Tasarruf Kime, Sessizlik Kime?

Abone Ol

AK Parti Esenyurt İlçe Başkanı Togay Çoban’ın düzenlediği 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü kapsamında düzenlenen program sonrası yaptığı açıklamalar, yerel basının yıllardır dile getirdiği bir gerçeği yeniden gündeme taşıdı: Yerel basın ekonomik olarak boğuluyor.

Çoban’ın, CHP’li belediyelere dönük “Tasarruf genelgesi bahane edilmemeli” çıkışı, ilk bakışta yerel basını sahiplenen bir tutum gibi görünebilir. Ancak burada asıl sorulması gereken soru şu: Bu tasarruf genelgesi gerçekten bir bahane mi, yoksa fiilen uygulanan ve basını doğrudan hedef alan bir gerçek mi?

Pandemi döneminde ilk darbe basına vuruldu. Ekonomik kriz derinleşti, yine ilk yara alan biz olduk. Şimdi de “tasarruf” adı altında aynı döngü tekrar ediyor.

Bu Genelge Var mı? Var.

Basını Etkiliyor mu? Hem de Doğrudan.

17 Mayıs 2024 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmî Gazete’de yayımlanan 2024/7 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile kamu harcamalarına ciddi kısıtlamalar getirildi.

Bu genelge kapsamında:
– Kamu kurumlarının günlük gazete alımı yapması yasaklandı.
– Görev alanı dışında yayınlara abone olunması engellendi.
– Tanıtım amaçlı dergi, broşür, kitap, bülten gibi basılı yayınlar sınırlandırıldı.
– Tanıtım faaliyetlerinin dijital ortama kaydırılması zorunlu hale getirildi.

Bu ne demek?

Yerel basının abonelik gelirleri kesildi.
Yerel basının reklam alanı daraltıldı.
Yerel basının kamu ile bağı koparıldı.

Bugün birçok yerel gazete bu uygulamaları açıkça “ölüm fermanı” olarak nitelendiriyor. Çünkü yerel basının ayakta kalmasını sağlayan ana damarlar tek tek kesiliyor.

Peki O Zaman Şu Soruyu Soralım:

Eğer bu genelge fiilen uygulanıyorsa,
Eğer denetimleri yapılıyorsa,
Eğer kamu kurumları buna uymak zorundaysa…

Buna nasıl “bahane” denebilir?

Hiçbir meslek grubuna “tasarruf” adı altında bu kadar doğrudan ve sistematik bir gelir kısıtı getirilmezken, neden söz konusu yerel basın olunca bu kadar rahat davranılıyor?

Burada Hakkı Teslim Edelim: Çoban da Tamamen Haksız Sayılmaz

Evet, tasarruf genelgesi vardır ve evet, yerel basını doğrudan etkileyen sonuçları vardır. Ancak bazı CHP’li belediyelerin bu genelgeyi bir fırsata çevirdiği de inkâr edilemez.

Yani mesele sadece tasarruf etmek değil; yerel basınla bağları tamamen koparmak, görünmez kılmak ve yok saymak noktasına varan bir yaklaşım da söz konusudur.

Genelge, basını yok etmek için değil; kamu harcamalarında disiplin sağlamak için çıkarılmıştır. Ancak bazı belediyeler bu metni, “Biz artık basınla çalışmıyoruz” demenin resmi kılıfı hâline getirmiştir.

Oysa tasarruf, iletişimi kesmek değildir.
Tasarruf, halktan kopmak değildir.
Tasarruf, yerel basını devre dışı bırakmak değildir.

Dolayısıyla burada iki gerçek aynı anda vardır:
Hem genelge yerel basını ekonomik olarak zorluyor,
Hem de bazı belediyeler bu durumu bilinçli şekilde derinleştiriyor.

Sorun da tam olarak burada başlıyor.

Sadece CHP’li Belediyeler mi?

Sayın Çoban’ın eleştirileri CHP’li belediyelere yönelikti. Peki biz de şunu soralım:

İstanbul’daki AK Partili belediyelerin kaçı bugün aktif olarak yerel basınla çalışıyor?
Kaçı ilçesinde yaşayan basın mensuplarını 10 Ocak’ta hatırladı?
Kaçı yaptığı yatırımları, projeleri, sosyal çalışmaları yerel basın eliyle halka anlatmayı önemsiyor?

Ben Başakşehir’de yaşayan bir basın mensubuyum.
Benim belediye başkanım 10 Ocak’ta ilçesindeki basın emekçilerini hatırladı mı?

Bu bir sitem değil; bu bir gerçeklik tespitidir.

Kimse kimseyle zorla çalışmak zorunda değil, elbette. Ancak şunu da unutmamak gerekir: Bir belediye ne kadar yatırım yaparsa yapsın, bunu halka anlatacak mecra yerel basındır.

Yerel basın yoksa, anlatı yoktur.
Anlatı yoksa, kamuoyu oluşmaz.
Kamuoyu yoksa, yapılan iş görünmez.

Yerel Basın Bir Yük Değil, Kamusal Bir Hizmettir

Yerel basın; düğünde, cenazede, yangında, afette, mahallede, sokakta, mecliste, parkta, çocuk şenliğinde oradadır.
Merkez medyanın görmediğini görür.
Ulusalın uğramadığı yere gider.
Büyük ekranların ilgilenmediği insanın sesini duyurur.

Ama her kriz döneminde ilk gözden çıkarılan yine biz oluyoruz.

Tasarruf edilecekse; şatafattan, israftan, gösterişten, gereksiz organizasyonlardan edilsin.
Ama haber alma hakkından tasarruf olmaz.

Çünkü basın yoksa, şeffaflık da yoktur.
Basın yoksa, denetim de yoktur.
Basın yoksa, demokrasi eksiktir.

Ve Bir Soru Daha:

AK Parti, 24 yıl sonra bir ilki gerçekleştirdi. Genel Merkez talimatıyla, Türkiye’nin en büyük ili olan İstanbul’da ilk kez yerel basın mensuplarıyla geniş kapsamlı bir buluşma düzenlendi.

Peki sormazlar mı?

24 yıldır yerel basın yok muydu?
Vardı da yok mu sayıldı?

İstanbul’un 39 ilçesinde yıllardır sokak sokak dolaşan, mahalle mahalle haber yapan, yangında, afette, kazada, mecliste, cenazede, şenlikte sahada olan yerel basın emekçileri 24 yıl boyunca neredeydi?

Ne oldu da bugün hatırlandılar?
Ne değişti de bugün “yerel basın önemli” denmeye başlandı?

Yerel basın bir lütufla var olmadı.
Yerel basın bugün ortaya çıkmadı.
Yerel basın hep buradaydı.

Ama çoğu zaman görülmedi.
Duyulmadı.
Yok sayıldı.

Bugün atılan adımlar kıymetlidir, evet. Ama mesele bir gün hatırlamak değil; sürekli hatırlamak, sürdürülebilir desteklemek ve gerçekten sahip çıkmaktır.

Çünkü yerel basın yalnızca haber yazmaz.
Bu kentin hafızasını tutar.
Bu toplumun nabzını ölçer.
Görünmeyeni görünür kılar.

Ve artık şunu net söylemek gerekiyor:

Yerel basını hatırlamak bir jest değil, bir sorumluluktur.

{ "vars": { "account": "G-LFQRKY8JGD" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }