Şansa inanır mısınız?
Sahiden horozu bile yumurtlayacak kadar şanslı insanlar var mı?
Sokakta bulduğumuz küçük kara kedi Çuçu bizim eve şanssızlık getirecek mi?
Hayatımızın karmaşık denkleminde hâlâ çözemediğimiz bir bilinmez soru ile sizi, horozun bile yumurtladığına inandırmak için birkaç dakikanızı bana vermenizi istiyorum…
Horozun Motivasyon Konuşması
Bir horoz düşünün, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte yalnızlığa ses verir gibi ötüyor.
Bir yumurta ile değil belki ama sesindeki “Hadi kalk, yeni bir günün umudu tüm fırsatlarıyla seni bekliyor!” daveti ile…
Klasik anlatımla horozun yumurtlaması biyolojik olarak mümkün değildir. Ancak bu absürt sorunun asıl verdiği mesaj, beklentilerimizin ötesine bakma arzusudur.
Somut sonuç yerine, beklenmedik anlarda yakaladığımız anlam ve tebessümler… Bu küçük tesadüfler bize her günün yeni bir fırsat olduğunu hatırlatır.
Şans: Rastlantı mı, Görüş Becerisi mi?
Şansı bol olanın horozu gerçekten yumurtlamaz tabii ama o horoz kadar sıradan görünen anlar bile bize yeni bir bakış açısı sunabilir.
Çünkü şans, bazen beklediğimizden daha fazlasını hissettiğimiz o anın kendisidir.
Şansı sadece rastlantılarla açıklamak kolaydır. Ancak gerçek hayatta şans, hazırlıklı olmanın ve fırsatları görüp değerlendirebilmenin bir bileşimidir.
Bazı bilim insanları “şans”ı sadece beklenmedik olaylarla tanımlar ama bir fırsatı değerlendirip avantaja çevirmek, hazırlığın ve algının sonucudur.
Su Yeşili Gözler ve Minik Filozof
Kızım 3–4 yaşlarında yanıma gelip birilerinden duyduğu şekliyle “Anneciğim, senin gözlerin su yeşili değil mi?” diye sordu.
Ben de ona “Evet anneciğim, su yeşili.” dedikten sonra bana, gözlerindeki o harika ışıldamayla, adeta kendisiyle övünerek bakarak “Oley! Benimki de su kahverengisi değil mi?” diye haykırmasıyla mutluluğun sadece sahip olduklarımıza karşı bakış açımızda saklı olduğunu, bir çocuğun olumlu düşüncelerine dikkat kesilerek fark ettim.
Çuçu, Karga, Baykuş ve Diğer “Uğurlu Takım”
Bakış açısını genişletmek yalnızca olaya farklı bir açıdan bakmak değildir; aynı zamanda kendi kalıplarımızı fark etmek, ön yargılarımızı sorgulamak ve yeni ihtimalleri görebilmektir.
Farklı deneyimler, farklı insanlar, farklı kültürler…
Bunların hepsi zihnimizi esnetir, dünyayı salt alıştığımız çerçevede değil daha geniş bir perspektifte görmemizi sağlar.
Mesela,
• Fırsatları fark etmek
• Beklenmedik keşifler yapmak
• Sezgilere güvenmek
• Sosyal ilişkiler aracılığıyla yeni kapılar açmak
• Olumlu bir bakış açısıyla olayları algılamak
Bunların her biri, insanın kendine özgü şekilde görebildiği “şans türleri”dir.
Ben sokaktan bulduğum yavru kedimin simsiyah olmasını kendim için bir şanssızlık değil aksine hayatın bana verdiği en güzel ve anlamlı armağan olarak gördüğüm için Çuçu Hanım bana bolca şans getirdi.
Yani sen istedikten sonra karga da sana şans getirir, baykuş da kara kedi de…
Peki, bitlendiğinizi hayal edelim; çoğunuz telaşa kapılıp bunun büyük bir talihsizlik olduğunu düşünecektir.
“Olacak bir kişinin bahtı kavi, talihi yâr; kehlesi dahi anın mahallinde işine yarar.”
Şeklinde eskilerimiz tarihe güzel bir not düşmüş. Yani bir kişinin bahtı, şansı, talihi yerindeyse onun biti bile zamanı geldiğinde işine yarar anlamına gelen çok güzel bir beyittir.
Peki bu beyitin hikâyesi nedir; dilimize, kültürümüze nasıl yerleşmiş?
Bu beyit bize Osmanlı Dönemi’nde tarihe “Bitli Rüstem” olarak geçen Rüstem Paşa’dan yadigârdır.
