Son dönemde sosyal medya platformlarında Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri hedef alan, dini ve milli simgeler üzerinden iki ülke toplumunu ayrıştırmaya çalışan söylemlere karşı tarihi bir adım atıldı.
Gelişmeler üzerine harekete geçen Türkiye–Azerbaycan Dostluk İşbirliği ve Dayanışma Vakfı (TADİV), Başkanı Prof. Dr. Aygün Attar öncülüğünde akademisyenler, diplomatlar, gazeteciler, yazarlar, sanatçılar, iş dünyası ve sivil toplum temsilcilerinin katılımıyla kapsamlı bir bildiri yayımladı.
TADİV'İN "TÜRKİYE–AZERBAYCAN KARDEŞLİK BİLDİRİSİ"
TADİV tarafından yayımlanan ve ortak imza çağrısı yapılan bildirinin eksiksiz ve tam metni şu şekildedir:
TÜRKİYE–AZERBAYCAN KARDEŞLİK BİLDİRİSİ
BİR MİLLET, İKİ DEVLET: ORTAK TARİH, ORTAK VİCDAN, ORTAK GELECEK
Türkiye–Azerbaycan Dostluk İşbirliği ve Dayanışma Vakfı (TADİV) Öncülüğünde Ortak İmza Çağrısı
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, iki bağımsız devletin diplomatik münasebetlerinin çok ötesinde, ortak tarihimizin, dilimizin, kültürümüzün, millî hafızamızın ve nesiller boyunca sınanmış kardeşliğimizin en kıymetli miraslarından biridir. Bu kardeşlik, yalnızca siyasi liderlerin iradesiyle değil, birbirinin acısını kendi acısı, sevincini kendi sevinci bilen iki halkın ortak vicdanıyla bugünlere taşınmıştır.
Çanakkale’den 1918 yılında Bakü’nün kurtuluşuna, Azerbaycan’ın bağımsızlığını yeniden kazanmasından Karabağ’ın işgalden kurtarılmasına, 6 Şubat depremlerinde Azerbaycan halkının Türkiye’ye gösterdiği eşsiz dayanışmadan ortak kalkınma ve savunma projelerine kadar tarihimizin her kritik döneminde bu kardeşliğin ne kadar güçlü olduğu defalarca görülmüştür. Kardeşlik, bizim için yalnızca söylenen güzel bir söz değil, gerektiğinde birbirinin yardımına koşmak, aynı acıyı paylaşmak ve ortak geleceğe birlikte yürümektir.
15 Haziran 2021 tarihinde Cumhurbaşkanlarımız Recep Tayyip Erdoğan ve İlham Aliyev tarafından imzalanan Şuşa Beyannamesi, bu tarihî birlikteliği müttefiklik düzeyinde pekiştirmiş; siyasi, askerî, ekonomik, kültürel ve insani alanlarda ortak geleceğimizin güçlü hukuki ve stratejik dayanaklarından biri olmuştur.
Bugün bizler, Türkiye ve Azerbaycan’ın akademisyenleri, diplomatları, hukukçuları, gazetecileri, yazarları, sanatçıları, iş dünyası ve sivil toplum temsilcileri olarak ortak bir vicdani ve tarihî sorumluluğa dikkat çekmek istiyoruz.
Son dönemde özellikle sosyal medya mecralarında iki kardeş ülke arasındaki ilişkileri tartışma konusu hâline getiren, dinî ve millî hassasiyetler üzerinden karşılıklı yanlış anlamalara yol açabilecek, kimi zaman gerçekleri çarpıtan ve toplumlarımızın birbirine duyduğu güveni zedeleme potansiyeli taşıyan söylemleri endişeyle takip ediyoruz.
Özellikle ifade etmek isteriz ki bu çağrımız, Türkiye ile Azerbaycan arasında herhangi bir siyasi veya diplomatik kriz yaşandığı düşüncesinden kaynaklanmamaktadır. Aksine, iki kardeş devlet arasındaki ilişkilerin tarihinin en güçlü dönemlerinden birini yaşadığına, devlet başkanlarımızın ortaya koyduğu ortak iradenin ve stratejik müttefikliğimizin sağlam temeller üzerinde yükseldiğine inanıyoruz. Bizim kaygımız, son dönemde özellikle sosyal medya üzerinden yürütülen tartışmaların ve dinî ve millî hassasiyetleri istismar eden söylemlerin, bugün küçük ve önemsiz görülebilecek bazı kırgınlıkları zamanla derinleştirme ihtimalidir. Çünkü devletler arasındaki ilişkiler resmî belgelerle, anlaşmalarla ve diplomatik mekanizmalarla güçlendirilirken, milletler arasındaki kardeşlik aynı zamanda gönüllerde yaşar. Bizim arzumuz, henüz ortada bir kırgınlık yokken yanlış anlamaların ve gereksiz tartışmaların önüne geçmek; iki kardeş halkın birbirine duyduğu sevgi ve güveni koruyarak gelecek nesillere daha da güçlenmiş biçimde aktarmaktır. Bu girişim bir krize karşı değil, kardeşliğimizin yarınlarına duyduğumuz sorumluluğun gereği olarak hayata geçirilmektedir.
