Küçükçekmece Belediyesi’ne ait sosyal tesiste gerçekleşen etkinliğe Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, Zafer Partisi Başkanlık Divanı Üyeleri Ali Dinçer Çolak ve Azmi Karamahmutoğlu, İstanbul İl Başkanı Hakan Akşit, Küçükçekmece İlçe Başkanı Mustafa Güngör ve birçok partili isimle birlikte sivil toplum kuruluşu temsilcileri katıldı.

ÇEBİ: SİYASİ PARTİLER DEMOKRASİNİN DAMARLARIDIR

Etkinliğe ev sahipliğini yaptığını ifade eden Küçükçekmece Belediye Başkanı Kemal Çebi, kısa bir konuşma yaptı. Çebi şunları söyledi;

“Siyasi partiler demokrasimizin kan damarları, siyasi partiler demokrasimizin vazgeçilmezleridir. Eğer siyasi partiler yaşamıyorsa demokrasi hasta demektir. Siyasi partileri yaşatmıyorsak o zaman siyasette eksiğimiz var demektir. Zaman zaman diğer siyasi partilerimiz de ilçemizde benimle ilgili, 'Başkanım bizlere de fırsat tanıyor, eşitlik gösteriyor, ayırmıyor' diye bana teşekkür ederler. Ben de kendilerine, yapmış olduğumun demokrasimiz gereği olduğunu; bütün siyasi partilerin yaşamasından ve güçlenmesinden yana olduğumuzu söylerim ki demokrasimizi güçlendirelim.

Birlikte Sayın Genel Başkanımızı dinleyeceğiz; ondan da önemli şekilde feyz alacağımıza eminim. Saygılar sunuyorum. Bu programa, Küçükçekmece'ye geldiği ve önemsediği için Sayın Genel Başkana da teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum.

GÜNGÖR: KIYMETLİ SÖZ KARANLIKTA YOL GÖSTEREN IŞIK GİBİDİR

Zafer Partisi Küçükçekmece İlçe Başkanı Mustafa Güngör de kürsüye çıkarak katılımcılara seslendi. Güngör, Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ’ı karanlıkta yol gösteren bir ışık olarak tanımladı.

Güngör şöyle konuştu;

“Bugün burada Türkiye'nin milli güvenliği, komşu coğrafyalarda yaşanan gelişmeler, ülkemizin stratejik ve milli menfaatleri konusunda ülkenin en yetkin bilim insanıyla karşılıklı değerlendirme yapmak ve zihinlerimizi güncellemek için toplandık. Sayın Genel Başkanım Profesör Doktor Ümit Özdağ, milli güvenlik ve askeri strateji alanında ortaya koyduğu tespitlerle milletlerarası politikalar ve askeri hesaplar açısından ne kadar haklı çıktığını defalarca göstermiştir. Türk milletinin sevdalısı bir baba ve Zafer Partisi Küçükçekmece İlçe Başkanı olarak keşke bu uyarılarda Sayın Genel Başkanımız haksız çıksaydı demek isterdim. Ancak maalesef her tespitin, her uyarının, her endişenin gerçekleştiğini görüyoruz. Sayın Özdağ'ı can kulağıyla dinlemek, sahip olduğu bilgi ve donanıma, kurduğu kadrolara sahip çıkmak; Türk milleti olarak uçurumun kenarındayken birbirimizin bileğinden daha sıkı tutmak demektir. Bazı sözler vardır söylenir ve biter, bazı sözler vardır tarihe mühür olur. Kıymetli söz, karanlıkta yol gösteren bir ışık gibidir.”

ÖZDAĞ: İSTANBUL’DA YAŞAMDAN ÇOK AĞIR ÇEKİM BİR ÖLÜM VAR

Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ önemli başlıklarla çarpıcı mesajlar verdi. Özdağ sözlerine İstanbul’daki zorlu yaşam şartlarından bahsederek başladı ve şunları söyledi;

“Biz onurlu bir mücadelenin içindeyiz. Hem ülkemizin ağır bir ekonomik buhrandan geçtiği hem ağır bir sosyal çözülmenin yaşandığı, toplumsal gerilimin zirveye çıktığı, sokakların güvenli olmaktan çıktığı bir ülkede ve bunların en yoğun şekilde yaşandığı İstanbul'da yaşıyoruz. Gündüzleri 21 milyon, geceleri 19 milyon insan bu şehirde yaşıyor. Bu, beraberinde kaçınılmaz olarak çok ağır yükler getiriyor. Çevre kirliliği bunun önemli bir boyutunu oluşturuyor. Trafik inanılmaz derecede zor. Yani kendi kendinize sorun; Tuzla'dan Ankara'ya mı gitmeyi tercih edersiniz, Tuzla'dan Beylikdüzü'ne mi? İstanbul'da bu anlamda bir yaşam şeklinden çok, ağır çekim bir ölüm şekli hâkim.”

“SANAL BAHİS VE KUMAR ÇETELERİ GENÇLİĞİMİZİ ESİR ALMIŞ DURUMDA”

“Bu kadar ağır yükleri yaşarken Türkiye, organize suç örgütleri sıralamasında Avrupa'da birinci, dünyada da 14. sırada. Organize suç örgütlerinin en güçlü olduğu şehir İstanbul ve bu örgütler, uyuşturucu ve sanal kumarda İstanbul sokaklarından milyarlarca dolar topluyorlar. Yazık; Türkiye'de dönen uyuşturucu ve sanal kumar kaynaklı para 200 milyar dolar. Bu, toplumu kirletiyor, devleti kirletiyor. Bir arkadaşım dün anlattı; yanında çalışan biri demiş ki: 'Oğlumu iki işe koydum, oğlum iki işten de ayrıldı.' Çünkü hiç 'telefon kiralama' diye bir şey duydunuz mu? Ben duymamıştım. Telefonunu sanal kumar çetesine kiralamış; ona bankada bir hesap açmışlar ve sanal kumar çetesi onun telefonu üzerinden para aktarıyor, onun karşılığında da çocuk küçük bir para alıyor. Aktarılan miktarlar küçük olduğu için devletin radarının altında kalıyor ve böyle yüzlerce çocuk, suç örgütlerinin merkezinde oluşturduğu sanki bir yıldızın etrafında dönen gezegenler veya göktaşları gibi İstanbul sokaklarında dönmeye devam ediyor.

Bir süre önce Kıbrıs'a gitmiştim. Bir otelin önünden geçerken otelin altında kumarhane varmış. Arkadaş dedi ki: 'Genel Başkanım, yürürken kumarhanenin kapısının önünden geçmeyelim, bir fotoğrafımızı çekerler, sonra malum basında yazarlar, montajlarlar; Ümit Özdağ kumar oynamaya mı gitti Kıbrıs'a diye.' Güldüm, dedim ki: 'Ya kumar oynamak için Kıbrıs'a gitmeye gerek yok ki, hepimizin cebinde dolaşıyor kumarhane ve devlet oynatıyor.' Bunun bir bölümü; sizlere SMS ile kredi bildirimleri gelmiyor mu arkadaşlar? '10 bin lira kredi' diyor, 'oynamaya başla'. Evet, toplum ve aile çürüyor. Böylece gerçekten toplumsal bir çürüme süreciyle karşı karşıyayız. “

“SİGARAYA ULAŞMAKLA UYUŞTURUCUYA ULAŞMAK ARASINDA FARK KALMADI”

İstanbul Üniversitesi Adli Bilimler Enstitüsü'nün yapmış olduğu araştırmaya göre İstanbul'da kullanılan uyuşturucu, Amsterdam'da kullanılan uyuşturucudan daha fazla. Evet, bu korkunç bir tehlike arkadaşlar. Sigaraya ulaşmakla uyuşturucuya ulaşmak aynı kolaylıkta gerçekleşiyor.

“HAYAL DAHİ EDİLMEYEN BİR SUÇ İŞLİYOR İKTİDAR”

“Devletin de taşıyıcı kolonları var; bakın şunlar taşıyıcı kolon, bunları yıkarsanız binayı yıkarsınız, duvarları yıkmanıza gerek yok. Devletin de taşıyıcı kolonu kurumlardır. 'Adalet mülkün temelidir' hükmü boşuna söylenmiş bir şey değildir. Hakikaten adalet olmazsa geriye kalan, organize edilmiş şiddet tekelidir; ama ona devlet demek artık zordur. Evet, Hazreti Ali'nin bir cümlesi var: 'Devletin dini adalettir' diyor. Bakın, 'Devletin dini İslam'dır' demiyor, 'Devletin dini adalettir' diyor. Mükemmel bir şey. Bu anlamda bugün Türkiye Cumhuriyeti'nde adalet yok. Aslında bir adalet var: 'Düşman ceza hukuku'. Düşman ceza hukuku nedir? Muhaliflere bir başka hukuk uygulanıyor; onların anayasal ve yasal hakları askıya alınmış durumda. Adalet Bakanı her hafta en az üç kez Türkiye'nin bir hukuk devleti olduğunu söylüyor ama Tayfun Kahraman davasında Anayasa Mahkemesinin aldığı karar uygulanmıyor. Anayasa Mahkemesi bu ülkede anayasaya göre en yüksek mahkemedir ve aldığı kararlar bütün devlet kurumları ve yurttaşlar tarafından uygulanmak zorundadır. O kadar uygulanmak zorundadır ki, anayasa yazılırken Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması gibi bir şey düşünülmediğinden ona yönelik bir müeyyide bile konulmamıştır. Evet, düşünülmeyecek bir suçu işliyorlar. Düşünülmeyecek bir suçu işliyorlar.”

