Türkiye’de artık genç olmak yalnızca bir yaş aralığını değil, aynı zamanda derin bir belirsizliği ifade ediyor. Elinde diploma olan ama iş bulamayan, üniversiteyi kazansa bile mezun olduğunda neyle karşılaşacağını bilmeyen, sabah kahve zincirlerinde oturup akşam sosyal medyada “başarılı hayatları” izleyen milyonlarca gençten söz ediyoruz.

Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre 2023 yılında 15-34 yaş arasındaki genç nüfus 24 milyon 408 binken, bu sayı 2025’te 24 milyon 61 bine düştü. Ancak asıl dikkat çekici olan nüfus azalması değil ne eğitimde ne istihdamda olan gençlerin sayısındaki artış. 2023’te 6 milyon 397 bin olan bu sayı, 2025’te 6 milyon 519 bine yükseldi.

Yani milyonlarca genç ne okuyor ne çalışıyor ne de geleceğe dair bir plan kurabiliyor.

Bu tablo sadece ekonomik değil; aynı zamanda toplumsal bir çöküşün işareti.

Bir dönem üniversite okumak “kurtuluş bileti” olarak görülürdü. Aileler çocuklarını okutabilmek için yıllarca fedakarlık yaptı. Ancak bugün Türkiye’de üniversite sayısının plansız şekilde artması, diplomanın değerini düşürdü. Her şehirde açılan üniversiteler, yeterli akademik altyapı ve istihdam planlaması olmadan büyütülürken ortaya “eğitimli ama donanımsız” bir nesil çıktı.

Diploma çoğaldı ama nitelik azaldı.

Gençler artık üniversiteyi bir gelecek yatırımı olarak değil, zaman geçirmek zorunda oldukları bir süreç gibi görüyor. Çünkü mezun olduklarında karşılarına çıkan şey çoğu zaman işsizlik, düşük maaş ve değersizlik hissi oluyor. Dört yıl boyunca eğitim alan bir gencin, asgari ücretin biraz üzerinde maaşlarla haftanın altı günü çalışmaya zorlanması; doğal olarak sistemin inandırıcılığını yok ediyor.

Bugün birçok genç “çalışmak istemiyor” diye eleştiriliyor. Oysa mesele tembellik değil. Mesele, emeğin karşılığını alabileceğine dair inancın kaybolması.

Bahçeşehir Üniversitesi BETAM araştırmasına göre gençlerin iş aramamasındaki en büyük nedenlerden biri, mesleklerine uygun ve kabul edilebilir ücrette iş bulamayacaklarını düşünmeleri. Yani gençler iş aramıyor çünkü bulacakları işin onları hayatta tutmayacağını düşünüyor.

Özellikle genç kadınların önemli bir kısmı ise eğitimden ve çalışma hayatından tamamen kopmuş durumda. “Çocuk bakıyorum” ya da “ev işleriyle meşgulüm” cevabı, aslında kadınların sosyal yaşamdan nasıl çekildiğinin de göstergesi.

Ama mesele sadece işsizlik değil.

Bugünün gençliği aynı zamanda aidiyetsizlik yaşıyor.

18-25 yaş arasındaki gençlerin önemli bir bölümü artık uzun vadeli plan yapmıyor. Emeklilik hayali kurmuyor. Ev sahibi olabileceğine inanmıyor. Düzenli iş fikri onlara güven değil, sıkışmışlık hissi veriyor. Çünkü bugünün ekonomik şartlarında yıllarca çalışmanın bile insanca yaşamaya yetmeyeceğini görüyorlar.

Bir kısmı ailelerinin maddi gücüyle ayakta kalmaya çalışıyor. Diğer kısmı ise günlük işlerde çalışıp birkaç gün para kazandıktan sonra geri kalan günlerini kafelerde geçiriyor. Bu tablo dışarıdan bakıldığında “sorumsuzluk” gibi yorumlanıyor olabilir. Ancak gerçekte bu, umutsuzluğun yeni yaşam biçimine dönüşmüş hali.

Çünkü hedefi olmayan bir gençlik yetişiyor.

Hayal kurmayan…
Kendini bu ülkenin geleceğinde göremeyen…
“Ne yaparsam yapayım değişmeyecek” duygusuna teslim olmuş bir kuşak büyüyor.

En tehlikelisi de bu.

Bir toplumun geleceğini yalnızca ekonomik krizler değil, umudunu kaybetmiş gençler çökertir. Bugün üniversite mezunu gençlerin büyük kısmı kendi alanında iş bulamıyor; bulanlar geçinemiyor, geçinenler ise mutsuz. Sosyal medyada başarı hikâyeleri izleyip kendi hayatıyla kıyas yapan gençler, giderek daha fazla içine kapanıyor.

Kalabalıklar içinde yalnız bir nesil oluşuyor.

Belki de artık şu soruyu dürüstçe sormamız gerekiyor:
Türkiye’de gençler neden çalışmak istemiyor değil…
Türkiye’de gençler neden geleceğe inanmıyor?

Çünkü bir ülkenin en büyük kaybı işsizlik değil; gençlerinin hayal kurmayı bırakmasıdır.