Elbette her iki ülkede de farklı görüşlerin dile getirilmesi, siyasi gelişmelerin değerlendirilmesi ve devlet politikalarının eleştirilmesi demokratik hayatın doğal bir parçasıdır. Ancak eleştiri hakkı ile hakaret, fikir özgürlüğü ile dezenformasyon, dinî hassasiyetlerin savunulması ile bu hassasiyetlerin siyasi istismar aracı hâline getirilmesi arasında açık bir ayrım yapılmalıdır.
Hiçbir siyasi tartışma, iki kardeş halkın birbirine karşı önyargılar geliştirmesine, millî ve dinî kimlikler üzerinden ayrıştırılmasına veya ortak tarihimizin ve kardeşlik hukukunun sorgulanmasına gerekçe oluşturmamalıdır.
Din, milletleri birbirine düşürmenin değil; ahlakın, vicdanın, merhametin ve karşılıklı saygının kaynağı olmalıdır.
Türkiye ve Azerbaycan, egemenlik haklarına sahip iki bağımsız devlettir. Her iki ülkenin üçüncü devletlerle geliştirdiği diplomatik, ekonomik veya stratejik ilişkiler, kendi millî çıkarları ve dış politika öncelikleri çerçevesinde değerlendirilmelidir. Bu ilişkilerin birbirlerine duydukları kardeşliğin alternatifi veya karşıtı olarak sunulması, devletler arası ilişkilerin doğasına da iki ülke arasındaki müttefiklik hukukuna da uygun değildir.
Türkiye–Azerbaycan ilişkilerinin gerçek mahiyetini anlamak isteyenler için esas alınması gereken ölçüt, sosyal medyada oluşturulan geçici gündemler, münferit açıklamalar veya kışkırtıcı söylemler değil; iki kardeş devletin Cumhurbaşkanlarının ortaya koyduğu ortak siyasi irade, Şuşa Beyannamesi, karşılıklı egemenliğe saygı ve bu iradeyi temsil eden resmî diplomatik kurumlardır.
Büyükelçiliklerimiz ve diplomatik temsilciliklerimiz, iki devlet arasındaki ilişkilerin kurumsal sürekliliğini sağlayan, karşılıklı güvenin ve iş birliğinin geliştirilmesinde önemli sorumluluklar üstlenen makamlardır. Bu nedenle devletlerimizin resmî politikaları ile herhangi bir kişinin veya grubun şahsi görüşlerinin birbirine karıştırılmaması gerektiğine inanıyoruz.
Bu çerçevede, son dönemde Türkiye’de Azerbaycan’ın diplomatik temsilcilikleri önünde gerçekleştirilen ve dinî hassasiyetler üzerinden iki kardeş ülke arasında gerilim oluşturabilecek nitelik taşıyan protesto gösterilerini de kaygıyla karşılıyoruz. Demokratik toplumlarda barışçıl gösteri ve eleştiri hakkı tartışmasızdır. Ancak bu hakkın diplomatik temsilcilikleri baskı ve hedef gösterme alanına dönüştürecek, kardeş bir devletin millî onurunu zedeleyecek veya iki halk arasında husumeti körükleyecek biçimde kullanılmasını kabul edilemez buluyoruz. Diplomatik temsilcilikler, devletler arasında ayrışmanın değil, diyalog ve karşılıklı güvenin kurumsal adresleridir.
Ankara’da, İstanbul’da veya Bakü’de ortaya çıkabilecek benzer nitelikteki kışkırtıcı tutumların hiçbirinin, Türkiye ve Azerbaycan halklarının ortak iradesini temsil etmediğine inanıyoruz. Özellikle dinî değerlerin siyasi hesaplaşmaların aracı hâline getirilmesini, iki kardeş toplumun birbirine karşı konumlandırılmasını ve münferit protestoların devletlerimizin resmî politikalarıymış gibi sunulmasını son derece sakıncalı buluyoruz. Bizim çağrımız, eleştiri hakkının sınırlandırılmasına değil; eleştirinin sorumlulukla yapılmasına, diplomatik saygınlığın korunmasına ve kardeşlik hukukunun hiçbir şart altında örselenmemesine yöneliktir.
Türk dünyasının kardeşliğini savunmak, başka milletlere düşmanlık üretmek değildir. Ortak millî kimliğimizin ve kültürel değerlerimizin korunması, farklı inançlara, kültürlere ve devletlere karşı saygının ortadan kaldırılması anlamına gelmez.
Bizler, Türkiye ve Azerbaycan’ın ortak geleceğinin yalnızca siyasi ve ekonomik iş birliğiyle değil, toplumlarımız arasında güçlendirilecek karşılıklı anlayış, saygı ve güven ortamıyla da şekilleneceğine inanıyoruz.
Bu anlayışla Türkiye ve Azerbaycan kamuoylarını, karşılıklı saygıyı, sağduyuyu ve kardeşlik hukukunu her türlü tartışmanın üzerinde tutmaya; medya kuruluşlarını, gazetecileri ve sosyal medya kullanıcılarını doğrulanmamış bilgileri yaymaktan, dinî ve millî hassasiyetleri istismar eden söylemleri çoğaltmaktan kaçınmaya; akademisyenleri, hukukçuları, yazarları ve kanaat önderlerini tarihî gerçeklere dayanan, yapıcı ve sorumluluk sahibi bir kamuoyu oluşmasına katkıda bulunmaya davet ediyoruz.
Sanatçıları, kültür insanlarını ve eğitim kurumlarını ortak kültürel mirasımızı ve kardeşlik değerlerimizi yeni nesillere aktaracak çalışmaları çoğaltmaya; iş dünyasını ve sivil toplum kuruluşlarını iki ülke arasındaki ekonomik, kültürel ve toplumsal dayanışmayı güçlendirecek ortak girişimlere öncülük etmeye; gençlerimizi ise sosyal medyada oluşturulan geçici tartışmaların ötesinde, ortak tarihimizin ve geleceğimizin bilinciyle birbirlerini daha yakından tanımaya çağırıyoruz.
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki güçlü ilişkilerin yalnızca iki kardeş devlet açısından değil, Türk dünyasının bütünleşmesi, Güney Kafkasya’nın barışı, bölgesel istikrar ve uluslararası iş birliği bakımından da büyük önem taşıdığının bilincindeyiz.
Bu nedenle iki ülke arasındaki kardeşliğin korunmasını, yalnızca diplomatik kurumların veya siyasi yöneticilerin değil, toplumlarımızın bütün kesimlerinin ortak sorumluluğu olarak görüyoruz.
Kardeşlik, yalnızca iyi günlerde hatırlanan bir söz değildir. Kardeşlik, zor zamanlarda birbirine sahip çıkmak, yanlış anlamalar karşısında sağduyuyu korumak ve gerektiğinde birbirinin gönlünü incitmemek için kendi sözünü dahi tartabilmektir.
Bizim görevimiz yangına körükle gitmek değil, kardeşliğin gönüllerdeki ateşini diri tutmaktır.
Kırgınlıkları büyütmek değil, gönülleri onarmaktır.
Birbirimize karşı değil, birbirimiz için konuşmaktır.
Bugün Türkiye ve Azerbaycan’ın aydınlarına, diplomatlarına, akademisyenlerine, gazetecilerine, sanatçılarına, iş dünyasına ve sivil toplumuna düşen tarihî sorumluluk, ortak geleceğimizin toplumsal temellerini daha da güçlendirmektir.
Hiçbir geçici gündemin, hiçbir sorumsuz söylemin ve hiçbir yapay tartışmanın asırlık kardeşliğimizin önüne geçmesine fırsat vermemeliyiz.
Çünkü Türkiye ile Azerbaycan, birbirinden vazgeçebilecek iki devlet değil, birbirine emanet edilmiş iki kardeş vatandır.
Bu emanete sahip çıkmak, geçmişimize duyduğumuz vefanın, bugünümüze karşı sorumluluğumuzun ve geleceğimize beslediğimiz umudun gereğidir.
Türkiye ile Azerbaycan’ın kardeşliği geçmişimizin emaneti, bugünümüzün güvencesi, yarınlarımızın ortak sorumluluğudur.
Bir Millet, İki Devlet!
İki Bayrak, Ortak Kader, Ortak Gelecek!