“10 LİRASI OLMADIĞI İÇİN PAZARDAN BİR SEBZEYİ ALAMAYAN VATANDAŞIMIZI GÖRDÜM”

Bütün bunlar olurken, şimdi Kasım 2027'de bir erken genel seçimden bahsediliyor; Erdoğan'ın aday olmasının mümkün olacağı bir seçim. Peki, insanlar sokakta aç. Bir AVM'de fotoğraf çektirirken arkamdan bir ses geldi: 'Gıda terörüne hayır diye bağırın' dedi. Herhalde GDO'lu malzemelerden bahsediyor dedim kendisine. Yaşlı bir adam, elinde boş bir pazar arabası vardı. 'Bu fiyat artışları gıda terörüdür' dedi, 'alamıyoruz ve açız'. Evet, gerçekten piyasada hakim olan zamlar her şeye yansıyor; milleti açlıkla mücadele etmeye zorlayan zamlar bunlar. Milyonlarca emekli 20 bin lira ile geçinmek zorunda ama açlık sınırı 30 bin lira, yoksulluk sınırı ise 90 bin liranın üstünde. Demek ki 20 bin lira alan bir emekli, açlık sınırının 10 bin lira altında alıyor. İşte onlardan bir tanesiyle karşılaştım arkadaşlar, Gaziosmanpaşa'da geldi. Engelli olan kızından bahsetti. 'Uzun süre kalamayacağım, kızım okuldan dönecek, ben de pazardan alışveriş yapmak zorundayım' dedi. 'Pazara birlikte gidebilir miyiz?' dedim, 'Tabii gidebiliriz' dedi. Pazara birlikte gittik. Bir esnafın önünde durduk, sordum kendisine: 'Pazar alışverişi için ayırdığın para ne kadar?' dedim, '250 lira' dedi. Bir kilo havuç aldı, bir kilo ıspanak aldı. Bir de mor lahana istedi. Tarttı esnaf, '50 lira' dedi. Kadın, '40 lira değil miydi?' dedi, 'Ben 40 liralık alacaktım, kalsın' dedi. 10 lira arkadaşlar; belki bu salonda çoğu insanın cebinde 10 lira yoktur ama o kadın o 10 liradan vazgeçti, başka bir malzeme aldı. İşte Türkiye'nin gerçeği bu. Türkiye'nin gerçeği bir tarafta bu ama diğer tarafta da Cumhurbaşkanının Amerika Birleşik Devletleri'ne dört uçakla gitmesi ve uçakların bir tanesinde Türkiye'den götürülen araçların olması. Bu ne adalet ne de kalkınmadır; bu, adaletsizlik ve sefaletin yan yana gelmiş şeklidir. Bunun hesabı muhakkak seçimlerde sorulacak.

“SEÇİME BİR KALA MAAŞLARA ZAM YAPACAKLAR, FAİZLERİ DÜŞÜRECEKLER”

Bu ortamda seçimleri nasıl kazanacak? 2027 başında emekli maaşlarına ve asgari ücrete yüzde 200 zam yapacak, kredi faizlerini de düşürecek. Seçimleri böyle kazanacağını sanıyor ama yüzde 200 zamdan sonra seçimlerin ardından ne olacak? Sorduğunuz şeye bakın; seçimlerden sonra seçimleri kaybedecekler ve biz ondan sonra ekonomiyi düzeltmenin, Türkiye'yi ayağa kaldırmanın mücadelesini vereceğiz ve kaldıracağız da tabii. Bana soruyorlar; 'Seçimlerden sonra kazanırsanız ilk alacağınız karar ne olur?' diye. Ben de diyorum ki: 'Devlet Planlama Teşkilatı'nın kurulması olur.' O zaman bazı dinleyenler soruyorlar: 'Hocam, ilk olarak 13 milyon sığınmacı ve kaçağı yollamayacak mıydınız?' E tabii, ama 13 milyon sığınmacı ve kaçağı yollamak için de planlamaya ihtiyaç var değil mi? Bunu plansız yapamazsınız. Onun için Devlet Planlama Teşkilatı üzerinden yatırımları planlayacaksınız; 5 ve 15 senelik kalkınma planlarını yapacaksınız. Tekrar istihdamı planlayacaksınız, yolsuzluğu durduracaksınız ve Türkiye'nin kaynaklarını belli çetelere ve çevrelerine değil; üreten, çalışan ve vergisini veren namuslu yurttaşlara aktaracaksınız. Çünkü siyaset, kaynakları dağıtma işidir arkadaşlar. Bugün Türkiye fakir bir ülke değil; Türkiye zengin bir ülke ama Türk halkının büyük bir bölümü fakir. Çünkü iktidar, büyük bir bölümün fakir olması ve orta sınıfın erimesi doğrultusunda bir politika uyguluyor.

“BİR YANDA 68 BİN LİRALIK PARFÜM DİĞER YANDA 10 LİRA BULAMAYAN VATANDAŞLAR”

Türkiye'nin değişik yerlerinde ve İstanbul'un bütününde pazara gidiyorum, esnafı ziyaret ediyorum. Kuyumcu esnafı dahil, 2024'e göre 2025'te işlerinin yüzde 50 düştüğünü söylüyor ve büyük dert yanıyorlar.

Bir tek Eyüpsultan'da bir esnaf beni şaşırttı İçeriye girdim, bir parfümcüydü. Herhalde ekonomik sıkıntıdan dolayı insanların ilk vazgeçeceği şey parfüm olur diye düşündüm. Ancak işletmeci, 'Yok, gayet iyidir. Bizim işlerimizde bir düşüş yok,' dedi. Herhalde imitasyon satıyorlar diye düşündüm; ancak orijinal sattıklarını ve genel dağıtıcı olduklarını söylediler. 'Peki,' dedim, 'en pahalı parfümünüz ne kadar?' '68 bin lira efendim,' cevabını aldım. 'Görebilir miyim?' dedim; indirdi ve gösterdi. Bunların hepsinin videosu var arkadaşlar, yayınlayacağım. 'Video için konuşabilir miyiz?' diye sorduğumda, kendi konuşmasının çok iyi olmadığını söyledi. O zaman ben müsaade isteyip konuştum ve şunu söyledim: Aslında bu durum beni şaşırtmamalıydı. Çünkü orta sınıf eriyor. Dokuz seneden beri sabit gelirlilerin, esnafın ve iş dünyasının milli gelirden aldığı pay azalıyor; ancak küçük bir rantiye grubunun kazancı artmaya devam ediyor ve onlar da lüks tüketim yapıyorlar. Bakın, kur korumalı mevduattan kazandıkları para, yani küçük bir grubun aldığı faiz 1 trilyon 235 milyar TL idi. Bu miktar 37 milyar dolara denk geliyordu ve bu para için ödedikleri vergi sıfır liraydı. Ama asgari ücretle çalışan bir anne, bebeğine mama aldığı zaman KDV ve ÖTV ödüyor. İşte AK Parti Türkiye'si budur.

ÖZLEM ZENGİN’E AĞIR ELEŞTİRİDE BULUNDU

Özlem Zengin Hanım diyor ya, 'Zamanı geldiğinde yapacağız.' Özlem Hanım, biz o zamanın 2027 başındaki seçim zamanı olduğunu biliyoruz; kastettiğiniz budur. Ama eğer biraz cesaretiniz varsa, şimdi gelin Gaziosmanpaşa'da sizinle birlikte pazarda dolaşalım. Gelin Bayrampaşa'da, Küçükçekmece'de pazarda dolaşalım da 16 bin lira dul maaşı alan hanımefendiye o akşam yemeğini evde nasıl ve neyle pişireceğini bir anlatın. 'Zamanı geldiğinde salça da alabilirsin,' deyin de vatandaş da size gereken cevabı versin. 'Zamanı geldiğinde'ymiş... Zamanı gelmedi mi? Bu ülkede insanlar dokuz yıldan beri fakirleşiyorlar.

“AK PARTİ’NİN TEK DERDİ ERDOĞAN SONRASINI PLANLAMAKTIR”

Pamuk’tan Bahçelievler’e Övgü, Küçükçekmece’ye Eleştiri
Pamuk’tan Bahçelievler’e Övgü, Küçükçekmece’ye Eleştiri
İçeriği Görüntüle

AK Parti artık parçalanmış, Türk halkına yeni bir şey vadedemeyen, kendi aralarında 'Erdoğan sonrasında hangi klik başa gelecek' ve 'Erdoğan döneminde elde ettiklerimizi nasıl koruruz' endişesiyle kavga eden bir parti durumundalar. Böyle bir partinin iktidarda bir süre daha kalabilmek için sarıldığı şey, teröre teslimiyettir.

“SANDIKTA BU AÇILIMI YAPANLARDAN HESABINI SORACAĞIZ”

AK Parti, 'Birlikte yol yürüyeceğiz,' dedi; işte yolun sonunda gelinen nokta ortadadır. Sınırda hedefsizler bayrağımızı indirdi ve üzerinde tepindi. Açılımın geldiği nokta budur. Türk milleti de ülkesini ve milletini bir terör örgütüyle paylaşmayacak; Öcalan'ın Türkiye Cumhuriyeti devletine ortak olmasına izin vermeyecek. Uyuşturucu ve narkotik teröristi olan bu yapının, 'Türk devletini ve Türk milletini yendik, iktidara ortak oluyoruz' ruh haline girmesine izin vermeyecek; sandıkta bunun hesabını bu açılımı yapanlardan soracaktır.

“ZAFER PARTİSİ SADECE TÜRK MİLLETİNİN SÖZCÜSÜDÜR”

Biz de Zafer Partisi olarak ilk günden itibaren Abdullah Öcalan'ı 'kurucu önder' yapmaya hevesli bu sürecin karşısında yer aldık. Mitingler düzenledik. Yapmış olduğumuz etkili muhalefeti durdurmak için beni haksız yere beş ay Silivri'de cezaya çarptırdılar. Ben de o beş ay boyunca 'Şehitlerimizin aziz anısına ve sevgili gazilerimizin varlıklarına saygı duruşunda bulunuyorum' diyerek Silivri'de bu iktidarın açılım politikalarının karşısında durmaya arkadaşlarımla birlikte devam ettim. Çıkınca yine arkadaşlarımızla Türkiye'nin 11 ilinde paneller düzenleyerek, bu Öcalan Komisyonu'nun yaptıklarını tek tek dolaşıp illerde binlerce kişiye yüz yüze, yüz binlerce kişiye de medya üzerinden aktardık. Şimdi PKK'nın temsilcileri 'Süreci Zafer Partisi engelliyor' diye ciyaklıyorlar; iktidarın trolleri 'Sürecin karşısında Zafer Partisi var' diye bağırıyorlar. Çok değerli arkadaşlar, şundan emin olun: Evet, Zafer Partisi bu sürecin karşısında mücadele ediyor ama bu sürecin karşısındaki gerçek güç büyük Türk milletidir. Büyük Türk milleti bu pazarlığı, bu teslimiyeti ve bu tavizi istemiyor. Biz sadece milletin bu konudaki sözcülüğünü yapıyoruz. Bakın, en son dün, Öcalan ile üç milletvekilinin yapmış olduğu görüşmenin 16 sayfalık metnini yayınladılar. İnternette dolaşmaya başladı, bulursanız dikkatle okuyun. Karşımızdaki küstahlığı, Türk devletini yendiğini düşünen yaklaşımı ve kendisini utanmadan Atatürk'ün yerine koymasını görmek inanılır gibi değil. İşte böyle bir hadsizlikle, böyle bir teröristle masaya oturulmuş, Türkiye'nin geleceği tartışılıyor.

“TERTEMİZ TÜRKİYE PROJEMİZLE İLLEGALİTEYE CEHENNEMİ YAŞATACAĞIZ”

Biz nasıl 13 milyon sığınmacı ve kaçağı vatanlarına yollayacağımızı ve sınırlarımızı güvence altına alacak 'Anadolu Kalesi' projemizi anlattıysak; uyuşturucu ve sanal kumar baronlarının canını okuyacağımız, onlara cehennemi yaşatacağımız 'Tertemiz Türkiye' projemizi nasıl anlattıysak; Devlet Planlama Teşkilatı'nın kurulmasıyla birlikte adalet ve eğitimde yüksek bir kaliteye ulaşıp, ancak bu şekilde ekonomik kalkınmanın gerçekleşebileceğini söyleyerek sürdürülebilir, planlı bir kalkınmayı ve karma ekonomiyi ön plana çıkaracağımızı anlatıyorsak; bundan sonra da Türkiye'nin her yerinde Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Atatürk'ün bize miras bıraktığı şekliyle milli, üniter ve laik bir devlet olarak bizden çocuklarımıza ve torunlarımıza intikal edeceğini, PKK'lı teröristlerin taleplerinin Türk milleti tarafından kabul edilmediğini ve edilmeyeceğini anlatmaya devam edeceğiz. KENT YAŞAM HABER MERKEZİ