Son iki yıldır ülke gündeminde neredeyse kesintisiz bir şekilde soruşturmalar, davalar, siyasi tartışmalar ve polemikler yer alıyor. Her yeni gün yeni bir dosya, yeni bir iddia ve yeni bir gündem maddesiyle başlıyor. Elbette hukuk devletinde iddiaların araştırılması, soruşturmaların yürütülmesi ve varsa suçların ortaya çıkarılması doğal bir süreçtir. Buna kimsenin itirazı olamaz.
Ancak vatandaşın aklındaki sorular da her geçen gün büyüyor.
Bu ülkede hata yapan insanlar sadece belli bir siyasi görüşün içinde mi bulunuyor? Neden toplumun bir kesiminde adaletin herkese eşit uygulanıp uygulanmadığı konusunda soru işaretleri oluşuyor? Neden her yeni gelişmeyle birlikte kutuplaşma biraz daha derinleşiyor?
İnsanlar artık sorguluyor. Çünkü toplum eski toplum değil. Bilgiye ulaşmanın bu kadar kolay olduğu, gençlerin araştırdığı, farklı görüşleri takip ettiği bir dönemde yaşıyoruz. Seçmenin her söylenene sorgusuz sualsiz inanacağını düşünmek büyük bir yanılgı olur.
Bugün milyonlarca insanın gündemi siyaset koridorlarından çok farklı. Gençler gelecek kaygısı taşıyor. Emekliler ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor. Çalışanlar artan hayat pahalılığı karşısında yaşam mücadelesi veriyor. Ev sahibi olmak hayal olurken, kirada oturmak her geçen gün daha zor hale geliyor.
Toplumun büyük bir bölümü ekonomik refahın arttığı, huzurun hakim olduğu ve insanların birbirine güven duyduğu bir ülke özlemi içinde. Ancak ne yazık ki son yıllarda en çok kaybettiğimiz şeylerden biri de ortak duygularımız oldu.
Artık insanlar birbirini siyasi görüşleri üzerinden değerlendirmeye başladı. Aynı mahallede yaşayanlar, aynı masada oturanlar, hatta aynı aile içinde bulunanlar bile farklı düşündükleri için birbirinden uzaklaşabiliyor. Oysa bir ülkenin en büyük gücü, farklılıklarına rağmen bir arada yaşayabilmesidir.
Topluma sürekli “ya bizdensin ya onlardan” anlayışının hakim olması, toplumsal birlik duygusunu da zedeliyor. Oysa demokrasi; farklı düşünebilme, eleştirebilme ve düşüncelerini özgürce ifade edebilme hakkıdır. Adalet ise herkes için eşit uygulandığında anlam kazanır.
Bugün insanların ihtiyacı yeni tartışmalar değil; adalet duygusunun güçlenmesi, ekonominin düzelmesi, gençlerin yeniden hayal kurabilmesi ve toplumun birbirine güvenebilmesidir.
Belki de artık hepimizin kendisine sorması gereken soru şu:
Birileri koltuklarını koruyacak diye toplumun umudunu, huzurunu ve birbirine olan güvenini kaybetmesine gerçekten değer mi?
Ve yazıyı şu soruyla bitirelim:
Bizi bize yabancılaştıranlar, toplumun içine düşürüldüğü bu kutuplaşmayı ve bunun bıraktığı izleri gerçekten görüyor mu?
Toplumun yaşadığı ekonomik sıkıntılar, gelecek kaygısı ve giderek derinleşen kutuplaşma, üzerinde hep birlikte düşünülmesi gereken konular olarak karşımızda duruyor. Farklı görüşlere sahip insanların ortak paydada buluşabildiği, birbirini dinleyebildiği ve geleceğe umutla bakabildiği bir ülke özlemi ise her geçen gün daha fazla hissediliyor.
Siyasette zaman zaman makamlar, görevler ve güç mücadeleleri ön plana çıkabiliyor. Ancak vatandaşın beklentisi çok daha net; adalet, huzur, ekonomik güven ve toplumsal birlik.
Ey koltuk… Sen nelere kadirsin?
Kimi zaman uğruna sert tartışmaların yaşandığı, toplumun gerildiği ve insanların birbirinden uzaklaştığı süreçlerin merkezinde yer alıyorsun.
Oysa geriye dönüp baktığımızda hatırlanacak olan makamların kendisi değil, o makamlarda oturanların topluma ne kattığı olacaktır.
Çünkü makamlar geçicidir, millet ise kalıcıdır.