Sayın Mustafa Anteplioğlu’na Açık Mektup: Küçükçekmece’de Raconu Artık Siz Kesin!

Abone Ol

Sayın Kaymakamım,

Size bu mektubu, bir yıl önce yazdığım yazının devamı olarak kaleme alıyorum.

Çünkü bazı meseleler vardır; bir kez yazarsınız, kapanır sanırsınız. Oysa kapanmaz. Sadece aktörleri değişir.

Geçen yıl Küçükçekmece’de okul servisleri üzerinden yaşananları yazdım. Firmalar birbirlerini suçladı. Kimi “mağdurum” dedi, kimi “bizim hakkımız yeniyor” dedi. Kimi kendisini sektörün güçlü oyuncusu olarak gördü, kimi ise sistemin dışında bırakıldığını anlattı.

Aradan bir yıl geçti.

Bugün aynı hikâyenin başka bir perdesini izliyoruz.

Ama bu kez ilginç bir değişiklik var:

Geçen yıl mağdur olduğunu söyleyenler bugün güçlü; geçen yıl güçlü olduğunu söyleyenler bugün mağdur.

İnsan ister istemez soruyor:

Ne değişti Sayın Kaymakamım?

Firmalar mı değişti?

Yönetmelik mi değişti?

Kurallar mı değişti?

Yoksa sadece kazananlar ve kaybedenler mi değişti?

Benim kanaatim şu:

Asıl problem firmalarda değil. Asıl problem sistemde.

Çünkü yürürlükte bir Okul Servis Araçları Hizmet Yönetmeliği var. Herkesin uyması gereken kurallar var. Fakat Küçükçekmece’de bu kuralların uygulanış biçiminin okuldan okula, yıldan yıla değiştiğine ilişkin ciddi soru işaretleri var.

Bir servis firması yarışa girecekse, yarışın kurallarını önceden bilmek zorunda.

Özmal araç şartı nedir?

Bir ihalede araçların üçte birinin özmal olması yeterli midir, yoksa bütün araçların özmal olması mı gerekir?

Araçların yaşı ve modeli mi belirleyicidir?

Firmanın sektördeki geçmişi ve referansları mı?

Velilere sunacağı fiyat avantajı mı?

Okula yapılacak bağış mı?

Yoksa bütün bunların dışında, firmaların önceden bilmediği başka kriterler mi vardır?

İşte benim itirazım tam burada başlıyor.

Bir firma hangi kurala göre yarışacağını bilmiyorsa, orada gerçek anlamda rekabetten söz edilebilir mi?

Bugün bir firma tartışmalı biçimde kazanıyor, yarın başka bir firma…

Bugün biri mağdur olduğunu söylüyor, yarın diğeri…

Ve her yıl aynı tartışmalar yeniden başlıyorsa artık tek tek firmaları suçlamanın bir anlamı kalmıyor.

Çünkü mesele “hangi firma haklı?” sorusundan çıkmış, “neden bu sistem sürekli yeni mağdurlar üretiyor?” sorusuna dönüşmüştür.

Sayın Kaymakamım;

Bir başka ifadeyle söylemek gerekirse, mesele servis firmalarının birbirleriyle kavgası değildir.

Mesele, bu kavganın neden her yıl yeniden üretildiğidir.

Çünkü kuralların herkes için aynı olduğuna dair güçlü bir inanç varsa, firma rakibinden şikâyet etse bile elindeki yönetmeliği gösterir ve hakkını arar.

Ama kuralların okuldan okula değiştiği düşünülüyorsa, işte o zaman başka bir dönem başlar.

Firmalar rakipleriyle yarışmak yerine sistemi çözmeye çalışır.

“Bu işi almak için ne yapmalıyım?” sorusu, “Yönetmeliğin gereğini yaparsam kazanabilir miyim?” sorusunun önüne geçer.

Ve işte o noktada tehlike başlar.

Çünkü bir kamu hizmetinin dağıtımında şeffaflık ve öngörülebilirlik ortadan kalkarsa, boşluğu söylentiler doldurur.

Sektörün içinden gelen bazı iddialar da tam bu noktada insanın kulağına çalınıyor.

Bunların her birinin ayrıca araştırılması, doğrulanması veya yanlışlanması gerekir.

Benim gazeteci olarak görevim ise şu soruyu sormaktır:

Küçükçekmece’de bu sistem neden bir türlü herkesin “aynı kurallarla” yarıştığı bir düzene dönüşemiyor?

Ve Sayın Kaymakamım, tam da bu nedenle bu mektubu size yazıyorum.

Çünkü artık önümüzde yalnızca bir servis firması meselesi yok.

Önümüzde İmam Buhari İmam Hatip Ortaokulu’nda bu yıl yaşanan somut bir olay var.

Geçtiğimiz yıl yazdığım yazının ardından bu dosyanın peşini bırakmadım.

Ve bugün geldiğimiz noktada, sizin talimatınızla İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü bünyesinde bir inceleme komisyonu kurulmuş olması, benim açımdan küçümsenecek bir gelişme değildir.

Çünkü en azından bir yerde şu soru sorulmuştur:

“Burada gerçekten usulüne uygun hareket edildi mi?”

Fakat şimdi asıl mesele başlıyor.

