Yılbaşı adı altında herhangi bir kutlama, ağaç süsleme, hazırlık, parti ve benzeri eylemlerin İslami açıdan uygun olup olmadığı yıllardır tartışılıyor.

Ailesiyle vakit geçirecek olanlar, dışarı çıkacaklar, plan yapanlar, televizyon izleyenler, pasta kesenlerin aklında "caiz midir" sorusu yer alıyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı, vatandaşların merakını gidermek amacıyla "Yılbaşı kutlamak günah mıdır" sorusunu yanıtladı.

Peki yılbaşında kutlama yapmak, ağaç süslemek, tv izlemek caiz midir? Diyanet İşleri Başkanlığı tüm bu sorulara yanıt verdi.

GÜNAH MI?

İslam alimlerine göre yılbaşını çeşitli etkinliklerle kutlamak haramdır. Yılbaşı Hristiyanlarca Hz. İsa'nın doğumu olarak kabul edilir ve bu günde Müslümanların kutlama yapılması Hıristiyanların örf ve geleneklerinin taklit edilmesi anlamına gelir.

DİYANETİN YANITI; ‘UYGUN DEĞİL’

Diyanet'in bu konudaki açıklaması şöyle:

"Peygamberimiz Hz. Mu-hammed (S.A.S.)’in Mekke’den Medine’ye hicreti, Kamerî takvimde yılbaşı olarak kabul edildiği gibi, Hz. İsa’nın doğumu da, Milâdi takvimde yılbaşı ka-bul edilmiştir.

Hz. İsa’nın doğum tarihinin 1 Ocak olduğu kesin olmamakla birlikte, Hristiyan âlemi yılbaşı gecesini Hz. İsa’nın doğum yıldönümü olduğu mülâhaza ve inancıyla kutlarlar; o gece için özel yemekler ve eğlenceler yaparlar, çocukları için önceden alıp hazırladıkları bazı hediyeleri -efsanevî bir kişi olan Noel baba’nın getirmiş olduğunu söyleyerek, çocuklarına verirler, onları buna inandırırlar.

Yeni yıl dolayısıyla tebrikleşmekte bir sakınca yoktur. Ancak bir Müslümanın yılbaşı gecesi için özel yemek ve eğlenceler hazırlayarak Hristiyanların örf ve geleneklerini taklit etmesi uygun değildir."

AYETLER NE DİYOR?

Söz konusu ritüeller için referans olabilecek ayetler şunlar;

"Kim herhangi bir gruba benzeşirse o da onlardandır." (Ebu Davûd, Libas 4) hadisinde de belirtildiği gibi, Hristiyanlar'ın adetlerine uyum sağlamak ve onlara benzeşmek, İslam dininde yasaklanmıştır.

Yine Maide Suresi 5. Ayet'te de belirtilmiştir ki; "...Sizden kim onları dost edinirse, oda onlardandır..." (Maide: 5/51)

ÇAM AĞACI SÜSLEMEK TÜRK GELENEĞİ Mİ?

Çam ağacı süslemek, yeni yıl bayramı 'Nardugan'dan gelen Türk geleneği! Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ, Türklerin tarih boyunca çam ağacıyla olan bağını şöyle anlatıyor:

“Çam ağacı süslemek tamamıyla Türk adetidir. Yeni Türk devletleriyle münasebetimiz bize yepyeni şeyler öğretiyor. Eski Türklerde yerin göbeğinden göğe kadar bir ağaç tasavvur ediliyor. Bu hayat ağacı. Sümerlerde de var. Bir ucunda göktanrısı duruyor. Türklerde güneş kutsal ama tanrı olarak kabul edilmiyor. 22 Aralık’ta güneş yeniden fazla olarak dünyayı aydınlatmaya başlayacak. Günler uzamaya başlayacak. Türklerin göktanrısı gün ile geceyi tanzim ediyor gökte. Sözde gün ile gece sürekli münakaşa halinde. 22 Aralık’ta gün geceyi yeniyor. Bunu “Yeniden doğuş bayramı” Türkler kutluyorlarmış. Türkistan’da bir ağaç varmış, akçam, ve bu akçam başka yerde yetişmiyormuş. Akçam getirip eve koyuyorlar, akçamın altına o sene Tanrı onlara güzel şeyler verdi, güzel bir yaşam verdi diye Tanrı’ya hediyeler koyuyorlar. Dallarına da ertesi sene için Tanrı’dan niyaz ettikleri şeyler, adak olarak istedikleri şeyler için paçavra veya kurdela koyuyorlar. O günlerde büyük bayram, şenlik yapıyorlarmış. Aileler toplanıyor, büyükler varsa ziyaret ediliyor, özel yemekler yeniliyor, güzel elbiseler giyiliyor. Bu adet Türkler yoluyla Avrupa’ya geçti. Konunun Noel’le alakası yok. İznik Konsili’nde pagan adeti görülen bu adeti İsa’nın doğuşu olarak kabul edelim diyorlar ve bu adet Hristiyanlara geçiyor. Ama ağaç süsleme pek yok, 16. yy’da Almanya’da başlıyor, daha sonra Fransa’ya geçiyor ve dünyaya yayılıyor.”

