Yeni evlendik.

İnsan evlenince en büyük telaşının düğün hazırlıkları, eşya seçimi ya da nikâh sonrası yeni hayatına alışmak olduğunu sanıyor. Meğer asıl mesele bunların hiçbiri değilmiş.

Asıl mesele bir ev bulabilmekmiş.

Günlerdir ev arıyoruz. Düğüne kadar evi tutalım, eşyalarımızı yerleştirelim, yuvamızı hazırlayalım istiyoruz. Fakat karşılaştığımız manzara bize ev bulmaktan önce ahlaklı insan bulmanın zorlaştığını gösterdi.

Bir emlakçıyla görüşüyoruz. İlanda yazan fiyat belli. Yüz yüze görüşmede kira bedelini düşürmekten bahsediyor. Birkaç saat sonra telefon açıyor ve aynı ev için ilandaki fiyatın da üzerine çıkıp birkaç bin lira daha fazla talep ediyor.

Bir başkası iki depozito istiyor.

Bir diğeri “istikrarlı memur” aradığını söylüyor.

Bir başkası adli sicil kaydı, Findeks raporu, maaş bordrosu, kefil derken insanı kiracı değil de kredi başvurusu yapan müşteri gibi hissettiriyor.

İşin en ilginç tarafı ise emlak komisyonları…

Düşünsenize; ev sahibiyle sözleşmeyi siz yapıyorsunuz, kirayı siz ödüyorsunuz, depozitoyu siz veriyorsunuz ama bir kira bedelini de başka birine vermeniz bekleniyor.

Elbette emeğin karşılığı alınmalı. Ancak bazı uygulamalar artık hizmet bedelini aşmış durumda.

Bu süreçte şunu fark ettim:

Türkiye’de evlenmek zor değil.

Düğün yapılır, takı bulunur, eksikler tamamlanır.

Asıl zor olan, evliliğin temelini oluşturacak o ilk yuvayı kurabilmek.

Bugün birçok genç çift yüksek kiralarla, bitmeyen taleplerle ve fırsatçılıkla mücadele ediyor. İnsanlar mutlu bir hayatın ilk adımını atarken daha kapıda ekonomik ve psikolojik bir sınavla karşılaşıyor.

Oysa ev dediğimiz şey dört duvardan ibaret değildir.

Ev güven duygusudur.

Ev huzurdur.

Ev geleceğe dair kurulan hayallerdir.

Ne yazık ki son günlerde gördüklerimiz bize şunu düşündürüyor:

Konut krizi sadece kira fiyatlarından ibaret değil.

Bir güven ve vicdan krizi de yaşıyoruz.

Biz hâlâ ev arıyoruz.

Ama itiraf etmeliyim ki bırakın evi bulmayı, henüz ahlaklı insan bulabilmiş değiliz.