Çünkü inceleme komisyonunun verdiği kararın ardından yaşananlar, Küçükçekmece’deki sistem tartışmasının neden hâlâ bitmediğini gösteriyor.

Ve işte bundan sonrasını, belgeleriyle birlikte anlatmak gerekiyor.

İmam Buhari İmam Hatip Ortaokulu’nda ne oldu?

Şimdi gelelim asıl meseleye…

10 Temmuz akşamı beklemediğim bir telefon geldi.

Geçen yıl bu dosyanın peşini bırakmamıştım. Okul servisleri üzerinden yaşanan tartışmaları, iddiaları ve usulsüzlük şüphelerini yazmış, elimden geldiğince kamuoyunun dikkatini çekmeye çalışmıştım.

Fakat geçen yıl verdiğim mücadelede yanımda çok az kişi vardı.

Gazeteci arkadaşım Engin Zafer ve bağlı bulunduğumuz Yaşam Medya Grubu dışında, devletin ilgili makamlarından ve siyasetten beklediğim desteği görememiştim.

Dönemin AK Parti Küçükçekmece İlçe Başkanı Nejat Öztürk dışında, görüştüğüm siyasilerin büyük bölümü bana bu işlerle uğraşmamamı, kendime dert açmamamı söylüyordu.

“Bu işlerin usulü böyle.”

“Uğraşma, başına dert alma.”

“Bunlarla mücadele edilmez.”

Geçen yıl kulağıma en çok çalınan cümleler bunlardı.

Ben de bütün bunların ardından açıkçası yorulmuştum.

İnsan, doğru bildiği bir meselenin peşinden giderken yalnız bırakıldığında ister istemez kendisine şu soruyu soruyor:

“Ben mi yanlış yapıyorum?”

Üstelik geçen yıl yaşananlardan sonra, ortaya ne çıkarırsam çıkarayım bir şey değişmeyeceği duygusuna kapılmıştım. Yazdıklarımın karşılığında somut bir sonuç görememek, insanın mücadele azmini de törpülüyor.

Tam da bu nedenle, bu yıl yaşananlardan mümkün olduğunca uzak durmaya çalışıyordum.

Ama 10 Temmuz akşamı gelen o telefon, beni yeniden aynı dosyanın içine çekti.

Bir dostum aradı.

“İmam Buhari İmam Hatip Ortaokulu Müdürü seninle görüşmek istiyor. Anlatacakları var.”

Ardından duyduklarım daha da çarpıcıydı.

Bana aktarılan bilgiye göre, İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nde görev yapan bir şube müdürü, İmam Buhari İmam Hatip Ortaokulu’ndaki servis işinin Hicret Turizm’e verilmesi için okul yönetimi üzerinde baskı kuruyordu.

Üstelik bu, sıradan bir duyum olarak aktarılmıyordu.

“Belgeleri var.”

Deniliyordu.

Okul müdürünün, kendisine baskı yapıldığını ve bu baskının servis taşıma işiyle ilgili olduğunu anlatacağı, yaşananları belgeleriyle ortaya koyacağı söyleniyordu.

İşte o telefon, geçen yılın bütün yorgunluğuna rağmen beni yeniden dosyanın içine çekti.

Çünkü artık mesele yalnızca dört firmanın aynı okulun taşıma hizmetini almak için yarışması değildi.

İddia edilen şey çok daha ağırdı:

Bir okulun taşıyıcı belirleme sürecine, İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü içerisinden müdahale ediliyor ve belirli bir firmanın tercih edilmesi yönünde okul yönetimine baskı uygulanıyordu.

Eğer gerçekten böyle bir müdahale varsa, ortada yalnızca bir servis ihalesi tartışması yok demektir.

Ortada kamu gücünün nasıl kullanıldığına ilişkin çok daha ciddi bir mesele vardır.

Ben de doğal olarak şunu düşündüm:

Geçen yıl yaşananların ardından yine aynı noktaya mı geliyoruz?

Yine kuralların yerine ilişkiler mi konuşuluyor?

Yine yönetmeliklerin yerine başka hesaplar mı devreye giriyor?

Yine birileri bir firmanın kazanması, birilerinin kaybetmesi için düğmelere mi basıyor?

Bütün bu soruların cevabını öğrenmek için görüşmeyi kabul ettim.

Çünkü geçen yıl yalnız bırakılmış olsam da gazeteciliğin gereği, önüne gelen ciddi bir iddianın peşine düşmektir.

Ben de tam olarak bunu yaptım.

Ve İmam Buhari dosyasında bundan sonra karşıma çıkanlar, bu yazının başında sorduğum soruyu daha da büyüttü:

Küçükçekmece’de sorun gerçekten firmalar mıydı, yoksa firmaları sürekli birbirleriyle karşı karşıya getiren sistem mi?

Fakat çok geçmeden, bu telefonla bana aktarılan hikâyenin başka bir yüzü olduğunu da öğrenecektim.

Bir telefon, ardından başlayan araştırma…

Dostuma, okul müdürü Mehmet Çelik ile ertesi gün görüşebileceğimi söyledim. Ancak önce benden beklentisinin ne olduğunu bilmek istiyordum.

