Siyasette halk arasında sıkça dile getirilen bir söylem var:

“Allem edilecek, kallem edilecek ama sonunda CHP ikiye bölünecek ve ilk seçimde AK Parti yeniden iktidara taşınacak.”

Bu görüşe göre Kemal Kılıçdaroğlu, sonuna kadar direnerek kendisine biçilen görevi yerine getirmeye çalışacak. Hatta bu durumu Kemal Sunal filmlerindeki meşhur replikle açıklayanlar da var: “Görev kutsaldır.”

Özgür Özel ve ekibi ise CHP’nin iktidar yürüyüşünü hızlandırmak amacıyla parti içinde ayak bağı olarak görülen bazı isimleri devre dışı bırakmış, bunun sonucunda da CHP yerel seçimlerde Türkiye’nin birinci partisi olmayı başarmıştı. Üstelik derinleşen ekonomik krizin etkileri de dikkate alındığında, erken ya da zamanında yapılacak seçimlerde CHP ve muhalefetin iktidar alternatifi olduğu artık net biçimde görülüyor. Kamuoyu yoklamaları ve anketler de bu eğilimi doğruluyor.

Tam da bu noktada Kılıçdaroğlu ve ekibinin ortaya çıkması birçok kişi tarafından farklı yorumlanıyor. Bu yorumlara göre amaç, CHP’nin iktidar yolculuğunu sekteye uğratmak, partiyi kendi içinde bölerek siyasi gücünü zayıflatmak ve iktidar yolunu kapatmak. Kısacası, görev alanlar kendi görevlerini yerine getirmeye çalışıyor.

Ancak unutulmaması gereken bir gerçek var: Halkın da bir hesabı var.

Siyaset mühendislikleriyle, kulis hesaplarıyla ve parti içi çekişmelerle şekillendirilmeye çalışılan süreçlerin nihai kararını yine millet verir. Bugün yaşananları dikkatle izleyen, ekonomik sıkıntıları birebir yaşayan ve olup biteni not eden milyonlarca seçmen var. Sandık günü geldiğinde herkes kendi hesabını yapacak ama son sözü halk söyleyecek.

Görev kutsaldır diyenler görevlerini yapacaktır. Ancak halkın da bir görevi vardır ve zamanı geldiğinde gerekli değerlendirmeyi sandıkta yapacaktır. Çünkü demokrasilerde son söz ne siyasi aktörlerin, ne kulislerin, ne de hesap yapanların; halkındır. Gerisi teferruat.