İster gözaltında, ister tutuklu olsun zindanlarda...

Ya da tahliye olup serbest yargılansın özgürce... Yeter ki tam da zamanında yerini bulsun adalet!

Çünkü geciken adalet adalet değildir!..

Çünkü geciken adalet: İnsanlık onuruna, ahlaka, vicdana, inanca, aile bağlarına ve de bir millet olma hukukuna vurulan en ilkel darbedir!..

12 Eylül 1980 Darbesi sonrasında; bir dilekçeyle tahliye edilenlerle beraat edilenlere canlı tanık olduk. Kısacası o darbeli dönemde bir dilekçeyle gelen adaletin canlı tanığıyız.

Hatta bu yazıyı yazan ben hem kendim için hem de zindanda benimle birlikte yatanlar için o tek dilekçelerle adalete ulaşarak özgürlüğe kavuştuk.

Çok karanlık ve çok zor günlerdi o darbeli 12 Eylül 1980 sonrası...

Çünkü her yaştan, her cinsten ve her sosyal statüyle... Çalışmayıp evinde oturanlarla...

Öğrenciler de ihbar edilerek mağdur ediliyordu. Dileriz ki, ülkemize bir daha o dumanlı ve utanç günlerini yaşatmaz iç ve dış güçler... Çünkü güvenlik güçlerinin merkezleriyle Sıkı Yönetim Adlı Müşavirlikleri hem işlem yapılan yurttaşlarla hem de evraklarla dolup taşıyordu o günlerde.

İşte böyle bir kargaşada biz de iki arkadaşımızla birlikte darbeli zindana konanlardanız (26 EYLUL 1980)...

Elbette sonrası da var bu gidişin... Hem de kaç yıl... İşte tam da o yıllarda: DARBELİ DÖNEMİN ADALETINE TANIK OLDUK. GERÇEK ANLAMDA ADALET DAĞITAN, GÜVENLİK GÜÇLERİNDEN SAVCI VE YARGIÇLARA KADAR HERKESE BİR KEZ DAHA SAYGI SEVGİ VE SELAM OLSUN... ARAMIZDAN AYRILANLARA RAHMET, HAYATTA OLANLARA DA CAN SAĞLIĞI DİLİYORUZ. ELBETTE Kİ, UYGULADIKLARI BAĞIMSIZ VE GERÇEK ADALETTEN ÖTÜRÜ...

GERÇEK ŞU Kİ, O GÜNLERDE TERAZİNİN KEFESİNE İHANET EDENLER DE OLABİLİR. NE VAR Kİ, BİZ ADALET DAĞITANLARDAN SÖZ EDİYORUZ!..

Gelelim o günlere: Basın iş kolunda başkanlık yaptığımız o günlere...

12 Eylül 1980 Darbesi öncesinde üyelerimiz için düzenlediğimiz eğitim seminerini, sanki 12 Eylul sonrası yapmışız gibi ihbar edenlerin yüzünden; ben ve iki işyeri baştemsilcisi arkadaşım, kendimizi Sıkı Yönetim Selimiye zindanlarında bulduk. Oraya gelmeden önce hem semt karakolunda hem de geceyi geçirdiğimiz Sirkeci'deki meşhur 2. Şube'nin Sansaryan Han'daki tabutluk hücrelerini de görüp yaşadıktan sonra, Gayrettepe'deki Siyasi Şube'de de derdimizi anlatamadık. "Biz semineri 12 Eylül öncesi yaptık niye buradayız?" Dedikçe, "derdinizi Sıkı Yönetim Adli Muşavirlilği'nde anlatın" diyerek kesip attılar.

Orada da değişen biri şey olmadı ve zindana koydular bizi. Elbette ayrı koğuşlara... Derken tanışma faslı başladı. Kimi öğrencinin kitabının arasında Nazım Hikmet şiiri bulunmuş, kimi 80 yaşında mahalleye su gelsin diye dilekçeye imza koymuş, "vay sen misin su heyeti üyesi terörist?" Deyip, 80'lik dedeyi de zindana koymuşlar... Daha neler neler...

Kimin kime garezi varsa; bir sağcı-solcu yaftalamasıyla alçaklık ederek ihbarla attırmışlar buraya...

Devreye, siyasal çıkardan, siyasal kin ve intikama, hatta inanç farklılığına kadar, nice utanç ihbarlarını sokarak yurttaş yurttaş zindana koydular.

Kurunun yanında yaşlarla... Kim vurduya giden nice başlar hep zindandaydı.

Hem komuta kademesi hem de zindanda olanlar, benim sarı basın kartı sahibi gazeteci olduğumu biliyordu. Derken bir gün nöbetçi başçavuşa: "Ben bir dilekçe yazıp size vereyim, yukarıda Adlı Müşavirliği veriniz belki şu 80'lik dedeyi tahliye ederler" dedim.

Dilekçeyi yazıp dedeye imzalatarak verdim. Böylece 4-5 saat sonra dedeyi tahliye ettiler...

Derken sırayla tek tek dilekçeler yazarak, koğuşta çok kişinin tahliyesine sebep olduk.

Ben ve iki arkadaşıma gelince; biz de tam 28. Günde özgürlüğe kavuştuk. İşimiz gereği; Hem yazan hem söyleyen olunca, yıllarca İstanbul'daki 3 Sıkı Yönetim Mahkemesi'nde de yargılandık. Yetmedi Normal Mahkemelerin Ağır Ceza, Asliye Ceza ve Sulh Ceza mahkemelerinde de yargılandık elbette. Söyledikçe, yazdıkça sürekli hesap sordular.

İşte bunlardan sadece biri... Bir Emekçi Panelinde: "Darbeci Kenan Evren ve arkadaşları, silah zoruyla emek sömürüsü yaptılar" dediğim için, kendimi önce savcılıkta, sonra da Mahkeme'de buldum.

İlk duruşmada berat edince, üyeler ve gazeteciler tarafından büyük bir alkış koptu. Çünkü orada adalet yerini buldu.

Şunu da belirteyim: Gerek Sıkı Yönetim, gerekse normal mahkemelerde yargılanırken, asla avukatım olmadı. dosyalara koyduğum o bir tek savunma dilekçelerini de kendim yazdım. Duruşmalarda savunmaları da kendim yaptım.

76 Yıllık ömrümde: "12 Mart 1971 darbesinden 12 Eylül 1980 darbesine kadar... Öğrencilik yıllarımla çalışma hayatımda çok yargılandım çok...

Bugün tertemiz olan sicilimizi; işte o gerçek adalet terazisiyle insanlık onurunu ayakta tutanlara borçluyuz!

Bir insan ve bir yurttaş olarak: Onur ve Gurur duyduğum, GERÇEK BİR ADALET IŞIĞINDA YARGILANARAK ÖZGÜRLÜK IŞIĞINI GÖRENLERDENİM.

Hem de kimi zaman kendimiz, kimi zaman da başkaları için yazdığımız bir tek dilekçeyle görenlerdeniz.

Yaşasın Bağımsız Yargı... Yaşasın Adalet Dağıtan; Güvenlik Güçlerinden, Savcı ve Hakimlere Kadar Herkes...

HELE HELE BİR DİLEKÇEYLE ADALET DAĞITAN HERKES...

Biz yaşadık gördük.

Darısı tüm adalet arayanların başına...