banner304

Memlekette hemen hemen her gün değişik nedenlerle sosyal ve kültürel etkinlik adı altında çeşitli faaliyetler gerçekleştiriliyor. Ve birbirinden farklıymış gibi görünen ancak genellikle tekrarın tekrarı olan bu etkinliklerin düzenleyicisi de belediyeler oluyor.

O etkinlik denilen şeylere bakıyoruz da çoğunlukla katılanlar hep aynı kişiler. İşi gücü olmayan, kendini göstermek, sosyal bir kişiymiş havası vermek isteyenler ve büyük bölümü de belediyelerin kendi çalışanı. Yani şakşakçı takımı.

Yapılan etkinliğinin içeriğine uygun olarak belediye başkanı konuşma yapıyor, hediyeler dağıtılıyor, ikramda bulunuluyor, fotoğraflar çekiliyor ve medyaya servis ediliyor, oluyor bunun adı belediye faaliyeti.

Birçok sivil toplum kuruluşu da aynen böyle. Yıllardan beri oturdukları koltukları eskiten yöneticiler, çevresine topladığı kafadarlarıyla iş yapıyor görünüp, hava atıyor.

Neymiş efendim sorunlara sahip çıkıyorlarmış, çözüm önerileri getiriyorlarmış.

Kim kimi dinliyor, hiç, kim kimi takıyor, o da koskoca bir hiç.

Tamamı böyle olmasa bile, kendine sivil toplum örgütü dedirten şeylerin büyük bölümünün, kendine yönetici dedirten başkan ve üyeleri de aslında yaptıkları ve söyledikleri şeylere kendileri de inanmıyor.

Hatta bir bölümü bir sıfatım olsun, törenlerde elimi sıksınlar diye oraları işgal ediyor. Birçoğunun özel yaşamında bir iş yaptığı da yok.

Ofisimin kirasını kimden alırım, faaliyetime kimi sponsor yapabilirim, bedava geziye nasıl katılabilirim, balolara, yemek davetlerine nasıl gidebilirimin derdindeler.

Şimdi bazıları bu yazıyı okuyunca “haksızlık etme, biz çok şey yapıyoruz, sen görmüyorsun” diyebilirler.

Doğru, yapıyormuş gibi olanla, yapılan arasında dağlar kadar fark olduğundan, biz gazeteciler genellikle yapılanı görürüz ancak yapıyormuş gibi olanlara bakış açımız değişik olur.

Görüyormuş gibi yaparız ama aslında ortada bir şey olmadığını çok iyi bilir de “aferin” dermiş gibi bakar, “kutlarım” dermiş gibi el sıkarız.

Yani sanal alemde takılanlara, sanal takılır, gerçeği yaşayanların yanında oluruz. Onlar bizi bilir, biz onları tanırız ve böylece geçinir gideriz.

Ama bazen böyle yazmak gerek, hatta söylemek de lazım. “Var gibisin ama aslında yoksun”, “yapıyor gibisin ama aslında hiçbir şey yapmıyorsun” demek gerek ki kendi çaldıkları havaya herkesin oynadığını sanmasınlar.

Yani ortada bir oyun havası, herkes bir telden çalıyor, herkes bir rol kapmış, herkesin keyfi yerinde gibi. Zaman dolduruluyor, gün kurtarılıyor, hayat yuvarlanıp gidiyor.

Ve kime selam versek ağzını açınca kapatmak bilmiyor, kime nasılsın diye sorsak içindekini üzerimize boca ediyor, herkes her şeyi biliyor, herkes alim kesilmiş.

Siyasetten edebiyata, ekonomiden eğitime kadar ahkam kesen çok, yol gösteren çok, nutuk atan haddinden fazla. Dinle zamanın varsa.

Her taraf etkin ve yetkin kişilerle dolu, içi boş, yapıyormuş gibi yapılan ama gerçekten ortada bir şey olmayan 'etkinliklerle' dolu.

Ben bir gazeteci olarak bu tür olaylardan hiç zevk almıyor ve çoğunda da bulunmuyorum.

Takip edecek olsam sabahtan akşama kadar aynı kişilerle, daha doğrusu etkinlik abonesi gruplarla birkaç defa değişik yerlerde karşılaşır, sanki o gün birbirimizi hiç görmemiş gibi selamlaşır, konuşur, koklaşırız.

Sanki içimiz dışımız sahte olmuş, sanki biz bu dünyada gerçekten yaşamıyor da bir rüya aleminde gibiyiz.

Birgün bir yerlerde uyanacağız da ‘biz nerede, ne yaptık?’ diye kendi kendimize soracağız gibi geliyor bana..!


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner272