ÇEVRE

İstanbul’un Su Güvenliğinde Sazlıdere Çelişkisi: Hem Yapılaşma Kıskacında Hem Hâlâ Su Topluyor!

İstanbul'un Avrupa Yakası’nda yer alan Sazlıdere Barajı; kuraklık, iklim krizi ve su seviyesindeki değişimlerden ziyade, çevresindeki mega projeler ve imar faaliyetleriyle kentin en sıcak tartışma odağı haline geldi. Yıllık 55 milyon metreküp su sağlama kapasitesine sahip olan havza, bir yanda TOKİ ve Emlak Konut projelerinin şantiye baskısı, diğer yanda ise kentin kronikleşen su ihtiyacı arasında var olma mücadelesi veriyor.

Abone Ol

1996 yılından bu yana İstanbul’un, özellikle de nüfus yoğunluğunun üçte ikisini barındıran Avrupa Yakası’nın can damarlarından biri olan Sazlıdere Barajı, bugün çok katmanlı bir kentsel dönüşüm ve çevre tartışmasının tam merkezinde yer alıyor. 2022 yılında alınan Cumhurbaşkanlığı kararıyla "içme suyu maksatlı kullanım statüsü" kaldırılan baraj havzası; Kanal İstanbul güzergahı ve Yenişehir Rezerv Yapı Alanı planları doğrultusunda hızla betonlaşma tehdidiyle karşı karşıya kaldı.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şubesi’nin hazırladığı 2026 İstanbul Çevre Durum Raporu, Sazlıdere üzerinden yürütülen bu mücadelenin sadece yerel bir barajı değil, megakentin genel su güvenliği politikasını ilgilendirdiğini gözler önüne seriyor.

İnşaat Gölgesinde Kalan Koruma Alanları

ÇMO İstanbul Şubesi’nin verilerine göre, Yenişehir Rezerv Yapı Alanı sınırlarında yükselen toplu konut projeleri, barajın yasal olarak korunması gereken "mutlak ve kısa mesafeli koruma alanları" üzerinde geri dönülemez bir tahribat yaratıyor. Meslek odalarının açtığı iptal davalarına ve devam eden hukuki süreçlere rağmen bölgedeki iş makineleri çalışmaya devam ediyor.

Konuyu yakından takip eden uluslararası basın kuruluşlarından DW Türkçe'nin de aktardığı detaylara göre; çevre mühendisleri, su havzalarının bu denli yapılaşmaya açılmasının yerel ekosistemi felç ettiğini savunurken, resmi makamlar ise alternatif su arzı politikaları nedeniyle bu durumun megakentin toplam su yönetimine etkisinin sınırlı kalacağını ileri sürüyor. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Dezenformasyonla Mücadele Merkezi daha önce yaptığı savunmada, Kanal İstanbul projesinin hayata geçmesiyle barajı besleyen kolların zaten kanal güzergahında kalacağını, statü değişikliğinin bu teknik zorunluluktan kaynaklandığını açıklamıştı.

İSKİ Verileri Çelişkiyi Ortaya Koyuyor: Doluluk Yüzde 42!

Hukuki statüsü kağıt üzerinde "içme suyu havzası" olmaktan çıkarılsa da doğa kendi yasasını yürütmeye devam ediyor. İSKİ’nin güncel verilerine göre Sazlıdere Barajı'nın doluluk oranı yüzde 42,78 seviyesinde seyrediyor.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan ÇMO İstanbul Şube Başkanı Ömür Yaşayan, havzanın fiziki olarak hâlâ su topladığını ve işlevini canlı bir şekilde sürdürdüğünü vurguluyor. Yaşayan’a göre asıl soru işareti, bu doğal kaynağın gelecekte nasıl ve ne kadar korunabileceği.

Melen’e 200 Kilometrelik Bağımlılık ve Yüksek Maliyet

İstanbul’un su bütçesi incelendiğinde, Avrupa Yakası'ndaki yerel kaynakların önemi çok daha net anlaşılıyor. Raporda paylaşılan çarpıcı verilere göre, İstanbul'a sağlanan ham suyun yalnızca yüzde 38’i mevcut barajlardan elde edilirken, yüzde 62’lik devasa oran regülatörler ve derin kuyulardan çekiliyor.

Bu tablo, İstanbul’un Melen ve Yeşilçay gibi kent dışı havzalara ne kadar bağımlı olduğunu kanıtlıyor. Suyun yaklaşık 200 kilometre uzaklıktaki Melen’den pompalanmasının devasa bir enerji maliyeti ve altyapı riski barındırdığına dikkat çeken uzmanlar, kent içi su havzalarını korumanın artık bir çevre politikasından ziyade "kentsel güvenlik meselesi" olduğunu belirtiyor.

"Mesele Sadece Kuraklık Değil, Toprağın Betonla Kaplanması"

İklim krizi ve değişken yağış rejiminin baraj göllerine gelen su miktarını azalttığı bir gerçek. Ancak Şube Başkanı Ömür Yaşayan, sorunun sadece gökyüzünden düşen yağmur miktarıyla ölçülemeyeceğini söylüyor. Bir baraj havzasının; dereleri, geçirgen toprak yapısı, tarım arazileri, meraları ve yeraltı su yataklarıyla bir bütün olduğunu hatırlatan Yaşayan, şu uyarılarda bulunuyor:

"Bölgede yapılaşma ve asfalt oranı arttıkça, yağmur suyunun süzülerek toprağa karışması imkansızlaşıyor. Betonlaşma, yüzey akışını hızlandırıp suyu kirletirken, yeraltı su kaynaklarını besleyen damarları kesiyor. Sazlıdere’deki krizi sadece su seviyesinin inip çıkması üzerinden okumak büyük bir yanılgıdır."

Kuzey Doğal Sistemlerinde Kümülâtif Yıkım

Sazlıdere Havzası, aynı zamanda Kuzey Ormanları ile doğrudan bağlantılı ekolojik bir koridor görevi görüyor. Çevre raporu, bölgedeki tahribatın tekil projelerle sınırlı kalmadığını; Kuzey Marmara Otoyolu, Yavuz Sultan Selim Köprüsü, İstanbul Havalimanı ve Kuzey Demiryolu Geçişi gibi dev projelerin birleşerek bölge üzerinde kümülatif (katlanarak büyüyen) bir ekolojik baskı oluşturduğunu kaydediyor. Orman kayıpları, devasa hafriyat alanları ve imar baskısı aynı havzada kesişiyor.

Geçmişte Alibeyköy Havzası’nın kentleşme baskısıyla nasıl eritildiğini, bugün ise Ömerli Havzası’nda planlanan Biyoteknoloji İhtisas Organize Sanayi Bölgesi ile benzer risklerin kapıda olduğunu hatırlatan çevre mühendisleri, Sazlıdere’deki düğümün İstanbul'un gelecek büyüme modeli ile doğal kaynaklarını koruma iradesi arasındaki en net kırılma noktası olduğunu ifade ediyor.

{ "vars": { "account": "G-LFQRKY8JGD" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }