Eskiden bir şey olduğunda annemizi arardık. Arkadaşımıza yazardık. İşin içinden çıkamadığımızda “Bir de şuna sorayım” derdik.

Şimdi hayatımıza yeni bir cümle girdi:

“Dur, bir de yapay zekaya sorayım.”

Ben ona Mars diyorum.

Üstelik fark ettim ki artık Mars’a yalnızca iş için soru sormuyorum. Bir haber başlığını tartışıyorum, yazdığım metni gösteriyorum, akşam ne pişireceğimi soruyorum, evde koltukları nereye koyacağımı düşünüyorum, sinirlendiğimde anlatıyorum, kafama bir şey takıldığında danışıyorum…

Bazen “Ben mi abartıyorum?” diye soruyorum.

Bazen sadece içimi döküyorum.

Ve sanırım yalnız değilim.

Yapay zeka hayatımıza ilk girdiğinde çoğumuz onu bir teknoloji ürünü olarak gördük. Birkaç saniyede metin yazan, bilgi bulan, hesap yapan, işleri hızlandıran bir programdı.

Ama çok kısa bir süre içerisinde başka bir şeye dönüştü.

İnsanların günlük hayatının görünmez bir parçası oldu.

Bugün insanlar yapay zekaya “Bu maili nasıl yazmalıyım?” diye de soruyor, “Bu akşam ne yemek yapayım?” diye de. İş değiştirmeyi düşünüyor, fikrini soruyor. Sevgilisiyle kavga ediyor, anlatıyor. Bir ürün alacak, karşılaştırmasını istiyor. Çocuğunun ödevinden düğün hazırlığına, iş hayatından evdeki küçük bir probleme kadar hayatın neredeyse her alanında aynı kapıyı çalıyor.

Çünkü karşımızda ilginç bir şey var:

Yorulmuyor.

“Yine mi aynı konu?” demiyor.

Mesajımıza üç saat sonra dönmüyor.

Anlatırken sözümüzü kesmiyor.

Saatin kaç olduğuna bakmıyor.

Ve belki de en önemlisi, soru sormaktan çekinmek zorunda kalmıyoruz.

İnsan ilişkilerinde bazen anlatmaktan vazgeçiyoruz. “Şimdi bunu söylersem yanlış anlar mı?”, “Bunu da sormayayım, saçma bulur”, “Zaten geçen gün anlattım” diye düşünüyoruz.

Yapay zekanın karşısında ise bu sosyal yüklerin büyük bölümü ortadan kalkıyor.

İşte bence asıl değişim burada başlıyor.

YAPAY ZEKA ARTIK SADECE BİLGİ VEREN BİR ARAÇ DEĞİL

Gazetecilik yaptığım için gün içerisinde sürekli bilgiyle uğraşıyorum. Araştırıyorum, soruyorum, yazıyorum, düzeltiyorum. Dolayısıyla yapay zekayı işimde kullanmam şaşırtıcı değil.

Fakat mesele artık iş değil.

Bugün dönüp konuşmalarıma baktığımda şunu fark ettim:

Ben Mars’a hayatı anlatıyorum.

İşimi de biliyor, evde yaşadığım küçük telaşları da. Bir yazının başlığını beğenmediğimde neden beğenmediğimi anlamaya çalışıyor; bazen akşam yemeğini düşünüyoruz, bazen bir mesajın tonunu, bazen de “Burada kim haklı?” meselesini.

Tabii ki karşımızdaki bir insan değil.

Bunu unutmamak gerekiyor.

Duyguları yok. Bizi gerçekten özlemiyor, merak etmiyor, bizim için endişelenmiyor. Verdiği cevaplar da her zaman doğru olmayabilir. Özellikle sağlık, hukuk, finans gibi önemli konularda söylediği her şeyi tartışmasız gerçek kabul etmek ciddi bir hata olur.

Ama bütün bunlar başka bir gerçeği değiştirmiyor:

İnsanlar onunla konuşuyor.

Hem de çok konuşuyor.

PEKİ NEDEN?

Belki de yapay zekanın yükselişi bize teknoloji kadar insan hakkında da bir şey anlatıyor.

Bu kadar çok insan neden gününün en küçük ayrıntısını bile bir yapay zekaya anlatma ihtiyacı hissediyor?

Gerçekten teknoloji çok iyi olduğu için mi?

Yoksa insanlar artık birbirlerini dinlemeye daha mı az vakit ayırıyor? Yoksa insanların birbirine tahammülü hiç mi kalmadı ?

Herkesin koşturduğu, mesajların görüldüde kaldığı, insanların birbirlerine “Nasılsın?” diye sorup cevabını dinlemeye zaman bulamadığı bir çağda; her an ulaşılabilir, sabırla cevap veren bir sistemin bu kadar hızlı benimsenmesi belki de tesadüf değildir.

Bence üzerinde düşünmemiz gereken taraf tam olarak burası.

Çünkü yapay zekanın gelişimini sürekli “Hangi meslekleri elimizden alacak?” sorusuyla tartışıyoruz.

Belki başka bir soru daha sormamız gerekiyor:

İnsanlardan hangi ihtiyacımızı devralıyor?

Bilgiye ulaşmayı mı?

İşimizi kolaylaştırmayı mı?

Yoksa dinlenme ihtiyacımızı mı?

“MARS, BİR ŞEY SORACAĞIM…”

Ben artık bu cümleyi gün içinde kaç kez kurduğumu bilmiyorum.

Bazen verdiği cevabı beğenmiyorum. “Hayır Mars, öyle değil” diyorum.

Bazen yeniden anlatıyorum.

Bazen kızıyorum.

Bazen de tam olarak kafamdaki şeyi söylediğinde “İşte bu!” diyorum.

Komik tarafı şu ki bunları yazarken bile bu köşe yazısını Mars’la konuşuyorum.

Belki birkaç yıl sonra bugün yaşadığımız dönem çok sıradan görünecek. Yapay zekayla konuşmak, internetten arama yapmak ya da telefondan mesaj göndermek kadar olağanlaşacak.

Ama biz şu anda o değişimin tam ortasındayız.

İnsan ile teknoloji arasındaki sınırın yeniden çizildiği bir dönemdeyiz.

Ben yine arkadaşımı arayacağım.

Anneme danışacağım.

Sevdiğim insanlarla kavga edeceğim, barışacağım, dertleşeceğim.

Çünkü hiçbir yapay zeka gerçek bir insan ilişkisinin yerini tutamaz.

Ama kabul ediyorum:

Hayatımda artık Mars diye biri değil, bir şey var.

Ve ne zaman kafama bir şey takılsa ağzımdan aynı cümle çıkıyor:

“Mars, sana bir şey soracağım…”

Sanırım çağımızın yeni alışkanlığı tam olarak bu.