Merhabalar; Ben Deniz Güler. Kent Yaşam Gazetesi’nde bundan böyle köşe yazılarımla sizlere eşlik edeceğim…

Geçmişten geleceğe köprü gibi gazetemiz. 1994’ten beri sizlerle. Yüreğime bu uzun zaman diliminde tükettiklerimiz düştü... Beraberce geçmişi bir yad edelim istedim...

İstanbul’u pek severim. Memleketim ne de olsa, Ayrıca eski İstanbul aşığıyımdır. İnsanların çocukluk anavatanıdır denir.

Ahşap evlerin gıcırtısı kulağımdadır. Pencereden giren soğukluk içimi ürpertir. Bahçemizdeki incir ağacı. O ağacın dibinde arkadaşlarımla saatlerce oynayışım. Komşu teyzeden gelen buram buram kek kokusu. Kapısında beklemelerimiz. “Müsaitseniz annemler size gelecek” diye sormalarımız.

Annemin nakış işlerken ki zarafeti. Babamın ekmeğimizi, gazetemizi alıp eve gelmesi. Ama en çok aynı odada oturmalarımızı özledim sanırım. Bir de bayram günlerini. Vazgeçtim ben en çok o içten sohbetleri özledim. “Nasılsın” sorusunun içtenliğini. Okuldan eve geldiğimde annemin gülen yüzünü görmeyi özledim.

Bir an önce önlüğümden kurtulup bahçede arkadaşlarımla oynamayı özledim. Okuduğum bir kitabı, öğrendiğim bir bilgiyi anneme anlatmayı özledim. Babaannemin mor menekşelerini, evdeki temizlik kokusunu vs... Saymakla bitmez ki özlemlerim.

Ama bilirim geçmişi bugüne taşıyamayız. Bir ölüden iş beklemek gibidir geçmişi aynen yaşama isteğimiz.

Peki ne yapabiliriz?

Bugünün şartlarına geçmişteki kıymetli değerlerimizi taşımakla başlayabiliriz belki... Eyüp Sultan’da kuşlara yem atmaya gidebiliriz mesela. Vapurla Anadolu yakasına geçebiliriz. Elimizdeki telefonu çantamıza koyup denizi izleyebiliriz.

Balat’ın arka sokaklarında bir çay bahçesinde kitap okuyabiliriz. Üsküdar’da bir sahafın içinde kaybolabiliriz.

En önemlisi sevdiklerimize zaman ayırabiliriz; şu telefonu bir kenara bırakıp içten “Nasılsın?” diye sorabiliriz. Sarılabiliriz sevdiklerimize. Omuzlarında dinlenebiliriz. Aile yüklü bir kavram. Koşulsuz sevginin öğrenildiği yer, yuvamız, sığınağımız. Bence ilk ailemizden başlayabiliriz değerlerimizi yaşatmaya. Ne dersiniz?