1 Mayıs 1977'de başlayan, 12 Eylül 1980'deki darbeyle günümüze kadar süren projeler; Türkiye'yi içten yıkma, Cumhuriyet ile gelen kazanımları yok ederek, milleti yoksul, devleti güçsüz bırakma projeleridir.
Türkiye'yi âdeta topsuz, tüfeksiz ve bombasız olarak hedefe koyan...
Sinsice ve içimizdeki hainlerle birlikte, her geçen gün daha derinden ve de karanlık güçlerin her alanda ülkeyi bir ahtapot misali sardığı projeleridir.
Bir gün mutlaka her şey ortaya çıkacak, ABD'nin sessiz ve sinsice Cumhuriyet Türkiye'sini yok etme projesi olan BOP, Ortadoğu'da yaptığı tüm kanlı ve karanlık işlerin faturasını ödeyerek, kendilerine kukla olan ve bölgeyi peşkeş çeken maşaları ile birlikte yok olup gideceklerdir.
Elbette ki, İşbirliği yapanların öz milletine hesap vermesiyle... En ağır cezaya çarpmasıyla gereği yapılacaktır. Önce hukukla zindanlara düşerken..
Sonra, gerçek ve en büyük ceza olan, MILLETIN GÖZÜNDEN DÜŞECEKLERDIR elbette.
Aynen ABD uydusu darbeci Kenan Evren ve yandaşları gibi...
Aynen yine ABD maşası, sözde dinci özde vatan ve millet haini FETÖ ve yandaşları gibi...
Her kim ki, Cumhuriyet Türkiye’sine, ihanete kalkışsa günün sonunda kendi oynadığı ateşle yanıp gider! 1 Mayıs 1977, Türkiye üzerine oynanan emperyalist tuzakların derinliğine incelenmesi gereken bir gündür.
Çünkü 1 Mayıs 1977'de, başta emekçiler olmak üzere, tüm özgürlük, bağımsızlık ve demokrasi sevdalısı yüz binlerce yurttaşın TAKSİM'DE tarih yazdığı bir gündür.
Tam da o gün: Taksim'deki o görkemli 1 Mayıs Eylemini içine sindiremeyen iç ve dış hainlerin tetikçileri, o görkemli kalabalığın üzerine kurşun yağdırmaya başladı. O mahşeri kalabalığın hareketlenmesiyle 34 yurttaşımız ezilerek hayatını kaybetti.
Hayatını kaybedenlerin arasında, o gün kendisiyle buluşup Taksim'e birlikte gideceğim, ancak yaşanan bir sorun nedeniyle buluşamadığım kuzenim KENAN ÇATAK da vardı.
Vatanı ve milleti uğruna her daim önde gidenlerden olan, Can Kuzenim KENAN ÇATAK ile birlikte Hayatını kaybeden tüm yurttaşlarımızı rahmet, saygı ve özlemle anıyorum. Gurur ve onurla anıyorum. Hep söylerim: " BİN YIL BİR DUYARSIZ VE BİR ARSIZ YURTTAŞ OLARAK YAŞAMAKTANSA BİR GÜN KENAN ÇATAK OLARK YAŞAMALI..."
1 Mayıs 1977'deki o görkemli ve gür sesli Taksim eylemiyle, oradan yükselen sloganlar tarihimizin altın sayfalarına yazılırken, orada hain tetikçiler yüzünden Hayatını kaybeden canlarımız da elbette ki, yüreklere ve beyinlere yazıldı. O görkemli eylemle kaybettiğimiz canlar, saygın ve onurla bir sayfa açarken... 1 Mayıs 1977 Taksim Mitingi ile ödleri kopan iç ve dış hain güçler, hemen arkasından 12 Eylül 1980 darbesini yaparak, onursuz ve utanç dolu bir başka kapkara sayfa açtılar. Vatanseverleri zindanlara doldurarak, Anayasa başta olmak üzere tüm mevzuatları silah zoruyla yazıp, silah zoruyla oy kullandıranlar, Türkiye Cumhuriyeti'ne tam da hainlerin istediği gibi ihanet ettiler...
Gelip geçen siyasal iktidarların yönettiği Türkiye, işte bu darbeli mevzuatlar yüzünden ya geri gidiyor. Ya da karanlığa sürükleniyor. Bir yanda sömürülen emekçiler... Öte yanda da darbeli yasayla gelen bir ucube "Milli Tip Sendikacılık" yaşanıyor ülkede. Tam da Sendika Ağalığı yaşanıyor ülkede. Merkeziyetçi, Monarşik, tabandan kopuk bir tepe sendikacılığı...
Siyasal İktidarlara ve patronlara karşı şakşakçı, ezik ve de ürkek bir teslimiyetçi sendikacılık... İktidarların baskısı yüzünden işlevini yerine getiremeyen, örgütlenme zorluğu yüzünden, özel sektörde eriyip yok olan Türk Sendikal Hareketi.
Aralarında elbette ki gerçek emek mücadelesi verenler de vardır. Bu yüzden zindanlara konanlar da vardır. Elbette ki, sözümüz o saygın insanlara değildir. Kendisine umut bağlayanlara ihanet edenlere, bu yüzden de milletin gözünden düşenleredir elbette.
Zaten en büyük ceza da milletin gözünden düşmektir. İster devlet adamı olsun ister demokratik kitle örgütünde yönetici olsun asla fark etmez. Zindan zindan çile çekenler gün gelir kahraman olur, Ancak millete ihanet edenler milletin gözünden düşerek tamamen silinip giderler!..
Yurtta ve dünyada tarih hep bu gözden düşenleri, yani millettin emanetine ihanet edenlerin başına gelen büyük cezaları yazar.
1 Mayıs 1977'den günümüze kadar gelen 49 yıllık Türkiye gerçeğinin özeti tam da budur biline!