Küçükçekmece Belediyesi Temmuz ayı meclisinin 2. oturumunda, Ayasofya Camii’nin yeniden ibadete açılmasının yıldönümü dolayısıyla yapılan açıklamalar gündeme damga vurdu.

AK Parti Meclis Üyesi Özlem Erol ile BBP’li Meclis Üyesi Mehmet Cem Özel, söz alarak Ayasofya’nın tekrar ibadet hane olarak kullanılmasını bir kez daha kutladı. Her iki meclis üyesi de bu tarihi adım için Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkürlerini sundu.

Bu konuşmaların ardından CHP’li Meclis Üyesi ve Belediye Başkan Yardımcısı Gökhan Aygün söz alarak açıklamalara yanıt verdi.

İmamoğlu Döneminin Mirası Büyüyor
İmamoğlu Döneminin Mirası Büyüyor
İçeriği Görüntüle

Aygün’ün konuşması şöyle;

“KARŞI OLDUĞU BİR ŞEYİ HUKUKİ BİR KARARA İSTİNADEN YERİNE GETİRDİ CUMHURBAŞKANLIĞI”

“Bu davanın açıldığı günden beri takipçisiyim. Ayasofya’nın müzeden ibadethaneye çevrilmesi – ki kısmen ibadet zaten yapılabiliyordu Ayasofya Camii’nde – daha sonra tamamen ibadete açıldı. Ama ben teşekkürler konusunda biraz sıkıntılıyım. Gerçekleri konuşmanın her zaman yeri olduğunu düşünüyorum.
1934’te alınan Bakanlar Kurulu kararına karşı bir sivil toplum kuruluşu Cumhurbaşkanlığı’na dava açtı Danıştay’da. Danıştay da bu davayı gördü. Bu davayı gördüğü sırada, Cumhurbaşkanlığı hukuk müşavirleri Ayasofya Müzesi’nin camiye dönüştürülmesine itiraz etti. Yani 1934’te alınan Bakanlar Kurulu kararının iptal edilmesine karşı durdu hukuk müşavirleri. Daha sonra Danıştay hukuki bir karar verdi, Ayasofya Müzesi’ni camiye – ya da 1934 yılındaki Bakanlar Kurulu kararının iptaline – karar verdi. Daha sonra da Cumhurbaşkanlığı yeni bir kararnameyle, 34’teki iptal edilen kararnameden sonra, Ayasofya’nın ibadete açılması konusunda bir karar verdi. Dolayısıyla burada aslında karşı olduğu bir şeyi hukuki bir karara istinaden de yerine getirmiş oldu Cumhurbaşkanlığı.”

“BEN DERNEK KURUCUSU OLDUĞUM İÇİN YARGILANDIM”

Bir başka mesele şu: 2011 yılında Ayasofya İbadete Açılsın Derneği’nin kurucu üyesi ve yöneticisiyim ben. Yani bundan yaklaşık 15 yıl öncesinden bahsediyorum. Bu derneğin kurucusu ve yöneticisi olmaktan yargılandım. 2011’den 2020’de açıldıysa, 9 sene sonra bazı fikirler değişti. O zaman da bu derneğin açılmasına yönelik Dernekler Masası’nın ve yine hükümetin itirazı vardı. “Bu dernek niye böyle bir eylem ve etkinlik içerisinde?” diye... Dolayısıyla bunların da kamuoyu tarafından bilinmesi açısından bunları ifade ediyorum. Ayasofya’nın ibadete açılmasını ben de olumlu bulanlardanım. İnşallah şu andaki tadilatının 4-5 yıl süreceği söyleniyor. İnşallah kısa sürede bitirilir ve gerçek amacına uygun bir şekilde de kullanılır.

Tarihe bakış açımızın hangi yönde, hangi tarihte, hangi saatte ne şekilde gelişeceğiyle ilgili tereddütleri olan birisiyim. Yani bugün aslında Ayasofya Camii’nin ibadete açılmasını büyük bir şükranla hep beraber olumlu buluyor ve alkışlıyorsak, yarın “ya aslında olmamalıydı, olması çok da iyi olmadı” denmesinden tereddütleri olan bir kardeşinizim, tarihin siyasi sahnelerine baktığımda.

Dolayısıyla aslında onu ifade ederken de Ayasofya Camii İbadete Açılsın Derneği’nin yöneticisi ve kurucusu olarak yargılandığımı da o yüzden ifade ettim. Dolayısıyla ben durduğum yerde hâlâ duruyorum ama herkesin inşallah sonsuza dek öyle durmasını temenni ediyorum.

“KANLI DARBE SÖZLERİNE KARŞI BİR AÇIKLAMA YOK MU?”

Geçen pazartesi Meclisimizde Lozan Anlaşması’ndan bahsettik, 15 Temmuz’dan bahsettik. Çok kısa bir süre sonra, 15 Temmuz’u da şehirlerimizde yad edeceğiz programlarla. Bugün de ben 15 Temmuz şehitleri anısına okutulan mevlit töreninde bulundum. Cuma namazıyla birlikte oradaydık, dualarla andık.
Ancak 1923 – Cumhuriyet’in ilanı, Meclis’in açılması meselesi – aslında 15 Temmuz’un ve aynı zamanda Lozan Barış Anlaşması’nın ne kadar anlamlı olduğunu düşünen arkadaşların, 1923’ü “kanlı darbe” olarak gören kişiye karşı da biraz müteessir sözlerinin olmasını beklerdim. En azından bunu da bu şekilde ifade etmek istedim. Sümeyra Duğan