İstanbul Barosu'nda seçim heyecanı başladı.

Geçtiğimiz seçimde CHP'nin, Yeni Parti'nin de dahil olduğu geniş bir siyasi çevrenin, İbrahim Kaboğlu'nun listesini desteklediği biliniyor. Kaboğlu'nun özellikle üniter devlet yapısı, milli devlet anlayışı ve Türkiye'nin bölünmez bütünlüğü konularındaki yaklaşımı, Cumhuriyetçi ve Atatürkçü çevrelerde ciddi soru işaretleri oluşturmuştur.

Bugün ise Kaboğlu'nun karşısına, Cumhuriyetçi, Atatürkçü, ulusalcı ve sosyal demokrat kimliğiyle tanınan eski İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal çıkıyor.

Önce Avukat Grubu, Önce İlke Çağdaş Avukat Grubu ve İstanbul Milliyetçi Avukatlar Grubu'nun, “Cumhuriyetçi Güç Birliği” sloganıyla bir araya gelerek Kocasakal'ı desteklemesi, İstanbul Barosu seçimleri açısından önemli bir gelişmedir.

Tam da burada, kendisini Türk milliyetçisi olarak tanımlayan hukukçulara bir soru sormak gerekiyor.

Kaboğlu çizgisinin karşısında Cumhuriyetçi Güç Birliği oluşmuşken, neden ayrıca bir milliyetçi liste?

Türk Milliyetçisi Avukatlar Grubu'nun (TÜMAG) Sayın Salih Uçar ile seçime girme kararını elbette bir mesleki örgütlenme tercihi olarak değerlendirmek gerekir. Kimsenin kendi listesiyle seçime girme hakkını tartışmıyorum.

Ancak mesele yalnızca bir baro seçimi değildir.

İstanbul Barosu, Türkiye'nin en etkili meslek örgütlerinden biridir. Baro yönetimlerinin hukuk, demokrasi, Cumhuriyet, üniter devlet ve milli devlet konularındaki tavrı, yalnızca avukatları değil, doğrudan Türkiye'nin siyasal ve hukuki iklimini de etkileyebilmektedir.

Bu nedenle bugün yapılacak tercihin siyasi sonuçlarını görmezden gelmek mümkün değildir.

Ben bir Türk milliyetçisi, Cumhuriyetçi ve Atatürkçü olarak, TÜMAG'ın ayrı bir liste çıkarmasına bu nedenle üzülüyorum.

Çünkü Cumhuriyet'in, üniter devlet yapısının ve devlet bütünlüğünün ciddi tartışmaların konusu olduğu bir dönemde, Cumhuriyetçi Güç Birliği dışında ayrı bir milliyetçi listenin yarışa girmesi, istemeden de olsa Kaboğlu çizgisinin yeniden güç kazanmasına hizmet edebilir.

Sahadaki matematik bazen siyasi niyetlerden daha önemlidir.

Amaç yalnızca “Biz de varız” demekse, bunun bedeli İstanbul Barosu'nda Cumhuriyetçi ve Atatürkçü oyların bölünmesi olmamalıdır.

Bugün DEM, CHP, Yeni Parti ve liberal çevrelerin çeşitli biçimlerde tartıştığı ve desteklediği, Türkiye'nin üniter yapısına ilişkin farklı modellerin karşısında Cumhuriyetçi bir hukuk anlayışının güçlü biçimde temsil edilmesi gerektiğine inanıyorum.

Bu nedenle, kendisini Türk milliyetçisi olarak tanımlayan hukukçuların önünde tarihi bir sorumluluk bulunduğunu düşünüyorum.

Cumhuriyetin sırat köprüsünden geçtiği bir dönemde, siyasi ve ideolojik ayrılıklarımızı bir kenara bırakıp ortak paydada buluşmak zorundayız.

TÜMAG'ın ortaya koyduğu iradeyi ve arkadaşlarımızın mesleki örgütlenme hakkını elbette saygıyla karşılıyorum. Ancak Cumhuriyetçi Güç Birliği'nin ortaya çıkardığı geniş ittifak zemininin dışında kalmanın, sonuç itibarıyla Kaboğlu çizgisinin işine yarayacağı kanaatindeyim.

Üstelik TÜMAG listesinde Zafer Partili bazı hukukçuların da yer aldığını görmek, benim açımdan bu çelişkiyi daha da büyütüyor.

Çünkü Zafer Partisi çizgisinde siyaset yapan insanların Türkiye'nin üniter yapısı, milli devlet anlayışı ve Cumhuriyet değerleri konusundaki hassasiyetleri ortadadır.

Nitekim Zafer Partili avukatların önemli bir bölümünün Sayın Ümit Kocasakal'ı destekleyeceğini açıklaması da aslında sahadaki gerçekliği ortaya koymaktadır.

Benim çağrım açıktır:

Bu listeyi oluşturan arkadaşlarımız, İstanbul'daki diğer milliyetçi, vatansever, Cumhuriyetçi ve Atatürkçü hukukçularla yeniden istişare etsinler.

Sandığın matematiğini, İstanbul Barosu'nun siyasi gerçekliğini ve bu seçimin Türkiye açısından taşıdığı anlamı birlikte değerlendirsinler.

Ve mümkünse liste birleştirme sağduyusunu göstersinler.

Çünkü mesele bir grubun veya bir adayın kazanması değildir.

Mesele, İstanbul Barosu'nun hangi anlayış tarafından yönetileceğidir.

Bugün yapılacak tercih, yarın dönüp baktığımızda “Keşke Cumhuriyetçiler kendi aralarında bölünmeseydi” diyeceğimiz bir sonuç doğurmamalıdır.

Aksi halde;

Bahçeli sevinir,

Bakırhan sevinir,

Özel sevinir,

Kılıçdaroğlu sevinir,

Babacan sevinir,

Erdoğan sevinir...

Ama İstanbul Barosu'nda Cumhuriyetçi, Atatürkçü, milliyetçi ve üniter devlet anlayışını savunan hiç kimse sevinemez.

Benim itirazım bir listeye, bir gruba veya bir kişiye değil; Cumhuriyetçi oyların bölünmesi ihtimalinedir.

Bugün yapılması gereken, ayrışmak değil birleşmektir.

Çünkü bazı seçimler yalnızca sandıkta kazanılmaz.

Bazı seçimler, sandığa gitmeden önce doğru yerde birleşme iradesini göstermekle kazanılır.