ÇAM BAYRAMI

Altay’daki çamlar, her zaman, şaşılacak kadar güzeldiler. Oklar gibi düzgün. Çam, eskiden Türklerde mukaddes ağaç sayılırdı. Onu eve “alırlardı”. Onun şerefine, daha üç-dört bin yıl önce, insanların putlara tapındıkları zamanlarda, bayramlar düzenlediler.

Bayram, ilkin Dünyâ’nın merkezinde, tanrıların ve ruhların dinlendikleri yerde yaşayan Yer-su’ya adanırdı.

Yer-su’nun yanında, gür beyaz sakallı bir ihtiyar olan Ülgen bulunurdu. İnsanlar, onu dâimâ, zengin kırmızı kaftan içinde gördüler. Ülgen, aydınlık ruhların reisi idi. O, altın kapıları olan altın yer-altı sarayında, altın bir taht üzerinde oturmaktaydı. Güneş ve ay, ona itaat ederlerdi.

Çam bayramı, kışın en soğuk zamanında, karakışta, 25 Aralık’ta yapılırdı. O zaman, gün geceye gâlip gelirdi. Ve güneş, toprak üzerinde biraz daha uzun süre kalırdı. İnsanlar, Ülgen’e duâ ederler, güneşin dönüşü için ona teşekkür ederlerdi. Duâların işitilmesi için Ülgen’in sevgili ağacı olan çam süslerlerdi. Onu eve getirirler, dallarına parlak kurdelalar bağlarlar, yanına hediyeler yığarlardı.

Bütün gece, güneşin karanlığa gâlibiyeti hâdisesi dolayısıyla eğlenirlerdi. Bütün gece “Koraçun, Koraçun” diye bağırırlardı. Böylece bayramı “Koraçun” diye adlandırdılar; bu söz, eski Türklerin dilinde, “azalsın” mânâsına geliyordu…

GECE AZALSIN, GÜNDÜZ ARTSIN

Çamın etrâfında sabaha kadar “inderbay” adı verilen bir halka (dâirevî) oyunu oynarlardı: insanlar, güneşi sembolize eden dâireye katılırlardı. Böylece, semâvî ışık vereni (güneşi) geri dönmeye çağırırlardı. Herkes, en mahrem dileğin, esrârengiz bu gecede, değişmeden gerçekleşeceğine inanırdı.

'İBB'ye kurban bağışlayıp mundar etmeyin' başlığı gündemde 'İBB'ye kurban bağışlayıp mundar etmeyin' başlığı gündemde

Gerçekten de, Ülgen, bir kere olsun red cevâbı vermedi, hayatta bir kere olsun mahcup etmedi: Bayramdan sonra gece dâimâ kısaldı; kızıl güneş ise, hep, gökyüzünde daha uzun, daha uzun süre kaldı.

Çam, “Ülgen’in ağacı” diye adlandırıldı. O, tanrıların ve ruhların yer-altı dünyâsı ile insanların dünyâsını birbirine bağlardı. Çam, ok gibi, yukarıya, gökyüzüne çıkan yolu gösteriyordu… Rusça’daki “daroga”(yol), “put’ (yol) mânâsına gelen Türkçe “yol” kelimesi buradan (çamın adından= yol’-yolka) geliyor. İşte ağacın adının geldiği yer!

Bunca yüzyıl geçti, ama eski bir bayram unutulmadı. Yeni yıl ağacı (çam) bayramı, bugün herkesin mâlumu! Ülgen, gerçekten, yeni bir ad –Ayaz Ata– aldı; fakat onun bayramdaki rolü ve kıyâfeti aynen kaldı.

Eskiden olduğu gibi, çamların çevresinde halka oyunu oynuyorlar. Kimse, konunun farkında değil…

Bu arada, kaftan, şapka, kuşak, deri çizme yâni Ayaz Ata’nın kıyâfeti de eski Türklerin gardırobundan. Onlar, tıpatıp böyle bir kıyâfet içinde dolaşıyorlardı. Arkeologlar, bunun doğruluğunu mükemmel bir şekilde ispat ettiler.

Ülgen, efsânelerin söyledikleri gibi, bâzan kılık değiştirirdi. O zaman Erlik adını alırdı. Bununla birlikte, Erlik’in Ülgen’in kardeşi olması mümkündür…

Şimdi gerçeklerin iç yüzünü öğrenmek güç; bunca yüz yıl geçti. Gâlibâ, bu o kadar da mühim değil.

“DAHA MÜHİM BİR ŞEY VAR”

Eski Türklerde Ülgen ve Erlik, iyiliği ve kötülüğü, ışığı ve karanlığı temsil ediyorlardı. Onun için, 25 Aralık’ta, bütün insanlar, hattâ en kötüler bile, iyi ve cömert olmaktaydılar. Bu târihte, Erlik, kötülük sembolüdür. O, bu gün torba içinde hediyeler getirirdi. Çocuklar da onu ararlardı. Onlar, şarkılarla dolaşırlar, tekerlemeler söylerlerdi. (Türkçe “kolyad” sözü, kelimesi kelimesine şöyle çevriliyor: “mutluluk, saadet dileme”.)

Editör: Editör Yazar