Arayan dostum, okul müdürünün dürüst bir eğitim yöneticisi olduğunu, Millî Eğitim camiasında yaşanan yolsuzluklara ve baskılara karşı mücadele ettiğini, bu nedenle de benden destek istediğini söyledi.

İlk sorduğum soru şuydu:

“İhaleyi kim aldı?”

“Henüz belli değil” dedi.

Ben de İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’ndeki kaynaklarıma sordum.

Aldığım bilgiye göre tespit tutanağında taşıma işinin MSM Servis İşletmeciliği’ne bırakıldığı görülüyordu.

Hicret Turizm’in İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü içerisinde güçlü bağlantıları olduğunu düşündüğüm için, bana aktarılan baskı iddiasını o aşamada ciddiye aldım.

Fakat bu görüşmenin ardından benim için asıl süreç başladı.

Araştırmaya koyuldum.

Sektörden yıllardır tanıdığım pek çok kişiye ulaştım. İhaleye giren firmaların yetkilileriyle görüştüm.

Herkese aynı soruları sordum:

Ne olmuştu?

Komisyon nasıl çalışmıştı?

Okulda neler yaşanıyordu?

Hicret Turizm hakkında ne biliniyordu?

Okul müdürü Mehmet Çelik’e yakın olduğunu düşündüğüm dostumun Hicret Turizm hakkında anlattıkları da dikkat çekiciydi.

Bana, firma hakkında çok sayıda veli şikâyeti bulunduğunu söyledi.

İddiaya göre öğrenciler, evlerinden yaklaşık 20 dakika uzaklıktaki ve uygun olmadığı öne sürülen noktalarda servisten indiriliyordu.

Daha ağır bir başka iddia ise servis hostesinin bir kız öğrenciye son derece ağır ve aşağılayıcı bir ifadeyle hakaret ettiği yönündeydi.

Fakat beni en çok şaşırtan iddia başka bir konudaydı.

Hicret Turizm’in, cuma günleri öğrencileri okulun normal çıkış saatinden yaklaşık bir saat önce, okul idaresinin bilgisi ve izni dışında okuldan aldığı anlatılıyordu.

Üstelik bu durumun okul müdürü Mehmet Çelik tarafından ancak eğitim-öğretim yılının sonunda öğrenildiği söyleniyordu.

İşte burada durdum.

Çünkü bunun nasıl mümkün olabileceğini anlamakta zorlandım.

Bir servis firması, okul idaresinin bilgisi ve izni dışında öğrenciyi okuldan nasıl alabilir?

Benim açımdan mesele artık yalnızca bir servis hizmeti meselesi değildi.

Eğer bu iddia doğruysa, derste bulunmayan bir öğrencinin başına gelebilecek herhangi bir olaydan kim sorumlu olacaktı?

Ailenin bundan haberi var mıydı?

Her hafta cuma günü bazı öğrenciler son derse girmeden okuldan ayrılıyorsa, okul idaresi ve öğretmenler bu öğrencilerin nereye ve nasıl gittiklerini hiç merak etmemiş miydi?

Ben de bu soruların cevaplarını araştırmaya başladım.

Üstelik öğrenciler her cuma son derse girmedikleri için devamsız yazılıyorsa, bunun yıl sonunda nasıl bir sonucu olacaktı?

Bu çocuklar devamsızlıktan sınıfta kalmış olmalıydı.

En azından benim ilk düşüncem buydu.

Velilerin bunu fark etmesi, okulu ayağa kaldırması ve ciddi şekilde şikâyetçi olması gerekirdi.

Hatta iddialar doğruysa, Hicret Turizm hakkında suç duyurularının yapılması, tazminat davalarının açılması, firmanın hizmetten men edilmesi ve ağır idari yaptırımlarla karşı karşıya kalması gerekirdi.

Benim kafamda tablo aşağı yukarı böyle oluşmuştu.

Ve doğal olarak şunu düşündüm:

Okul müdürü bütün bunların üzerine gitmeye çalışıyorsa, bu nedenle baskı görüyor olmalıydı.

Fakat araştırmalarım beni hiç beklemediğim bir gerçekle karşılaştırdı.

Meğer öğrenciler yok yazılmamıştı.

Sınıfta da kalmamışlardı.

Daha da ilginci, öğrencilerin okuldan erken çıktığından velilerin bile haberi vardı.

Yani ortada gizli saklı yürütülen bir servis operasyonundan çok daha farklı bir tablo vardı.

Öğrencilerin erken çıktığını veliler biliyordu.

Öğrenciler devamsız yazılmıyordu.

Sınıfta kalmıyorlardı.

Bundan haberi olmayan ve okulun bu şekilde işlediğini fark etmeyen ise, anlaşılan okul idaresiydi.

O zaman insanın aklına ister istemez başka bir ifade geliyor:

Okul mu okul olmaktan çıkmıştı, yoksa okul idaresi mi okulun nasıl işlediğinin farkında değildi?

“Dingo’nun ahırı” benzetmesi belki ağır gelebilir.

Ama bir okulda öğrencilerin ders saatinde okuldan ayrıldığı, velilerin bundan haberdar olduğu, öğrencilerin devamsız sayılmadığı ve okul yönetiminin bundan habersiz olduğu bir tabloyu başka nasıl tarif edebilirsiniz?

