Türkiye’de neredeyse her gün yeni bir suç örgütü, dolandırıcılık şebekesi, uyuşturucu ağı veya organize suç operasyonu gündeme geliyor. Onlarca, hatta yüzlerce kişi yakalanıyor; milyonlarca, milyarlarca liralık para, altın ve mal varlığı ortaya çıkarılıyor.
Ancak asıl soru şu:
Bu kadar suç örgütü hangi ara kuruldu, nasıl büyüdü ve bu kadar ekonomik güce nasıl ulaştı?
Son günlerdeki iki operasyon bu soruyu daha da önemli hale getirdi.
Kuriş soruşturması: 200 kilo altın
“Kurişler” olarak anılan soruşturmada 38 şüpheli gözaltına alınırken, 32 kişi tutuklandı, 6 kişi hakkında ev hapsi kararı verildi. Soruşturmada örgütlü mali suçlar, kara para aklama, dolandırıcılık ve usulsüz ticari işlemler gibi iddialar yer aldı.
Operasyonun en dikkat çekici boyutu ise ele geçirilen varlıklar oldu. Bir adreste 200 kilogram külçe altın, yaklaşık 1 milyar 340 milyon TL değerinde altın bulundu. Alihan Kuriş’in evindeki kasada ise 3 milyon dolar değerinde çek ile 27 milyon 548 bin TL değerinde altın ve ziynet eşyası ele geçirildi.
Kuriş tarafı ise altın ve ziynetlerin aile birikimi ve düğün takıları olduğunu savundu.
Kuytulcular operasyonu
Ardından kamuoyunda “Kuytulcular” olarak bilinen yapılanmaya yönelik operasyon geldi. Adana merkezli 6 ilde 49 adrese düzenlenen operasyonda 32 şüpheli hakkında işlem başlatıldı.
Soruşturmada; suç örgütü kurma ve yönetme, örgüt üyeliği, suçtan kaynaklanan malvarlığını aklama, nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik ve Vergi Usul Kanunu’na muhalefet gibi iddialar bulunuyor. 5 şirkete kayyım atanırken, 349 sosyal medya hesabına erişim engeli getirildi.
Burada önemli olan, söz konusu suçlamaların henüz kesinleşmiş mahkûmiyet anlamına gelmemesi.
Asıl mesele operasyon değil, öncesi
Kuriş ve Kuytul dosyaları Türkiye’de giderek büyüyen daha geniş bir tabloyu gösteriyor:
Çeteler, uyuşturucu, dolandırıcılık, yasa dışı bahis, tefecilik, kara para ve organize suç…
Bir operasyon bitiyor, yenisi başlıyor.
O halde artık sadece “Kaç kişi yakalandı?” diye sormak yetmez.
Bu insanlar hangi ara örgütlendi?
Bu yapılar nasıl yıllarca büyüdü?
Milyonlarca ve milyarlarca liralık kaynaklara nasıl ulaştılar?
Devletin denetim mekanizmaları neden daha önce devreye girmedi?
Tarikat ve cemaatlerde de ölçü aynı olmalı
Toplum dini inançlarını yaşayan insanlarla suç örgütlerini aynı kefeye koymuyor. Ancak dini duygular üzerinden ekonomik güç oluşturan, para toplayan, şirketler ve ticari yapılar kuran veya hakkında ciddi suç iddiaları bulunan her yapı denetlenmeli.
Ne tarikat düşmanlığı ne tarikat kayırmacılığı…
Herkese eşit hukuk, herkese eşit denetim.
Vatandaş artık sadece “Kime operasyon yapıldı?” diye değil, “Neden daha önce denetlenmedi?” diye soruyor.
Çünkü mesele yalnızca çeteleri yakalamak değil;
Çetelerin neden sürekli yeniden üretildiğini bulmak.
Ve Türkiye’nin önündeki en önemli soru belki de hâlâ aynı:
“Bu kadar suçlu hangi ara çoğaldı ve bu kadar büyük ekonomik güce nasıl ulaştı?”