete geçirmek kolay değildir, doğru; arzu edilen birlikte kararlar almak, yöntemler belirlemek ve ona göre çalışmak olmakla birlikte bunu sağlamanın kolay olmadığı da doğru. Ama bütün bu doğrular asıl doğruyu, CHP'nin örgüt olarak seçime girdiğini ve TDH lideri Mustafa Sarıgül gibi parti içinde olmayan insanlara da gödev ve yetki verdiğini gölgelemez, değil mi?

Mustafa Sarıgül'ün kişisel potansiyelini, TDH'nın eylemsel gücünü, bu yöntemle ortaya çıkacak -umarım çıkar- CHP'de birleşmeyi kimsenin inkar etmesi mümkün değil.

CHP tabanı, partisinin ve gösterilen aday/adayların başarılı olmasını istiyor elbette. Hele hele AKP'den kurtulmak adına getirilen her formülü, kişiyi sineye çektiğini de görmezden gelmek insafsızlık olur. İstanbul'da, Ankara'da, Hatay'da parti dışından aday gösterilmesine sessiz kalmasının temelinde de o var. "Yeter ki başarılı olalım, AKP'den kurtulalım" anlayışı egemen olmuş tamamen...
Türkiye Değişim Hareketi, ister siyasal, ister sivil toplum, isterse halk hareketi olsun, fark etmez; çok önemli, çok etkin ve disiplinli bir kitledir. Toplumsal yaşamımıza önemli bir dinamizm getirdiği de inkar edilemez. Liderinden en sade üyesine varıncaya kadar içlerinde çok sayıda tanıdığımız, dostumuz olan insanlar da var. Kaldı ki seçimler anlamında aynı hedefe kilitlenmiş durumdayız. Amaç birliği de sağlayabilirsek, sadece İstanbul'un, Sarıgül'ün değil, Türkiye'nin her noktasında başarılı olmayı ve bu doğrultuda Türkiye'yi dönüştürmeyi hedeflersek en doğrusu yapmış oluruz diye düşünüyorum.

CHP'nin örgütsel yapısındaki yeterince hareketli olmamayı da kullanarak ve sadece Mustafa Sarıgül'e odaklanarak hareket edilirse; korkarım 'Keskin sirke küpüne zarar verir' durumuna düşülecek. Dost acı söyler!

TDH'lı dostlara önerilerim şunlar...

* CHP'nin kimi ilçe örgütlerinden yeterli desteği almasalar bile -ki il yönetimi ile bu irtibat sağlanabilir- onlar yokmuş gibi hareket edilmesin. Çünkü yöneticiler başka havalarda olsalar da bu durum CHP tabanını rahatsız ediyor.

* Seçim çalışmalarında mutlaka ama mutlaka CHP ile hareket edilmeli, parti bayrakları, flamaları taşınmalı, seçim müzikleri kullanılmalı ve bu anlamda parti tabanını yanına almalı.

* Hane bazında yapılacak çalışmalarda TDH adına hareket edilir, CHP'ye değil de Mustafa Sarıgül'e oy istenirse; buradan iddia ediyorum, kesinlikle seçime zarar verilir...

*Mustafa Sarıgül adaylığında CHP'nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını alacağı her gün biraz daha netleşirken; 'seçim sonrası belediyeyi kim yönetecek; CHP mi, TDH mı?' türü endişeleri halkın hafızasına yerleştirmeğe kimsenin hakkı olmasa gerek...

Bir kez daha, şu ya da bu kişinin, kitlenin yanlışları, hataları, ego tatminleri yüzünden yenilgi yaşamak istemiyorum. Artık CHP'nin, Mustafa Sarıgül'ün, henüz açıklanmayan ilçe adaylarının ve doğal olarak halkın kazanmasını istiyorum. Benim kazanma şansımın da buna bağlı olduğunu biliyorum çünkü...
Anlaşılmayan bir şey yok, değil mi?..