Yine de burada bir sorun olduğu açıktı.

Okul idaresinin bu durumdan haberdar olmaması başlı başına bir yönetim zafiyeti değil miydi?

Peki ama…

Bunca veli şikâyeti ne olacaktı?

Servis hizmetiyle ilgili anlatılan diğer iddialar ne olacaktı?

İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü nasıl olsa geçen yıl Tayfun Ercan ve Engin Zafer yazdı, çizdi, konuştu; hiçbir şey olmadı. “Biz bildiğimizi yine okuruz” diye düşünüyor olmalıydı.

Süreç şöyle yürümüş…

İstemeden de olsa artık sürecin içine dâhil olmuştum.

Geçen yıl yaşananlardan yeterince tecrübe edinmiştim.

Ne ortaya çıkarırsam çıkarayım, ne kadar yazarsam yazayım, sonunda bir şey olmayacağını düşünüyordum.

Çünkü geçen yıl yaşadıklarım bana bunu fazlasıyla öğretmişti.

Ama insan yine de merak ediyor.

Üstelik bu kez mesele yalnızca duyumlardan ibaret değildi.

Sürecin içinde yer alan, olup bitenlere doğrudan tanıklık eden pek çok kişi vardı.

Ben de tek tek konuştum.

Kim ne biliyor?

Süreç nasıl başladı?

Kim, ne zaman, ne yaptı?

Hangi karar hangi gerekçeyle alındı?

Ve sonunda ortaya nasıl bir tablo çıktı?

Konuştuğum kişilerden edindiğim bilgilerle süreci baştan sona yeniden kurmaya başladım.

Süreç şöyle yürümüş:

İmam Buhari İmam Hatip Ortaokulu Taşıyıcı Tespit Komisyonu, 3 Temmuz 2026 Cuma günü toplandı. İstekli firmalardan teklif alındı.

Sektörde “ihale” olarak adlandırılan bu toplantının sonunda komisyon, yönetmelikteki kriterlere göre dört istekli firmaya 50’şer puan verdi.

Yapılan değerlendirme sonucunda MSM Servis İşletmeciliği Tur. İnş. Gıda San. Tic. Ltd. Şti. oy birliğiyle birinci firma olarak tercih edildi.

Meva Turizm ikinci, Divan Oto İnş. Tur. Tem. Nak. San. Tic. üçüncü, Hicret Turizm Oto Gıda İnş. Tek. San. ve Tic. Ltd. Şti. ise dördüncü firma olarak açıklandı.

İşte ne olduysa o an oldu.

Geride bıraktığımız üç yıl boyunca İmam Buhari İmam Hatip Ortaokulu’nda taşıma hizmeti veren Hicret Turizm, yönetmelikte yer alan, “İsteklinin önceki eğitim-öğretim yılında taşıma hizmeti verdiği okula teklif vermesi halinde 5 puan verilir” hükmüne dayanarak kendisinin 5 puan daha alması gerektiğini, dolayısıyla toplam 55 puanla taşıma hizmetine devam etme hakkı bulunduğunu ileri sürdü.

Ancak Taşıyıcı Tespit Komisyonu, “Veli şikâyetleri ve memnuniyetsizlik nedeniyle Hicret Turizm’e 5 puan verilmeyecek” şeklinde bir karar aldı.

Komisyon ayrıca, birinci sıradaki isteklinin çekilmesi halinde ikinci, ikinci sıradaki isteklinin de çekilmesi halinde üçüncü firmanın taşıma hizmetini yürütmesine karar verdi.

Fakat burada dikkat çekici bir ayrıntı vardı.

Üçüncü firmanın da çekilmesi halinde, sıralamada dördüncü olan ve son üç yıldır okulun taşıma hizmetini yürüten Hicret Turizm’in devreye alınmasına ilişkin herhangi bir karar verilmedi.

Bu durum ister istemez bazı soruları beraberinde getirdi:

Neden?

Birinci firma çekilirse ikinci, ikinci firma çekilirse üçüncü firma devreye girecek; peki üçüncü firma da çekilirse neden dördüncü firma devreye girmeyecek?

Bu tercih, ister istemez firma ile okul yönetimi arasında bir husumet veya başka bir anlaşmazlık olup olmadığı sorusunu akıllara getirdi.

Fakat soru işaretleri bununla da sınırlı kalmadı.

Komisyonun karar tutanağında, değerlendirme sürecinin “isteklilerin de bulunduğu bir ortamda” gerçekleştirildiği ifadesine yer verildi.

Ben de toplantıya katılan diğer üç firmanın yetkilileriyle görüştüm.

Görüştüğüm firma yetkililerinin beyanına göre, toplantı sırasında zarfların tamamının açılmadığı ifade edildi.

Bu iddiaların doğruluğunun araştırılması ve değerlendirilmesi için Küçükçekmece İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’ne şikâyetlerde bulunulduğunu da biliyorum.

Şimdi burada cevaplanması gereken çok basit ama çok önemli bir soru var:

Bir taşıyıcı belirleme sürecinde bütün isteklilerin bulunduğu bir ortamda değerlendirme yapıldığı tutanağa yazılmışken, toplantıya katılan isteklilerden bazılarının “zarfların tamamı açılmadı” şeklindeki beyanları nasıl açıklanacaktır?

