Irak ve Suriye’de kontrol ettiği toprakları yitiren IŞİD ve benzeri selefi örgütlerin, Türkiye’deki varlıklarını "görünmez" ama "kalıcı" kılmak adına yeni bir habitat inşa ettiği görülüyor. Bu yeni model, fiziksel dünyada izole mahalleler yaratırken, dijital dünyada ise coğrafi sınırları aşan sanal cemaatler oluşturuyor.
Gettolaşma: Şehrin Göbeğindeki İzole Habitatlar
Uluslararası Radikalizm Gözlemevi (URAD) tarafından hazırlanan güncel raporlar, bu yapıların Türkiye'nin metropollerinde nasıl bir sosyal mühendislik yürüttüğünü çarpıcı verilerle ortaya koyuyor. Cumhuriyet'ten Aytunç Ürkmez’in haberine göre, özellikle İstanbul, Bursa ve Gaziantep gibi illerde tespit edilen "Selefi yaşam alanları", dış dünyadan tamamen kopuk, kendi kendine yetebilen bir ekonomik ve sosyal düzen üzerine kurulu.
Bu habitatların en belirgin özelliği, "ön cephe" (vitrin) ve "çekirdek" (gizli) katmanlardan oluşması. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir insani yardım derneği veya mütevazı bir kitabevi gibi görünen bu yapılar, aslında radikal ideolojinin korunduğu birer kale işlevi görüyor. Mahalle bazlı bu gettolarda, dükkan tabelalarından esnafın denetleyici rolüne kadar her detay, selefi yaşam biçimini tahkim etmek üzere tasarlanıyor. Camları beyaza boyanmış, tabelasız gizli medreselerde verilen eğitimlerle, yeni nesiller bu izole ekosistemin içinde yetiştiriliyor.
Dijital Cephe: YouTube Vaizlerinden "Sanal Cemaatlere"
Fiziksel örgütlenmenin daraldığı noktalarda imdada "sanal dünya" yetişiyor. URAD raporlarında vurgulanan "Sanal Medrese" kavramı, radikalizmin artık sadece elden ele dolaşan kitapçıklarla değil, YouTube ve sosyal medya üzerinden ışık hızıyla yayıldığını gösteriyor. Selefi davetçiler, dijital platformları birer televizyon kanalı gibi kullanarak soru-cevap oturumları ve vaazlarla dağınık haldeki bireyleri "sanal bir cemaat" hissi altında birleştiriyor. Bu durum, fiziksel operasyonlarla dağıtılan hücrelerin, dijital ortamda saniyeler içinde yeniden konsolide olabilmesine imkân tanıyor.
Güvenlik Koridorunda 2025-2026 Bilançosu
Bu dönüşümün sahadaki yansımaları, son dönemde artan operasyonlarla daha net bir şekilde görünür hale geldi. 2025 yılının Eylül ayında İzmir’deki karakol saldırısı ve Aralık ayında Yalova’da yaşanan çatışmalar, örgütün "uyuyan hücre" kapasitesini koruduğunu kanıtlamıştı. 2026’nın ilk çeyreğinde Sakarya’da ortaya çıkarılan silah imalathanesi ve Gaziantep ile Yalova’da yakalanan militanlar, örgütün lojistik ve askeri hazırlıklarını Türkiye sınırları içerisinde sürdürme ısrarını belgeliyor.
Suriye’deki rejim değişikliği sonrası daha esnek ve ulusötesi bağlantılara dayanan bir ağ yapısına evrilen bu örgütler, Prof. Dr. Serhat Ahmet Erkmen’in raporunda belirttiği üzere; HTŞ gibi diğer yapılarla taktiksel iş birliklerine girerek Türkiye için "ulusötesi radikal ağlar" ve "yabancı savaşçı hareketliliği" gibi ciddi riskler doğurmaya devam ediyor.
Diyanet’ten "Güvenlik" Uyarısı: Din İstismarı ile Topyekûn Mücadele
Tehdidin sadece güvenlik birimleriyle değil, doğru dini bilgiyle de göğüslenmesi gerektiğini savunan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, geçtiğimiz günlerde emniyet teşkilatına verdiği konferansta hayati bir uyarıda bulundu. Erbaş, din istismarının artık yalnızca toplumsal bir sorun değil, "İslam ümmetinin birliğini tehdit eden bir güvenlik meselesi" olduğunu vurguladı.
Diyanet’in hazırladığı "DEAŞ: Dehşete Dayalı Bir Din İstismarı" isimli kitapçıkların milyonlarca adet dağıtılması, bu ideolojik savaşa karşı toplumsal bir barikat kurma amacını taşıyor. Uzmanlar, gençlerin bu radikal habitatlardan ve sanal cemaatlerden korunması için hem ailelerin hem de eğitim kurumlarının dijital radikalleşme konusunda daha bilinçli olması gerektiğinin altını çiziyor.