banner279
10 Ekim 2018 Çarşamba 13:00
Sol, sağ söylemlerle iktidar olamaz
banner273

Ulu Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Ekonomisi zayıf bir ulus, yoksulluktan ve düşkünlükten kurtulamaz; güçlü bir uygarlığa, kalkınma ve mutluluğa kavuşamaz; toplumsal ve siyasal yıkımlardan kaçamaz” ve “Şimdiye kadar milletimizin başına gelen bütün felaketler kendi talih ve geleceklerini başka birisinin eline terk etmesinden kaynaklanmıştır” demişti. Bu önemli sözlerini hatırlayarak Türkiye’nin neden şu anda bu kadar kötü durumda olduğunu daha iyi anlayabiliriz.

‘Yatırımcı tedirgin, güven ortamı yok’

Sık sık yurtdışına giden bir iş adamı ve ayrıca meclis üyesi kimliğimle gözlemlediğimde, Türkiye'de; gerek hukuk devleti olmaktan çıkan görüntüsüyle, gerekse güçler ayrılığı ilkesinden sapan görüntüsüyle, fabrikalara değil de ısrarla betona yatırım yapılması ve hala ekonominin bu haline rağmen sıcak parayı saray yapımı ve mega projelerde kullanmaya ısrarla devam etmek istenmesiyle, derin bir güven bunalımı yaratıldığını düşünüyorum. Ülkeye yatırım yapmak isteyen yabancı yatırımcı keyfilik ve hukuksuzluktan dolayı güvenemiyor, yerli yatırımcı da benzer sebeplerden dolayı yurtdışına gidiyor. Ülkede yaşayan vatandaşlarda da güvensizlik ve belirsizlik sebebiyle tedirginlik yaşanıyor.

‘Göç edenlerin sayısında ciddi artış’

TÜİK Uluslararası Göç İstatistiklerine göz attığımızda bunu daha iyi anlayabiliyoruz. Çünkü 2017 yılında 253 bin 640 kişi Türkiye'den göç etti. Göç edenlerin sayısı bir önceki yıla göre de yüzde 42 oranında arttı.

‘Müttefiklerle ilişkiler gerildi’

Türkiye'de ekonomik güven endeksi Mart 2009'dan beri en düşük seviyesine indi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından açıklanan verilere göre, ekonomik güven endeksi Eylül ayında bir önceki aya kıyasla yüzde 15,4 oranında düştü. Buna göre, endeks 83,9 değerinden 71 değerine geriledi. Tabi bu durum müttefiklerimiz açısından da farklı değildir. İlişkiler gerilmiş ve karşılıklı güven yıpratılmış durumda.

‘AK Parti’den çözüm beklemek hayal’

AK Parti iktidarı bu krizin başlıca sorumlusudur ve yanlış politik tutumundan dolayı ülkeyi kalıcı olarak siyasi ve ekonomik krizler zincirine sürüklemiştir. Ve bu krizler zinciri beraberinde iflaslar getirmiş, ama iflasın adı yumuşatılmış ve Kon-Kor-Da-To olmuştur maalesef. Bu durumda AK Parti'den ülkeyi krizden çıkarabilme kabiliyetini beklemek hayalperestliktir. Türkiye bu durumdan ancak yeni ve demokratik bir iktidarla istikrara kavuşabilir.

‘Ufukta kara bulutlar toplanmakta’

Genel seçimler uzakta ve maalesef bu durum Türkiye için kusursuz bir fırtına tehlikesi barındırıyor. Her ne kadar şu an için yurtdışında her şey yolunda görünse de ufukta kara bulutlar toplanmakta. Uzun zamandan beri dünyada Ronald Reagan ve Magret Thatcher'in yarattığı kontrolsüz neoliberal kapitalist sistem çökme tehlikesi yaşamakta. 2000 yılındaki “Dotcom Krizi” ve 2007’deki ‘Mortgage Krizi’ dünyayı uçurumun kenarına getirmişti. Bu krizlerden sadece tarihte görülmemiş parasal genişlemeyle çıkılabildi. Ama aslında hiç bir şey düzelmedi, bedava para bütün dünyada dengesizliğe neden oldu ve bizim gibi gelişen ülkelerde de emlak fiyatları aşırı yükseltip balonlar yarattı.

‘Ertelenmiş kriz, iyileşmiş ekonomi değildir’

Batıda ve Çin'de de bedava para politikası devletlerin ve özel sektörün sorumsuz bir şekilde borçlanmasına yol açtı. Problemlerin üstü örtüldü, harcamalar adeta limitsiz arttırılarak kriz geleceğe ertelendi. Amerikan eski Merkez Bankası Başkanı Ben Bernake'nin "Gerekirse helikopterle insanların üzerine kendim para yağdırırım" söylemi yaşananların bir özeti gibi. Ertelenmiş kriz iyileşmiş ekonomi mi, yoksa geleceği yiyerek günümüzü kurtarmak mı?