İşte tam bu noktada, mesele artık hangi firmanın birinci, hangisinin dördüncü olduğu meselesi olmaktan çıkıyor.

Mesele, kuralların gerçekten herkes için aynı uygulanıp uygulanmadığı meselesine dönüşüyor.

Pes dedirten şikâyetler

Komisyonun, Hicret Turizm’e “memnuniyetsizlik” gerekçesiyle 5 puan vermemesine dayanak oluşturan şikâyetlerin peşine düştüm.

Ve araştırdıkça karşıma çıkan tablo, insanın gerçekten “Pes artık!” demesine neden olacak cinstendi.

Çünkü bu şikâyetlerin nasıl ortaya çıktığını, kimlerin şikâyetçi olduğunu ve daha sonra bu şikâyetlerin akıbetinin ne olduğunu araştırdığımda, dosyanın bambaşka bir yüzüyle karşılaştım.

Beni en çok şaşırtan ise velilerin tutumuydu.

Yıl sonuna doğru bazı veliler Hicret Turizm hakkında okul yönetimine şikâyetlerde bulunmaya başlamıştı.

Okul yönetimi bu şikâyetleri işleme aldı.

Taşıyıcı Tespit Komisyonu da yapılan şikâyetleri değerlendirmeye dâhil etti.

Buraya kadar her şey normaldi.

Veli bir şikâyette bulunur, okul yönetimi bunu değerlendirir, ilgili komisyon da iddiaları inceler.

Fakat sonrasında yaşananlar, “Bu nasıl olabilir?” dedirtecek cinstendi.

Aynı veliler bu kez Hicret Turizm’e gittiler.

Ve şirkete, daha önce verdikleri dilekçelerde yer alan şikâyetlerin gerçeği yansıtmadığını, dilekçeleri baskı altında verdiklerini ve şirketten şikâyetçi olmadıklarını belirten yeni beyanlar imzaladılar.

Üstelik bu yeni beyanlarda çok daha ağır iddialar vardı.

Veliler, ilk dilekçeleri hazırlarken hangi hususlardan şikâyetçi olacaklarının kendilerine okul müdürü Mehmet Çelik ve okulda görevli memur Özgür Özdemir tarafından yönlendirilerek yazdırıldığını ileri sürdüler.

Bununla da kalmadılar.

Öğrencilerin okul içerisindeki iş ve işlemlerinde kolaylık sağlanması karşılığında bu dilekçeleri verdiklerini de imza altına aldılar.

Bazı veliler ise daha açık bir iddiada bulundu:

“Servis şirketini değiştirmek istiyoruz, bize yardım edin” denilerek kendilerinden dilekçe alındığını ileri sürdüler.

Şimdi Sayın Kaymakamım…

Burada insanın kafasının karışmaması mümkün mü?

Aynı veliler önce Hicret Turizm hakkında şikâyetçi oluyor.

Sonra aynı şirketin karşısına geçip, “Biz şikâyetçi değiliz, o dilekçeleri baskı altında verdik” diyor.

Birinci beyan doğruysa ikinci beyan neden verildi?

İkinci beyan doğruysa ilk dilekçeler neden verildi?

Kim doğru söylüyor?

Daha da önemlisi:

Bu veliler üzerinde kim baskı kurdu?

Eğer ilk dilekçeler gerçekten baskı altında verildiyse, baskıyı kim yaptı?

Eğer ikinci beyanlar baskı altında verildiyse, bu kez baskıyı kim yaptı?

Veliler neden birbirine taban tabana zıt iki ayrı beyanın altına imza attı?

Bir kamu kurumunda görev yapan kişiler gerçekten velileri belirli bir servis firmasını değiştirmek amacıyla yönlendirdi mi?

Yoksa servis firması, kendisine yöneltilen şikâyetleri geri çektirmek için veliler üzerinde baskı mı kurdu?

Hangisi doğru?

İşte bu nedenle Sayın Kaymakamım, bu mesele artık sıradan bir servis firması tartışması değildir.

Burada birbirini tamamen çürüten iki ayrı veli beyanı var.

Bir tarafta “Şikâyetçiyiz” diyen imzalar…

Diğer tarafta “Baskı altında verdik, şirketten şikâyetçi değiliz” diyen yine imzalı beyanlar…

Bu iki belgenin aynı anda doğru olması mümkün değil.

O halde birileri doğruyu söylemiyor.

Ve bunu ortaya çıkarmanın yolu da tarafların birbirini suçlamasını dinlemek değil; velilerin nasıl ve hangi şartlarda bu belgeleri imzaladığını araştırmaktır.

Sayın Kaymakamım;

Bu dosyada artık sizin devreye girmeniz gerektiğini düşünüyorum.

Çünkü burada cevaplanması gereken soru yalnızca “Hangi firma taşıma hizmetini yapacak?” değildir.

Asıl soru şudur:

Bir okulun servis hizmeti üzerinden veliler neden iki farklı beyan vermek zorunda kalmıştır?

Okul yönetimi mi velileri yönlendirdi?

Yoksa firma mı veliler üzerinde baskı kurdu?

Hatta daha ağır bir ihtimali sormak zorundayım:

Ortada gerçekten bir baskı mekanizması varsa, bunu kim kurdu ve kim yönetti?

