Çıldır Gölü Festivali iptal edildi.
Ama görünen o ki iptal edilen sadece bir festival değil.

Kars ve Ardahan’da yükselen tepki artık münferit bir serzeniş değil; biriken bir rahatsızlığın dışavurumu. Soğuğa, kara, zorlu yollara rağmen Çıldır Gölü’ne ulaşan insanlar, kendi imkânlarıyla etkinlik yaptı. Çünkü mesele sadece eğlenmek değildi; mesele sahip çıkmaktı.

Bölge insanı soruyor:
Bu karar gerçekten zorunlu muydu, yoksa tercih mi?

Yıllardır “kış turizmi”, “kalkınma”, “tanıtım” deniliyor. Tam da bölge adını duyurmaya başlamışken, tam da Doğu Ekspresi ile, sosyal medya paylaşımlarıyla, gençlerin ilgisiyle bir ivme yakalanmışken festivalin iptal edilmesi ister istemez soru işaretleri doğuruyor.

Vatandaşların anlattıkları tablo iç açıcı değil:

Uçak seferlerinin iptal edildiği ya da başka illere yönlendirildiği belirtiliyor.
Doğu Ekspresi yolcularının farklı şehirlerde saatlerce bekletildiği ifade ediliyor.
Yolların zaman zaman kapalı kaldığı, karla mücadelenin yetersiz bulunduğu dile getiriliyor.
Şehir içindeki altyapı sorunlarının ise hâlâ çözüm beklediği konuşuluyor.

Bir diğer tartışma konusu ise Çıldır’a giden yol üzerindeki trafik uygulamaları.

Zaten bozuk ve yer yer riskli olduğu ifade edilen yolda, hız sınırının 50 km olarak uygulanması ve bu sınırı aşan sürücülere yeni düzenlemeler kapsamında yüksek tutarlı cezalar yazıldığı belirtiliyor. Özellikle yolun boş olduğu anlarda yapılan denetimlerin birçok sürücü tarafından “ölçüsüz” bulunduğu, bunun da ciddi tepkiye yol açtığı görülüyor.

Elbette trafik güvenliği vazgeçilmezdir.
Ancak sürücüler şu soruyu soruyor:

Yol standardı tartışmalı olan bir güzergahta, turizm yoğunluğunun yaşandığı bir dönemde bu kadar sert bir uygulama doğru zamanlama mı?

Turizmi canlandırmak istenen bir bölgede ziyaretçilerin kendilerini sürekli denetim baskısı altında hissetmeleri, algıyı nasıl etkiler?

Buna karşılık denetimlerin, kontrollerin ve cezaların arttığı yönünde güçlü bir kanaat oluşmuş durumda. Turizm sezonunun ortasında yapılan uygulamaların ziyaretçileri tedirgin ettiği açıkça dile getiriliyor.

İnsan sormadan edemiyor:
Turisti çekmek mi istiyoruz, yoksa sınamak mı?

Göl kenarındaki işletmeler yatırım yapmak isterken önlerine çıkan bürokratik engeller konuşuluyor. Küçük esnaf ayakta kalma mücadelesi verirken, bölgenin turizm potansiyeli her şeye rağmen kendi enerjisiyle ayakta kalmaya çalışıyor.

Ve belki de en dikkat çekici olan şu:
Tüm tartışmalara rağmen Kars ve Ardahan dolup taşıyor. İnsanlar geliyor. Soğuğa rağmen geliyor. Uzaklığa rağmen geliyor. Çünkü bu coğrafyanın ruhu güçlü.

“Kristal Karlar Ülkesi” denilen bu topraklar, potansiyelini halkın enerjisinden alıyor. Eğer bir gün planlı, öngörülebilir ve destekleyici bir turizm politikasıyla buluşursa, sadece bölgenin değil, ülkenin en önemli kış destinasyonlarından biri olabilir.

Festival iptal edilebilir.
Cezalar yazılabilir.
Ama bir şehrin umudu ve iradesi cezayla susturulamaz.

İptal edilen festivalden geriye haber merkezimize yollanan halkın kendi arasında yaptığı bu kutlama görüntüleri kaldı;