Belediyelerin basın müdürlüklerinin temel görevi, belediyenin yaptığı çalışmaları basın kuruluşları aracılığıyla kamuoyuna doğru ve eksiksiz şekilde aktarmaktır. Bunun yanında en önemli görevlerinden biri de gazetecilerin hazırladığı haberlerle ilgili belediyeden bilgi taleplerini karşılamak, ilgili müdürlüklerden doğru bilgiyi temin ederek basın mensuplarına ulaştırmak ve gerektiğinde belediye çalışmalarına basın mensuplarını davet etmektir.
Bunun amacı çok açıktır; haberlerin tek taraflı değil, doğru ve eksiksiz hazırlanmasını sağlamaktır. Aksi halde gazeteci, eline ulaşan bilgi ve belgeler doğrultusunda haberini yapmak zorunda kalır. Sonrasında da "Bize neden sormadınız?" demenin bir anlamı kalmaz. Çünkü gazeteci sormuş, ancak cevap alamamıştır.
Ben de tam olarak bunu yapmaya çalıştım.
Pendik'ten bir grup vatandaş, tarafıma gönderdikleri bilgi ve görsellerle Pendik Belediyesi'nin Hazine'ye ait yaklaşık 30 dönümlük bir arazi üzerinde proje yürüttüğünü ve proje alanının tapusunun Hazine adına kayıtlı olduğunu iddia etti.
Vatandaşlar ayrıca, aynı alanın bitişiğinde bulunan yaklaşık 30 lojmandan oluşan yapılar için de proje hazırlandığını, burada yaşayanlara tahliye yazıları gönderildiğini öne sürdüler.
Bunlar birer iddiaydı. Benim görevim ise bu iddiaları doğrulatmak ya da yalanlatmak ve belediyenin görüşünü almaktı.
Bu nedenle Pendik Belediyesi'ni aradım. 444 81 80 numaralı çağrı merkezini (pazartesi saat 11 gibi) üç kez aradım. Her aramamda yaklaşık 6-8 dakika bekledikten sonra bağlanabildim. Basın Müdürlüğü'ne yönlendirildim ve kendisini Yusuf Bayazıt olarak tanıtan bir personelle görüştüm.
Kendisine konuyu anlattım. Yapacağım haberin tek taraflı olmaması için belediyenin görüşünü almak istediğimi, ilgili bilgilerin ancak Basın Müdürü ya da Basın Danışmanı tarafından toparlanabileceğini ifade ettim. Numaramı bırakabileceğimi, uygun olduklarında beni aramalarını rica ettim.
Ancak "Numaranızı alamam, daha sonra tekrar arayın." cevabını aldım.
Bunun üzerine, üç kez aradığımı ve toplam yaklaşık 20 dakika hatta beklediğimi hatırlatarak, madem numaram alınmıyor, o halde Basın Müdürü'nün telefon numarasını vermelerini rica ettim. Buna da "Veremem." cevabı verildi.
Doğal olarak tepki gösterdim.
"Basın Müdürlüğü'nün vermesi gereken bir bilgi için ne benim numaramı alıyorsunuz ne de yetkilinizin numarasını veriyorsunuz. Böyle bir iletişim anlayışı olamaz." dedim.
Bunun üzerine görevli, "Benimle bu şekilde konuşamazsınız, iyi günler." diyerek telefonu yüzüme kapattı.
Oysa konu tamamen basının ilgi alanına giren bir konuydu. Ancak görüştüğüm personel, konuyu anlamak yerine sürekli olumsuz yanıt vermeyi tercih etti.
Nitekim basına da yansıyan haberlerde, Pendik Çamçeşme Mahallesi'nde yaklaşık 31 dönümlük alanda Gençlik, Spor ve Kültür Merkezi yapılacağı, projenin maliyetinin 1 milyar 453 milyon lira olduğu, ihale sözleşmesinin 12 Haziran 2026 tarihinde imzalandığı ve yapım işinin belediye şirketi PENYAPSAN A.Ş. tarafından gerçekleştirileceği bilgileri yer aldı.
Proje kapsamında Kur'an kursu, spor ve eğitim kompleksi, ilkokul, ortaokul, lise ve lojman alanlarının bulunduğu belirtiliyor.
İşte vatandaşların iddiası da tam bu noktada başlıyor. Söz konusu projenin uygulanacağı alanın Hazine arazisi olduğu öne sürülüyor.
Ben de bu iddiayı doğrulamak ya da yalanlamak için Pendik Belediyesi Basın Müdürlüğü aracılığıyla, belediye bünyesinde hizmet veren İmar ve Şehircilik Müdürlüğü'nden resmi bilgi almak istedim.
Çünkü normal şartlarda bir gazeteci doğrudan ilgili müdürlüğü arasa bile Basın Müdürlüğü'ne yönlendirilir. Açıklama yapılıp yapılmayacağına da yine Basın Müdürlüğü, gerekli kurum içi iletişimi sağladıktan sonra karar verir.
Kısacası ben görevimi yaptım.
Şimdi soruyorum:
Basın Müdürlüğü'nün görevi gazetecinin bilgiye ulaşmasını sağlamak mı, yoksa bilgiye ulaşmasını engellemek mi?
Çünkü bilgi vermekten kaçınmak iddiaları ortadan kaldırmaz; aksine kamuoyundaki soru işaretlerini daha da artırır.