Bir kamu kurumu içerisinde velilerin yönlendirildiği bir düzen mi var?

Yoksa bir servis firması, kendisine karşı yapılan şikâyetleri geri çektirmek için hukuk dışı yöntemlere mi başvuruyor?

Bunların hiçbiri havada bırakılabilecek sorular değildir.

Çünkü burada çocukların eğitim hayatı, velilerin iradesi ve kamu kurumlarına duyulan güven söz konusudur.

Sayın Kaymakamım, bu öyle sıradan bir olay değildir.

Tam da bu nedenle bu dosyanın bütün taraflarını aynı masaya çağırmanız, belgeleri önünüze koydurmanız ve kimin hangi beyanı neden verdiğini araştırmanız gerektiğine inanıyorum.

Çünkü artık mesele bir servis firmasının kazanıp diğerinin kaybetmesi değil.

Mesele, Küçükçekmece’de kamu düzeninin hangi kurallarla işlediğidir.

Ve sonunda İlçe Millî Eğitim’in inceleme komisyonu devreye girdi

Bütün bu çelişkilerin ardından, sizin talimatınızla kurulan İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü Servis Tespit Komisyonlarını İnceleme Komisyonu, İmam Buhari İmam Hatip Ortaokulu Taşıyıcı Tespit Komisyonu’nun kararını inceledi.

Ve ortaya oldukça net bir değerlendirme çıktı.

İnceleme komisyonu, okulun taşıyıcı tespit komisyonu kararının iptal edilmesi ve Hicret Turizm’e yönetmelikte öngörülen 5 puanın verilmesi yönünde görüş bildirdi.

Bununla da yetinmedi.

İnceleme komisyonu; okulun resmî internet sitesinde, sosyal medya hesaplarında ve okulun çeşitli yerlerinde yayımlanan ilanlarda servis kayıtlarının başladığının ve taşıma hizmetinin MSM Turizm yetkisinde yürütüleceğinin duyurulduğunu tespit etti.

Komisyon, bu ilanların kaldırılması ve alınan karardan dönülmesi gerektiğini de belirtti.

İşte tam bu noktada Sayın Kaymakamım, sizi zor bir soruyla baş başa bırakmak istiyorum:

Belki de okul yönetimi haklıdır.

Belki okul müdürü Mehmet Çelik, bütün bu süreçte kendisini ve okulunu korumaya çalışıyordur.

Belki de İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü bünyesinde kurulan inceleme komisyonu yanılmıştır.

Hatta daha ileri gidelim:

Belki de inceleme komisyonunun üyeleri, bir servis firmasının çıkarına hizmet edecek şekilde karar vermiştir.

Ama o zaman da başka bir soru ortaya çıkıyor:

Emriniz altındaki okul müdürünün “Ben haklıyım” diye çırpınışlarını nasıl görmezden gelebilirsiniz?

Öte yandan, okul müdürü Mehmet Çelik’in usulsüz işlem yaptığını ortaya koyan komisyonun üyeleri de yine okul müdürlerinden oluşuyor.

O halde Sayın Kaymakamım, insan ister istemez soruyor:

Müdürlerinizden hangisi haklı?

Daha önemlisi:

Müdürlerinizden hangisi mevzuata aykırı işlem yapıyor?

Eğer İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nün inceleme komisyonu haklıysa, okul yönetiminin yaptığı işlemler neden hâlâ savunuluyor?

Eğer okul yönetimi haklıysa, sizin talimatınızla kurulan inceleme komisyonu neden böyle bir sonuca ulaştı?

Ve eğer ortada gerçekten usulsüzlük varsa, bunun herhangi bir maddi çıkar ilişkisiyle bağlantısı bulunup bulunmadığı araştırıldı mı?

Çünkü kamu görevinde yapılan bir usulsüzlüğün arkasında kişisel veya maddi bir çıkar ilişkisi olup olmadığını araştırmadan dosyayı kapatmak, asıl soruyu cevapsız bırakmak olur.

Okul yönetimi ise bütün sürecin şeffaf, düzenli, mevzuata uygun ve hakkaniyetli biçimde yürütüldüğünü savunuyor.

İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü bünyesindeki inceleme komisyonunun ise bunun aksine değerlendirme yaptığını görüyoruz.

Üstelik okul yönetiminin “her şeyi dört dörtlük yaptık” şeklindeki savunmasının yanında, benim gördüğüm bazı belgeler de soru işaretlerini artırıyor.

Örneğin ihale öncesi yapılan duyurunun oldukça gelişigüzel hazırlanmış olması, üzerinde kurşun kalemle yazılmış ifadelerin bulunması ve tarih kısmında 2024 yılının yer alması dikkat çekici.

Bunların her biri elbette tek başına usulsüzlük anlamına gelmeyebilir.

Ama Sayın Kaymakamım, sizin talimatınızla kurulan bir inceleme komisyonu bu kadar ciddi tespitlerde bulunmuşken, bu ayrıntıların da açıklığa kavuşturulması gerekmez mi?

Üstelik inceleme komisyonunun önerileri de oldukça açık.

