Ortadoğu’da değişmeyen tek şey varsa, o da büyük güçlerin aynı senaryoyu farklı aktörlerle tekrar tekrar sahneye koymasıdır. Bugün yaşananlar da bu gerçeğin yeni bir perdesidir. Sürgünde yaşayan Kürt sanatçı Şivan Perver’in gözyaşları içinde yayımladığı video, aslında yıllardır dile getirilen bir hakikatin geç de olsa yüksek sesle itirafıdır: ABD, Kürtleri kullandı ve işi bitince ortada bıraktı.

Bizler uzun yıllardır, PKK’nın ve benzeri yapıların ABD ve onun uzantıları tarafından kullanıldığını söylediğimizde, ne yazık ki bazı Kürt ama PKK sempatizanı çevreler tarafından “yanılıyorsunuz” denilerek suçlandık. Oysa bugün gelinen noktada, sadece Türkiye’de değil, Irak ve Suriye Kürtleri açısından da bu yapının bir yük haline geldiği artık açıkça ifade ediliyor.

Nitekim Kuzey Irak Kürt Yönetimi Başkanı Mesut Barzani’nin PKK’ya yönelik sert açıklamaları da bu gerçeğin bir başka teyididir. Barzani açıkça, PKK’nın Irak ve Suriye Kürtlerinin sırtında bir kambur olduğunu söylüyor. Bu sözler sıradan değil; bölgedeki dengeleri bilen bir aktörün itirafıdır.

Türkiye içinde ise bu tartışmalar siyaset zeminine de yansımış durumda. DEM Parti ile MHP arasında yaşanan sert polemikler, meselenin ne kadar derinleştiğini gösteriyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, SDG’nin Kürtleri temsil etmediğini söylemesi üzerine DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın “SDG bal gibi Kürtleri temsil ediyor” şeklindeki yanıtı, Kürt meselesi üzerinden yürütülen algı savaşının bir başka boyutudur.

Öte yandan DEM Parti heyetinin Suriye Kamışlı ’ya gitmesi ve bu ziyaretin içeriğine dair henüz bir açıklama yapılmaması, soru işaretlerini artırmaktadır. Kimlerle görüşüldü, hangi başlıklar ele alındı, bu temaslar kime ne mesaj taşıyor? Kamuoyu bu soruların cevabını bekliyor.

Gelelim asıl meseleye… ABD Ortadoğu’da yine bilineni yapıyor. Önce vekil güçler oluşturuyor, onları silahlandırıyor, bölge halklarını birbirine kırdırıyor. Ardından “benim askerimin burnu kanamasın” diyerek sahadan çekiliyor. Kaos derinleştiğinde ise “düzen kurucu” rolüyle geri dönmenin hesabını yapıyor.

Bugün ABD’nin Suriye’den çektiği askerlerin ardından, yabancı uyruklu SDG’lileri Irak’ta toplama girişimi tesadüf değildir. Bu hamle, yeni bir çatışma alanının altyapısıdır. Parçalanmış, yorgun ve birbirine düşman edilmiş halklar üzerinde yeniden tahakküm kurma planının bir parçasıdır.

Ve evet, sıradaki hedefin İran olacağı artık yüksek sesle konuşuluyor. “Durmak yok, öldürmeye devam” anlayışıyla şekillenen bu emperyal plan, Ortadoğu’yu kalıcı barıştan her geçen gün daha da uzaklaştırıyor.

Kürtler bir kez daha büyük güçlerin satranç tahtasında piyon yapılmak isteniyor. Tarih ise defalarca gösterdi: Bu oyunda kazanan ne Kürtler oldu ne de bölge halkları. Kazanan hep silah tüccarları ve küresel çıkar odakları oldu.

Artık sorulması gereken soru şudur: Aynı senaryoyu kaç kez yaşamak gerekiyor ki, bu oyunun farkına varılsın? Kardeşliğimizi ve huzurumuzu emperyalizmin çıkarına kurban etmeyelim..