Skorborda bakıp aldanmak, bizim futbol iklimimizin en kronik hastalığıdır. Dün gece Torino’da hakem son düdüğü çaldığında, Şampiyonlar Ligi’nde son 16 turuna kalan bir Galatasaray vardı. Ama o son düdüğe kadar geçen sürede sahada bir "takım" var mıydı? İşte burada devrelerimiz yanıyor.
İstanbul'da oynanan ilk maçtaki o görkemli 5-2’lik galibiyetin, takımın üzerine bir rehavet değil, tam anlamıyla bir "illüzyon" serdiğini acı bir şekilde gördük. Juventus deplasmanında Galatasaray, maça çıkmamış; adeta sahaya sürüklenmiş. İtalyanlar durumu 3-0'a getirdiğinde, hatta o dördüncü golü ceza sahası içinde defalarca kaçırdığında, kenar yönetiminin de sahadaki on birin de basireti bağlanmıştı.
Eğer Juventuslu oyuncuların son dakikalarda ve uzatma bölümlerinde fiziksel olarak pilleri bitmeseydi, o meşhur İtalyan kondisyonu iflas etmeseydi, bugün destansı bir turu değil, tarihi bir hezimeti konuşuyorduk. Galatasaray’ın bulduğu o iki kontratak golü, taktiksel bir dehanın veya uyanışın eseri değil; tamamen rakibin fiziksel çöküşünün bir lütfuydu. Torino'da Galatasaray sahadan silindi, turu getiren şey ise sadece tükenmiş bir Juventus'tu.
Asıl tehlike de burada başlıyor. Galatasaray’ın bu sezonki performansı, bozuk bir asansör gibi; ne zaman hangi katta duracağı, ne zaman halatının kopacağı hiç belli olmuyor. Hatırlayın, Şampiyonlar Ligi'nin açılış perdesinde Almanya'da alınan o ağır 5-1'lik Eintracht Frankfurt mağlubiyetini... O gün de sahada reaksiyon veremeyen, kırılgan ve ne yaptığını bilmeyen bir takım vardı. Dün akşamki takımla Frankfurt maçındaki takım ikiz kardeş gibiydi.
Sadece Avrupa'da değil, ligde de bu "Jekyll ve Hyde" sendromu devam ediyor. Daha geçtiğimiz günlerde Konyaspor karşısında alınan o tatsız mağlubiyet, Frankfurt maçının da, dünkü Juventus kabusunun da küçük bir fragmanıydı aslında. İç sahada coşkuyla, taraftarın rüzgarıyla şahlanan takım, konfor alanından çıktığı anda sıradanlaşıyor. Dirençsiz, kırılgan ve en kötüsü de "tepkisiz" bir futbol oynuyor. Halbuki Galatasaray deplasmanda daha iyiydi bu yıl.
Son 16 turu, Türk futbolu için büyük bir başarı, buna şüphe yok. Kasa dolacak, prestij artacak. Ancak bu inişli çıkışlı, karakteri oturmamış oyun yapısıyla Şampiyonlar Ligi'nin bir sonraki virajı dönülemez. Karşınıza fiziksel olarak düşmeyen, dördüncü golü ararken hata yapmayan bir takım çıktığında, o kontratak fırsatlarını rüyanızda bile göremezsiniz.
Galatasaray’ın acilen bir deplasman kimliğine, bir "B planına" ve en önemlisi saha içi direncine ihtiyacı var. Aksi takdirde, bu tur sevinci, yaklaşan daha büyük bir fırtınanın sadece geçici bir molası olarak kalacak.