Peki, Rüstem Paşa kimdir?
Rüstem Paşa, Kanuni Devri’nde — ki kendisi devşirme kökenlidir — parlak zekâsı, çalışkanlığı ve biraz da kurnazlığıyla devlet basamaklarını hızlı hızlı yükselen bir şahsiyettir.
O kadar ki hem Kanuni’nin hem de Hürrem’in dikkatini çekiyor. Hürrem Sultan bu zeki genci kendi safına çekip kendi amacı doğrultusunda kullanabilmek için onu Mihrimah Sultan’la evlendirmeyi düşünüyor. Böylece hem damadı hem de ilerleyen zamanlarda veziriazam olacağını planlıyor.
Ancak bu olaylardan önce yaşanan çok trajik bir olay söz konusu: O da Şehzade Mustafa’nın katli...
Şehzade Mustafa hem halk tarafından hem de yeniçeriler tarafından çok sevilen, sayılan bir şehzadedir.
O kadar ki Kanuni’den sonra onun tahta geçeceğinden herkes emin. Ancak Hürrem Sultan bu durumdan hiç memnun değil.
Şehzade Mustafa ile ilgili tarih kitaplarının anlattığını anlatıyorum size: Türlü oyunlarla bir yandan Rüstem Paşa bir yandan Hürrem Sultan, Şehzade Mustafa’nın katledilmesine sebep olmuşlar. Halk da bunu adı gibi biliyor. Yani herkes Hürrem Sultan’dan ve Rüstem Paşa’dan oldukça rahatsız.
Fakat Rüstem Paşa’nın Mihrimah Sultan’la evleneceği, veziriazamlığa kadar yükseleceği de yavaş yavaş duyulmaya başlıyor.
E tabii, Rüstem Paşa’nın düşmanları hemen bir dedikodu yayıyorlar. Ki o dönemin popüler hastalığı cüzzamdır, cüzzam iftirasını hemen Rüstem Paşa’ya yapıştırıyorlar. Dedikodular o kadar büyüyor ki Kanuni’nin kulağına kadar geliyor: Rüstem Paşa cüzzam hastasıdır. Ki cüzzam hastalığı o dönem için öldürücü, çok lanet bir hastalık.
Kanuni Sultan Süleyman hemen hekimbaşına, hekimlere emirler yağdırıyor: “Rüstem Paşa’yı bir muayene edin bakalım, gerçekten de bu adam hasta mı?”
Bu haber Rüstem Paşa’ya iletilince, Rüstem Paşa defterdarını da yanına alıp huzura çıkıyor. Hekimler, hekimbaşı, herkes orada.
Diyorlar ki Rüstem Paşa’ya: “Paşam, soyunun; sizi bir muayene edelim.”
Rüstem Paşa soyunurken defterdarı da ona yardım ediyor. Ancak o sırada defterdarı el çabukluğuyla bir şey yapmaya çalışıyor; bu durum hekimbaşının gözünden kaçmıyor.
Hekimbaşı, “Sen ne yaptın? Neydi o hareket?” diye sorunca, “Efendim paşamızın saçından bir bit düştü omzuna, onu kapatmaya çalıştım.” diyor.
Neyse efendim, hekimbaşı üstünü soyduktan sonra bir güzel muayene edip raporunu hazırlıyor ve raporunu Kanuni’ye sunuyor, şu şekilde:
“Hünkârım, paşamız zinhar hasta olamaz!”
“Niye, nasıl bu kadar çabuk emin olabildin?”
“Çünkü paşamızın üzerinden bir sürü bit çıktı. Bu bit denilen lanet, ancak ve ancak sağlıklı insanların vücudunda olur. Hasta insanların üzerinde bit asla barınmaz.”
Bu olay ve bitler sayesinde Rüstem Paşa, hasta olmadığını ispatlıyor; Mihrimah Sultan’la evleniyor, veziriazamlığa kadar yükseliyor.
E hâliyle başta söylediğimiz beyit de anlamını bulmuş oluyor: “Olucak bir kişinin bahtı kavi, tali yâr; kehlesi dahi anın mahallinde işine yarar.”
Bir bit nelere kadir gördüğünüz gibi, tarihin seyrini değiştirdi.
Sen Aslında Horozun Yumurtasını Görüyorsun ama Farkında Değilsin!
Şimdi düşünmenizi ve bakış açınızı genişletmenizi istiyorum: Hangi konularda şanslısınız? Bence çoğunda…
Yani evet, horozunuz yumurtluyor ama siz bunun henüz farkında değilsiniz…