Komisyon;

1. Okul idaresi tarafından yapıldığı tespit edilen gerçeğe ve mevzuata aykırı ilanların derhal kaldırılmasını,

2. Başlatılan gayriresmî kayıt işlemlerinin ivedilikle durdurulmasını,

3. Karara uymayan okul yönetimi ve sorumlular hakkında gerekli idari ve disiplin soruşturmasının başlatılmasını,

4. Öğrenci taşıma hizmeti ve taşımacıyı tespit sürecinin mevzuata uygun şekilde yeniden başlatılmasını

öneriyor.

Bunlar sıradan tavsiyeler değil.

Bunlar, kamu kurumunun kendi içerisindeki bir inceleme komisyonunun, başka bir kamu görevlisinin yaptığı işlemler hakkında ortaya koyduğu ciddi tespitler.

Fakat buna rağmen okul yönetimi geri adım atmadı.

Tam tersine, bütün sürecin şeffaf, düzenli ve mevzuata uygun yürütüldüğünü; İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü bünyesindeki komisyonun ise taraflı ve talimatla hareket ederek karar aldığını savundu.

Ve okul yönetimi, aldığı kararın arkasında olduğunu, servis hizmetinin MSM Turizm tarafından yürütüleceğini duyurdu.

Öte tarafta ise Hicret Turizm velilere mesaj göndererek 2026-2027 eğitim-öğretim yılında taşıma hizmetine devam edeceğini, öğrencileri yüzde 30 indirimle taşıyacağını açıkladı.

Şirket ayrıca okulun servis iş ve işlemlerinin İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından yürütüldüğünü, okulda yapılan ihalenin iptal edildiğini ve kayıtların kendi ofislerinde yapıldığını bildirdi.

Mesajın sonunda da velilere, “İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nden bilgi alabilirsiniz” denildi.

Ve şimdi ortaya nasıl bir tablo çıktığına bakın Sayın Kaymakamım:

Okulun içinde, okul yönetiminin desteğiyle MSM Turizm kayıt alıyor.

Şirketlerin ofislerinde ise Hicret Turizm kayıt alıyor ve bunu İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nün bilgisi ve desteğiyle yaptığını söylüyor.

İki taraf da kendisini haklı görüyor.

İki taraf da kendi arkasında bir kamu iradesi bulunduğunu düşünüyor.

İki taraf da diğer tarafın yaptığı işlemin geçersiz olduğunu savunuyor.

Ve biz hâlâ aynı sorunun cevabını bilmiyoruz:

Kim haklı?

Bir okulun önünde iki ayrı irade

Sayın Kaymakamım…

Burada artık yalnızca bir servis ihalesinden söz etmiyoruz.

İki ayrı iradenin aynı okulun önünde karşı karşıya gelme ihtimalinden söz ediyoruz.

Daha da önemlisi, okulların açılacağı günlerde Hicret Turizm’in okul önünde esnaf sözleşmeleri yapmak amacıyla masa kuracağı yönünde sektörde konuşulan bir iddia var.

Umarım bu yalnızca bir iddiadan ibaret kalır.

Çünkü Türkiye’de geçmiş yıllarda servis taşımacılığı gibi ticari anlaşmazlıkların zaman zaman çok ağır sonuçlara dönüştüğünü hepimiz gördük.

Bu nedenle size bir gazeteci olarak değil, olabilecek bir olayın önceden önlenmesini isteyen bir vatandaş olarak sesleniyorum:

Bu iki firma okulun önünde karşı karşıya gelirse ne olacak?

Bir tartışma çıkarsa kim müdahale edecek?

Bir kavga yaşanırsa kim sorumlu olacak?

Allah korusun, bu husumet bir öğrencinin, bir velinin, bir öğretmenin veya taraflardan herhangi birinin hayatına mal olursa ne olacak?

O noktadan sonra hiçbir kararın, hiçbir tutanağın, hiçbir “Ben görevimi yaptım” savunmasının anlamı kalmayacaktır.

Çünkü bazı riskler vardır ki, gerçekleşmeden önce önlemek devletin görevidir.

Yangın çıktıktan sonra itfaiye göndermek kolaydır. Mesele, yangın çıkacağını görüp önceden tedbir almaktır.

Sayın Kaymakamım;

Resmî prosedürlerin yerine getirilmiş olması, böyle bir ihtimali görmezden gelmeniz halinde vicdani bir rahatlık sağlamamalıdır.

Çünkü burada mesele artık “hangi firma haklı?” sorusunu aşmıştır.

Mesele, bu iki tarafı karşı karşıya getiren sistemin neden hâlâ çözülemediğidir.

Raconu Siz Kesin Sayın Kaymakamım

Bu nedenle sizden ricam çok açık:

Tarafların tamamını aynı masaya çağırın.

Okul yönetimini…

İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nü…

İnceleme Komisyonu’nu…

Taşıyıcı Tespit Komisyonu üyelerini…

MSM Turizm’i…

Hicret Turizm’i…

İhaleye giren veya girmeyen, Küçükçekmece’de servis taşımacılığı yapan tüm firmaları…

Ve gerektiğinde velileri…

Ama bu kez sadece dinlemeyin.

Belgeleri masanın üzerine koyun.

Kim ne yapmışsa ortaya çıksın.

