
ÇELİŞKİLER ORTAYA ÇIKARILMALI
Uzun, “Gerçekleşen darbe kalkışmasını halk Cumhurbaşkanından önce öğreniyor. Bu hem ayıp hem de sorgulanması gereken bir durumdur. Cumhurbaşkanımız televizyon kanallarından halka sokağa çıkın çağrısını yapmasaydı bugün çok kötü noktalarda olabilirdik. Belki darbe girişimi yine başarısız olacaktı ancak ordu içinde ve sokaklarda çatışmalar yaşanacak daha çok mal ve can kaybı olacaktı” şeklinde konuştu.
İşte Kent Yaşam gazetesi imtiyaz sahibi Celal Karaali’nin Yusuf Uzun’un yaptığı röportajdan satır başları:
C.K: Silivri’de benim gördüğüm kadarıyla bir başıboşluk ve ekip problemi var. Belediye başkanı hakkında çapkın olduğu ve kumar oynadığı hakkında dedikodular çıkıyor. Bu konu hakkındaki görüşleriniz neler?
Y.U: Bu durumu Özcan bey bizlerden daha çok düşünmeli. Centilmenlik olarak ben kendisini severim iyidir. Evet, kendisi böyle absürt şeylerle gündemde bu da tabi mensup olduğu teşkilatına da zarar veriyor.
C.K: Yerel bir önetici olarak kendisini nasıl buluyorsunuz?
Y.U: Başarılı bulmuyorum. Doğru düzgün bir hizmet göremiyorum. Bütün belediyeler çok güçlüdür ve belirli bir bütçeleri vardır ve bu bütçe ile sen güzel hizmetler veremiyor güzel faaliyetlerde bulunmuyorsan belirli şeyleri yerine getiremiyorsan bana göre başarısızsın demektir.

SİLİVRİ’DE 25 YILDIR DEĞİŞEN HİÇBİR ŞEY YOK
C.K: Başarılı bulduğunuz ne var peki?
Y.U: başarılı bulduğum hiçbir şey yok. Silivri 25 sene önce de aynıydı şimdide aynı değişen bir şey yok. Silivri’yle ilgili Boğluca Deresi sorunu vardı. Yerel basın olsun Trakya basını olsun ben bu dereyle ilgili çok yazılar yazdım. Sağlık yönlü uygun olmadığını Büyükşehir’e ait olsa da o dere de belediyenin de üstüne düşen görevler vardı. Halkın yıllardır mağdur olduğu pislik üreten bataklık olan bir yerin Silivri gibi güzel bir yerde şimdiye kadar akması utanç verici bir şey. İstanbul gibi bir yerde o derenin akması utanç verici bir durumdur. Ben buna sadece Özcan Işıklar, aşamasında bakmıyorum yazdık yazdık yazdık en sonunda başlandı biliyorsunuz. Biz yaza yaza o gündeme getirdik.
SİLİVRİ’DE BİNALAR BAKIMSIZLIKTAN HAREBEYE DÖNDÜ
Silivri’de bir diğer önemli konu da, “E-5 Silivri’yi ikiye bölüyor. Silivri’de çok fazla sahil düzenlemesi yapılması lazım. Binalar bakımsızlıktan harabeye dönmüş durumda, Silivri’ye bunlar yakışmıyor.
Türkiye Ak Parti’yle düşünerek bir yerlere vardıysa kat edebildiyse doğru veya yanlış Türkiye’nin kalkınmasında ve istikrarında vesile olan milli görüşten gelen insanlardır bunu kabul etmek lazım.
C.K: Eğitiminiz nedir Yusuf Bey?
Y.U: “Pakistan’da İktisat eğitimi gördüm. İngilizce ve Arapça eğitim aldım. 2000 den sonra ülkeme döndüm. Sivil toplum kuruluşlarında ve iş dünyasında kendimi fazla gösterdim ama siyasetin içerisinde aktif olarak düşünmedim hiç.”
Y.U: Evet, okul bittikten sonra iş dünyasına atıldım ve dış ticaretle uğraştım.
“Çok fazla seminerlere fuarlara katıldım. Yaklaşık 60 ülkeyi gezdim. Bu gezilerin hepsi iş amaçlı oldu tabi oralarda ki satış portföyünü oluşturmak amaçlı gezilerdi. İnsan gerçekten de çok değişik şeyler öğreniyor o ülkelerin yapısıyla ilgili insanlarıyla ilgili kültürüyle ilgili hem de ticaretle beraber orda beyinsel olarak kendi ülkemizin içerisinde bulunduğu konumu dışardaki ülkelerle çok rahat kıyaslama imkânı buldum.
İş dünyasına atılınca tabi ben ihracata önem verdim. Birçok firmaya bu konuda danışmanlık yapım elimizden geldiği kadar ülkemize bu konuda iyi paralar sokmuş bir insanım. Dış ticarettede türkiyenin mali durumu 500 milyar civarında. Ak Parti bir hedef koydu ama bu hedefe şuan bizim ulaşma şansımız yok. Ama Arap Baharı adına başlatılan bu savaşlar ülkemizi derinden etkiler. Psikolojik olarak da bu durumdan etkilendik. Travmalar bırakmaya başladı. Düşünebiliyor musunuz ihracat yapıyorsunuz o şartlarda x ülkeyle çalışıyorsun o ülkede 2 milyon 3 milyon alacak var orda siyasi kriz çıkıyor savaş çıkıyor ve o paranı orda kaybediyorsun.
Örneği; güçlü firmalar Libya, Mısır, Suriye ,Irak biz bunları kaybettik tabi sadece biz değil onlarda aynı şekilde kaybetti.
Örneğin; Libya ile ok güzel bir ticari hukukumuz vardı özellikle inşaat sektöründe Türkiye lokomotif bir sektördü.
Türkiye’nin iş açısından en güçlü olduğu yer Libya idi. Ve bu Libya pazarını biz tamamen kaybettik. Savaş çıktı savaşın galipleri Fransa ve İtalya geldi. Oradaki projeleri alan orda iş yapan Fransızlar, Almanlar İtalyanlar oldu. Biz orda ne yaptık savaşa gittik savaşta biz orda 25 bine yakın insanın hayatını kurtardık. Ama ülkede stratejik açıdan kayıp yaşandı.
Bu gün düşünün çok gelişen bir ülke konumunda olmamıza rağmen ve ekonomik olarak da iyi bir ülke olmamıza rağmen ve gücümüzü de gösterdiğimizi varsayarsak bu gün Ortadoğunun bir ülkesi diyor ki, “Kardeşim senin ihracat yaptığın bir mala ben denetim uyguluyorum. Denetim ne demek sertifika uyguluyorum. Burda onların Avrupa firmaları var Avrupa firmaları üzerinden ses getiriyor. Yani ben hep politika olarak güçlü olacağım. Ülke olarak güçlü olacağım ama ben o ülkeye mal satarken ben senin malını analiz edeceğim. Bu bizim milli sermayemizden gidiyor adamlar milyar dolarlarca para kazanıyor ve sistemi böyle kuruyor.

C.K: Niye bize bunu yaptılar?
Y.U: Güçlü bir ülkeysek neden bu yapılıyor bize uygulamada farklı söylemde farklı. Ticaret olarak bana Irak kota uyguluyor. Şu anki Suriye’ye bile mal gönderirken bunlar yaşanıyor ve bu ülke ekonomisine bir tuzaktır.
Bu uygulamalar yüzünden iki günde bir tır yüklemem gerekirken bir firma bir haftada bir ancak yükleniyor buda ekonomik sıkıntıya sebep oluyor.
Tabi Arap Baharıyla ilgili ciddi derecede ticarette bir gerileme yaşadık.
Mesela Rusya ile uçak savaşları çıktı. Bizim Rusya ile hem ticari hem sanat hem kültürel hem turizm anlamında ciddi derecede bizim ticari ilişkilerimiz vardır.
Yani bir anda 30 milyar doları sildiğimizi düşünsenize buradaki firmaların düştüğü durumu. Şimdi özür dilendi onlarda kabul etti tabi devlet kararı değişebilir ancak olması gerekende buydu. Sayın Cumhurbaşkanımız, başbakanımız bu konu üzerinde çok durdu özellikle ticari ilişkilerimiz kesilmesin diye açıklamalar yaptı.
Onlarda tabi haklı oldukları konuda direndiler fakat ne kadar sürdürebilirler ki 4 ay 5 ay 6 ay ancak dayanabilirler. Çünkü bize çok bağımlı bir ülke özellikle inşaat sektöründe tarımda yani sadece biz değil onlarda kaybediyorlar.
Siyaset olarak baktığımızda Necmettin Erbakan Fetullah Gülen’in kandırmadığı kandıramadığı tek siyasi olarak gözüküyor. Şuana kadar mevcut hükümetimize kadar herkesi kandırmış herkesi bir şekilde kucaklamış herkesi bir şekilde sömürmüş bir tek Necmettin Erbakan bu adam dine de zarar veriyor ülkeye de zarar verecek diyormuş .
Şimdi Fetullah Gülen’i hoca olarak bu saatten itibaren kabul etmiyorum. İblisin ta kendisi o. Çünkü bu ülkenin manevi değerlerine milli değerlerine dini değerlerine netice itibariyle geldiği noktada en büyük darbeyi bu şahıs yapmıştır.
Gerçek budur üzücüdür, düşündürücüdür ancak bunun da din kimliği altında yapması da bize ayrı bir acı vermiştir. Şu an mağdur aileler var, kullanılan insanlar var iyi niyeti zeki belli yerlere kadar okutarak beyni açtırarak o beyni kirli yolda götürmeye çalışan insanlar var. Toplumumuzun 20 milyonu bu insanlarla bir araya gelmiştir oturmuştur. Acı ve tatlı gününde beraber olmuştur.
Toplumumuz iyi niyetle yaklaştı. 15 Temmuz gecesine kadar bunları tanıyamadı.
Ve şimdi toplumumuz pişmanlık yaşıyor. Toplumumuz utanç duyuyor böyle bir yara bırakıldı. Erbakanın o şahısa bakış acısına yakınen şahit olan biriyim ve Fetullah Gülen denilen şahıs hep sızma, şantaj, röntgencilik, casusluk gizli iyi görünümlü böyle yumuşak mulayim gibi kelimelerde duruldu ve bu şahıs bunları kullanarak öneri altında emir veriyordu.
Kent Yaşam