‘Kriz kaçınılmaz’

Önümüzde duran bu tehlikeli durum için Amerikalı düşünce kuruluşu US National Bureau of Economic Resarch'in Başkanı Martin Feldstein; NZ Herald gazetesinde sadece "Ekonomiyi döndürme imkanımız yok" diyebildi. Dünyaca ünlü Quantum Fonun kurucusu Jim Rogers ve İsviçreli yatırımcı Marc Faber karamsar bakış açılarını defalarca basına ifade etti. Beyaz Saray'ın eski ekonomi danışmanı Prof. Feldstein 1870'li ve 1930'lu yıllarda yaşanmış depresyon halinin tekrar yaşanmasını olası görmekte. Oluşabilecek böyle bir kriz için bu sefer fazla yapılacak bir şey de kalmamış.

‘Demokrasi ve hukuk olmazsa faşizm hortlar’

Ve tekrar gelelim Türkiye'nin durumuna; ülkemiz bulunduğu krizden çıkmayı başaramayıp, ileriki bir tarihte yurt dışındaki ciddi bir krizden etkilenirse yukarıda bahsettiğim kusursuz fırtınaya girmiş olur. Böyle bir kriz de alışmış olduğumuz krizlerden çok ama çok daha ağır sonuçları ve uzun bir depresyon sürecini tetikleyebilir. Türkiye’de tekrar hukuk devleti ve demokrasi rayına oturursa, krizi daha hafif atlatma şansına sahip olabileceğimize inanmaktayım. Ama bunu yapmazsa tarihte birçok örnekte de görüldüğü gibi faşizme doğru gidebilir. Nitekim 1930’lu yıllarda depresyonla beraber birçok ülkede insanlar demokrasiye inanışlarını kaybetmişti ve bu faşizmi hortlatmıştı.

Türkiye’de de 2001 krizinden sonra merkez sağ çöktü ve AK Parti’nin önü açıldı. 2007 krizinden sonra da Avrupa’nın muhtelif ülkelerinde aşırı sağ güçlendi. Macaristan’da otoriter eğilimli Viktor Orban, Polonya’da Kaczyński kardeşler, Avusturya’da da aşırı sağ parti FPÖ koalisyon ortağı oldu. Fransa, Danimarka, İtalya, Almanya ve İsveç gibi ülkelerde de aşırı sağ ikinci dünya savaşı sonrasında hiç görülmemiş bir oranda arttı ve sosyal demokrat partiler tarihi bir düşüş yaşadı.

‘Liberalizme kayan sosyal demokrat partiler başarısız oldu’

Buna karşın ABD’de solu temsil eden Demokrat Parti üyesi olmasına rağmen sağ siyasete eğilimli Hillary Clinton yerine Bernie Sanders gibi sosyalizmi savunan bir politikacı adaylaştırılsaydı birçok kamu araştırmalarına göre Trump’a karşı seçimi kazanabilirdi. İngiltere’de Jeremy Corbyn sosyal demokrasi mücadelelerinde uzun yıllar alışılmamış sol söylemleriyle kamuoyu araştırmalarında iktidara aday görünüyor. Yunanistan’da da ekonomik krizde Pasok değil ama daha solda olan Aleksis Çipras seçimi kazandı ve aşırı sağın önünü kesti. Buna karşın ekonomik anlamda liberalizme kayan bütün sosyal demokrat partiler başarısız oldu. Tony Blair ve Gerhard Schröder modelleri çoktan çökmüş görünüyor.

‘CHP, 1977’deki Ecevit modelini örnek alabilir’

Bu çerçevede baktığımızda Türkiye’de CHP eğer sağa yaklaşırsa başarılı olamaz. Maalesef artık sol; birçok ülkede insanlara ekonomi konusunda liberal söylemleriyle krizde umut vermiyor. Seçmenin bu güven kaybını geri kazanmak için liberal ekonomi politikaların yarattığı krizler bir fırsat da olabilir. Ama ancak bunun örnekleriyle de bahsettiğim gibi sol söylemlerle olabileceğine inanıyorum. Yine bu ancak sosyal devlet ve dengeli bir ekonomi politikasının anlatımıyla olabilir. Aslında bununla ilgili 1977 yılında Ecevit’in başarısı bize ışık tutabilir.

Krizleri yaratan sağ partilerin ekonomi tezlerini savunarak insanları inandıramayız ve ancak aşırı sağın kucağına itmiş oluruz. Tabi ki temennimiz ekonomisi iyi olan mutlu ve müreffeh bir Türkiye’dir. Tabi ki birlik ve beraberliktir. Tabi ki güçlü Türkiye’dir. Sağlıkla kalın...

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner265

banner183