Sarıyer’in geleceğine yatırım; Binlerce öğrencinin kartları dağıtıldı
Sarıyer’in geleceğine yatırım; Binlerce öğrencinin kartları dağıtıldı
İçeriği Görüntüle

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen “Külliye’de Ramazan” programında çocuklar ve ailelerle bir araya gelen Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, Ramazan ayı boyunca okullarda kapsamlı etkinlikler başlatacaklarını açıkladı. Ramazan ayının milli birlik ve beraberliği güçlendiren önemli bir değer olduğunu vurgulayan Tekin, velilerin ve öğrencilerin bu çalışmalara aktif katılım göstermesini istedi. Tekin’in bu açıklaması eğitim camiasında farklı görüşlerin ortaya koyulup tartışılmasına neden oldu.

TEKİN: “ ÇOCUKLARIMIZIN BİZİ BİR ARADA TUTAN DEĞERLERE SAHİP ÇIKMASINI AMAÇLIYORUZ”

Tekin açıklamasında, “Önümüzdeki hafta itibarıyla inşallah Ramazan ayı yaklaşıyor. Biz yine Milli Eğitim Bakanlığı olarak; milli birliğimizi, milli beraberliğimizi, ulus olma bilincimizi pekiştirecek ve bizi bir arada tutan önemli değerlerden bir tanesi olan Ramazan ayı ile ilgili olarak da okullarımızda çok yoğun bir etkinlik başlatacağız. Sizlerin de çocuklarınız ve torunlarınızla bu etkinliklerde aktif olmanızı bekliyoruz. Bu etkinliklerin asıl amacı; oruç tutsa da tutmasa da çocuklarımızın bizi bir arada tutan bu değerlerimizi sahiplenmesi, millet olma bilincimizi güçlendiren bu değerlerimize sahip çıkmasıdır. Çocuklarımızda oluşturacağımız bu farkındalıklara sizin de destek olmanızı özellikle istirham ediyorum” ifadelerini kullandı.

AKKAŞ : “DEVLET GELECEĞİNİ EMANET EDECEĞİ ÇOCUKLARIN EN BÜYÜK DESTEKÇİSİ OLMAK ZORUNDA “

Bakanlığın söz konusu uygulamasına eğitim sendikasından eleştiri geldi. Eğitim-İş 3 No’lu Şube Başkanı Oğuz Akkaş, Milli Eğitim Bakanlığı’nın önceliğinin dini etkinlikler değil, öğrencilerin temel ihtiyaçları ve bilimsel eğitim koşulları olması gerektiğini savundu.

Akkaş açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Eğitime bakış açınız, eğitimde önceliklerinizin sıralamasını değiştirebilir. Bir öğrencinin eğitim konusundaki bireysel görüşü ile oluşturduğu öncelikleri bir velinin öncelikleri ile örtüşmeyebilir. Bir öğretmenin eğitim konusundaki öncelikleri, bir idarecinin önceliklerinin tümünü kapsamayabilir.

Ancak eğitimi planlayan, uygulayan ve maddi, insani ve bilimsel ihtiyaçlarını gidermekle yükümlü bir devlet kurumu olan Milli Eğitim Bakanlığı’nın en üst mertebesinde görev yapıyorsanız eğitimin tüm bileşenlerinin önceliklerinin farkında olmalı ve tüm paydaşların faydasına olacak çalışmaları öncelemelisiniz.

Hele ki laik, bilimsel, parasız ve kamusal bir eğitim verme iddianız varsa – ki Türkiye Cumhuriyeti için başka bir seçenek düşünülemez – o halde bireysel aidiyetlerinizi, düşünce ve siyasi görüşünüzü eğitim üzerinden dayatmak yerine farklı inanç ve aidiyetleri ortak paydada buluşturmak üzerine bilimsel bir eğitim programı hazırlar ve uygularsınız.

Bir ülkede çocuklar öğrencilik yaşamları boyunca yalnızca akademik anlamda geleceğe hazırlanmazlar. Yerel ve evrensel değerlerle de kuşanırlar insanlık ve ülkeleri adına.

Ancak bu değerlerin seçimi de farklı kültür, inanç ve etnik kimlikten gelen çocukların tümünü kapsayan ve hiçbirini ötekileştirmeyen bir yaklaşımla yapılmalıdır.

Ve yukarıda vurguladığımız akademik bilgi ve değerler öğretimine uygun fiziksel zemin hazırlanmadan tasarlayıp uygulamaya koyduğumuz tüm eğitim programları topaldır.

Devlet, her şeyden önce geleceğini emanet edeceği çocukların öğrenim yaşamları boyunca en büyük destekçisi olmak zorundadır. Ailesinin gelir durumuna bakılmaksızın her bir öğrencinin eşit şartlarda eğitim almasını garanti edebilmelidir.

“OKULLARA AÇ GELEN ÇOCUKLARI GÖRMEZDEN GELEREK YOL ALAMAZSINIZ”

Fiziki ihtiyaçlar giderilmeden manevi ihtiyaçlara ilgi duyulmayacağı en bilinen pedagojik ilke iken hâlen okullara aç gelen çocukların varlığını yadsıyarak, görmezden gelerek yol alamazsınız. En ideal eğitim programı dahi olsa açlığa yenik düşer. Okullarda ihtiyacı olan öğrenciye bir öğün sıcak yemek verememek başkadır, bunu öncelememek ve vermemek başkadır. Aç çocuğa Ramazan etkinliği değil, önce bir öğün yemek gerekir. İkinci seçeneğe daha yakın bir anlayışla yönetildiğimiz konusunda hemfikir oluruz.

Koridorda, sınıfta ve tuvaletlerde en asgari hijyen şartlarını sunamadığınız; temizlik sorunundan dolayı okulda tuvalete gitmeyen, eve gidene kadar fiziksel ihtiyacını gideremeyen bir öğrenciden motive olmasını ve derslerinde başarılı olmasını beklemek gerçekçi değildir.

Evden getirdiği bir şişe suyu daha ikinci teneffüste bitiren bir öğrencinin kalan dersler boyunca susuzluk çektiği bir ortama eğitim ortamı diyemezsiniz. Orada sizin kurduğunuz bir ‘ortam’ vardır, lakin eğitim çoktan bavulunu toplayıp orayı terk etmiştir.

“TRİBÜNE OYNAYARAK, İLGİLENİYORMUŞ GİBİ, SORUMLULUK ALMIŞ GİBİ, BAKANMIŞ GİBİ.”

Özetle; bir devlet eğitimi bir bakanlığa teslim eder, o bakanlık bu ülkenin geleceğini inşa ettiğinin idrakıyla bilimsel gelişmeler ışığında uzun dönemli bir eğitim programı hazırlar ve tüm fiziki şartları yerli yerince oluşturup eğitime hazır hale getirdikten sonra öğretmen ve öğrencilerden bir beklentiye girer. Tribünlere oynayarak, siyasal salvolar yaparak, birilerini ayrıştırıp birilerine iyi görünmeye çalışarak ilerlemek isterse sadece ‘mış gibi’ yapar; ilgileniyormuş gibi, sorumluluk almış gibi, bakanmış gibi.” TAYFUN ERCAN- KENT YAŞAM