Eğer bir kamu görevlisi yetkisini kötüye kullanmışsa ortaya çıkarılsın.

Eğer bir servis firması kamu görevlileri üzerinde baskı kurmuşsa o da ortaya çıkarılsın.

Eğer ortada bir çıkar, baskı veya rüşvet ilişkisi varsa bunun da üzerine gidilsin.

Çünkü artık Küçükçekmece’de bu dosyayı “bir servis firması kazandı, diğeri kaybetti” diye kapatmanın zamanı değildir.

Bu dosyada raconu artık siz kesmelisiniz Sayın Kaymakamım.

Ama bu kez raconu kişiler değil;

belgeler, hukuk ve kamu vicdanı kessin.

Devletin prosedürü yetmez, iradesi de gerekir

Mesele, Küçükçekmece’de kamu düzeninin hangi kurallarla işlediğidir.

Üstelik burada artık yalnızca idari bir tartışmadan da söz etmiyoruz.

Velilerin, özgür iradeleriyle ya da baskı altında bu dilekçeleri verdiklerine ilişkin iddiaların ardından Hicret Turizm yetkilileri savcılığa suç duyurusunda bulunmuş. Savcılık da iddialar üzerine harekete geçerek makamınızdan soruşturma izni istemiş. Siz de mevzuatın gerektirdiği şekilde soruşturma iznini vermişsiniz.

Buraya kadar devletin üzerine düşen idari prosedür yerine getirilmiş görünüyor.

Ama Sayın Kaymakamım, bence yetmez.

Ben sizden yalnızca mevzuatın gerektirdiği işlemleri yapan bir makam olmanızı değil, bu karmaşayı bitirecek güçlü bir irade ortaya koymanızı bekliyorum.

Çünkü artık önümüzde birbirini suçlayan firmalar, birbirinden farklı beyanda bulunan veliler, birbirine zıt kararlar veren komisyonlar ve aynı okul üzerinde hak iddia eden iki farklı taraf var.

Bu düğümün çözülmesi için devletin otoritesinin açık biçimde ortaya konulması gerekiyor.

Raconu siz kesmelisiniz.

Çünkü Küçükçekmece’nin artık yeni bir tartışmaya değil; net bir karara, adalete ve kamu otoritesine duyulan güvenin yeniden tesis edilmesine ihtiyacı var.

Ve Sayın Kaymakamım…

Bu kez raconu kişiler değil, devlet kessin.

Ben Ege’den yazıyorum, siz Küçükçekmece’den gereğini yapın

Sayın Kaymakamım…

Size bu açık mektubu, Ege’nin şirin bir koyunda tatil yaparken, uzaktan yazıyorum.

Ben uzaktayım.

Etkisizim, yetkisizim.

Bu saatten sonra yapabileceğim belki de tek şey; olup biteni uzaktan izlemek, duyduklarımı araştırmak ve gördüklerimi yazmak.

Siz ise yakınsınız.

Etkilisiniz. Yetkilisiniz.

Elinizde devletin makamı, kamu gücü ve soruşturma imkânı var.

Benim elimde ise yalnızca kalemim…

O nedenle Küçükçekmece’nin yıllardır çözülemeyen servis meselesi için sizden artık çok açık bir şey bekliyorum:

Bu düğümü çözün.

Çağırın şu firmaları.

Herkesi aynı masada, mümkünse samimi ve doğrudan bir ortamda dinleyin.

İnanın, yıllardır okulların kapısında, koridorlarında, ihalelerinde ve servis güzergâhlarında yaşananları bir de onların ağzından dinleseniz, “Neler neler olmuş?” diyeceksiniz.

Belki bugün birbirine rakip görünen firmaların anlattıkları, aslında aynı sistemin farklı dönemlerdeki mağduriyetlerini karşınıza çıkaracak.

Çünkü yıllardır değişen çok şey olmadı.

Sadece roller değişti.

Geçen yıl mağdur olan, bugün güçlü.

Geçen yıl güçlü olan, bugün mağdur.

Ama sistem aynı sistem.

İşte bu yüzden Sayın Kaymakamım;

Firmaları birbirine karşı dinlemek yerine, aynı masanın etrafında dinleyin.

Kimin haklı olduğunu bulmanın ötesinde, şu soruyu sorun:

Bu düzen neden yıllardır değişmiyor?

Belki de aradığımız cevap tam orada duruyor.

Ben Ege’nin bir koyundan size sesleniyorum.

Siz Küçükçekmece’nin tam ortasındasınız.

Ben uzaktan yazıyorum.

Siz yakından müdahale edin.

Ben anlatmaya devam edeceğim.

Siz de gereğini yapın.

Küçükçekmece’nin çocukları, velileri, öğretmenleri ve servis esnafı daha fazla bu kavganın içinde bırakılmasın.

Çünkü bu mesele yalnızca bir servis meselesi değildir.

Bu mesele;

kamu düzeni, adalet, şeffaflık, liyakat ve devlet otoritesine duyulan güven meselesidir.

Artık bu meseleye bir son verin Sayın Kaymakamım.

Raconu siz kesin.

Ama bu kez raconu kişiler değil;

hukuk kessin, belge kessin, adalet kessin.

{ "vars": { "account": "G-LFQRKY8JGD" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }